kapat
02.01.2002
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
banner
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Allah Türkiye'yi felaket tellallarından korusun!..

İşte yeni yıl için en büyük dileğim bu.. "Allah Türkiye'yi felaket tellallarından korusun.."

Türkiye'de kriz, bu kadar derinlere daldıysa, bu kadar uzadıysa, bunun en büyük sorumlusu medyadaki felaket tellallarıdır..

Sözüm ona ekonomi uzmanı geçinip, halka geçen yıl boyunca, korku, dehşet, umutsuzluk vererek, ekonominin canına asıl okuyanlar onlardır..

Onlar olmasa, dolar 1 milyon lirayı geçmez, onlar olmasa borsa bu kadar düşmez, onlar olmasa, işler bu kadar bozulmaz, bu kadar işçi çıkartılmaz, bu kadar iş yeri kapanmazdı..

On para etmediği kısa zamanda ortaya çıkan tahminleriyle, halkın Türk parasına güvenini yok ettiler.. Onları dolara saldırmaya tahrik ve teşvik ettiler.. Dolar dünyada düşerken bizde bu yüzden arttı. Halkı öyle korkuttular ki, bankalara batacak, kalanlara devlet el koyacak, dolarlarınızı bankadan çekmeniz dahi mümkün olmayacak havasını öyle yarattılar ki, dolara çevrilen paralar, ekonomiden de çekildi ve yastık altında saklanmaya başlandı..

Öyle kara tablolar çizdiler ki, parası olanlar da en küçük harcamaları, yüzde yüz gerekli değilse yapmaz oldular.. Tüketim durdu. Stoklar, depolar dolup, malı koyacak yer kalmayınca, üretim de durdu.

Servis sektörünü, bu sektörde para harcayanları adeta "Hedef" göstererek çökerttiler.. Parası olup saçar gibi harcayacak güçte ve alışkanlıkta olanlar da piyasadan çekildi.

Oysa, parası olanların harcaması, krizden çıkışın en önemli yoluydu. Örneğin, nerdeyse krizin sebebi gibi hedef gösterilen Laila'da, bir zenginin ödediği 100 milyon lira, yüzlerce vatandaşın evine fasulye parası götürmesine yol açıyordu.. Ahçısı, garsonu, komisi, koruması, araba çeken valeleri ile yüzlerce insan orada çalışıyordu, görünen.. Ama misli misli yüzlerce de görünmeyen vardı.. Orada yemeğe dönüşen eti yollayan kasap, ona yollayan toptancı, ona yollayan hayvan besleyicisi.. O besleyeciye yem satan tüccar, yemi üreten fabrikada çalışanlar.. Antalya'daki meyve, sebze seracısı.. O seraya naylon, o seraya gübre satanlar.. Bunları üreten fabrikaların işçileri.. İstanbul'a getiren kabzımal.. Toptancı halindeki, iş verenler, hamallar.. Restorana servis yapan manav.. Oradan malı getiren kamyonet.. Disk jokeyin çaldığı CD'leri yapan firmaların yüzlerce çalışanı.. O CD'yi hazırlayan sanatçılar..

Ekonomi öyle bir zincir ki, uçsuz bucaksız.. Bu zinciri döndüren çark da harcama.. Harcama durdu mu, zincirdeki her halka zayıflar.. En zayıf halkalar kopup gitmeye başlar, sıra ile..

Bir Laila deyip geçerken, o zenginin bıraktığı 100 milyon liranın kaça bölündüğünü, kaç aileye dağıldığını işte bu yüzden tam tahmin edemezsiniz.. Bin.. Milyon?.. Kaç milyon?..

O saldırılan Laila.. O Laila'da para harcadıklarım için nerdeyse lanetlenen insanlar..

Robin Hood ne yapıyordu?.. Zenginden alıp, fakire veriyordu.. Peki Laila'da ne oluyor?..

Bunu dahi düşünmekten aciz değillerdi tabii, bu ekonomi uzmanları.. Ama onlar umut vermekten zevk alamıyorlardı. Gıdaları felaket tellallığı idi..

Yaz aylarında işler biraz toparlanır gibi olmuştu.. Halkın umuduna derhal limon sıktılar.. "Eylül ve ekimde bu günleri çok arayacaksınız.." diyerek..

Eylül ekim, daha iyi oldu.. "Siz aralığa bakın.. Kan kusacaksınız" diye yazdılar, bu defa utanmadan.. Bir Sabah, bir Mustafa Sarıgül yetti, ülkeyi kıpırdatmaya.. Aralık, yılın en iyi ayı oldu.. Ekonomi uzmanı tellalların 2 milyon olur, dediği dolar, 1.5'un bile altına düştü.. Bu sırada, Arjantin'de halk sokaklara dökülmüştü..

"Farkı fark edin" diyeceklerine, iğrenç tellalıklarını sürdürdüler..

"Aslında farkımız yok.. Bizim halk da yakında sokağa dökülür.."

Dökülse, ülke batsa "Biz demedik mi" diye yakacaklar..

"Biz demedik mi" demek için insan, ülkesinin, ulusunun batması için dua eder mi?..

Bunları iyi tanıyın.. Bunlar eder..

İnsanım sokağa dökülürse, zil takıp oynayan bu kınalılar en başta olacaklardır hiç merak etmeyin..

Ama bu olmayacak.. Bu hayallerine ulaşamayacaklar.. Çünkü insanım bunları tanıdı.. Bunlara artık itibar etmiyor.. Türkiye bunlara rağmen, 2002 yılına, çok iyimser, çok umutlu giriyor..

Hele bu tellallar bir de gölge etmeseler, öyle hızlı yol alacağız ki!..

Gene de alacağız.. 2002 Türkiye'nin yılı olacak, göreceksiniz!..

Yeni yılınız, kutlu, mutlu, umutlu olsun!..

Artun'un yemek haritası!..
"Fenerbahçe şampiyon olamadı, sevgiliniz randevusuna gelmedi, dairede amirinizle atıştınız, çocuğunuz sözünüzü dinlemiyor, siyasal istikrarsızlık bunaltıyor vb, üzgünsünüz, gerginsiniz. İlaç alıp rahatlamak yerine, şöyle deniz kenarında bir dolaşsanıza avare avare, yeni yüzlerle tanışsanıza.. Paşalimanı'ndaki minicik balıkçı barınağında mesela... Dar merdivenden inin, balıkçı dostların arasına karışın... Bir dinleyin muhabbeti, unutursunuz derdinizi..."

Hıımmm... Anlaşılıyor ki, sevgili Artun Ünsal, son yıllarda hemen hemen bütün zamanlarını "Fenerbahçe yüzünden" yukarıdaki cümlelerle anlattığı Paşalimanı Balıkçı Barınağı'nda geçirmiş olmalı!...

Önümdeki "Benim Lokantalarım" kitabını da "herhalde" orada yazmıştır!..

Aslında, sevgili Ünsal'a gücenmiş olmam ve bu kitapla ilgili görüşlerimi yazmamam gerekirdi!.. Elbette, şaka.. Ama her şakada bir mesajın saklı olduğu da muhakkak..

Taaa Urla'lara gelmiş; "Urla Merkez Et Lokantası'nı bile yazmış", ama "Uluçpalas"a uğramadan geçip gitmiş; olur mu?

Bir gece lokantada yemek yerken, kafamı kaldırdım, ne göreyim; Artun Ünsal'ın lokanta için yazdığı yazıyı çerçeveletip, duvara asmışlar!..

Buralara geldiğini, oradan öğrendim!..

Hayatımda tanıdığım güzel insanlardan biridir, Artun Ünsal.. Çok renkli, çok yönlü bir gazetecidir, binlerce öğrenci yetiştiren değerli bir hocadır, araştırmacıdır, dosttur, arkadaştır.. Bunların da ötesinde zor bulunan bir sohbetdaştır ve eskilerin deyimi ile, yooo, bizden de eskilerin deyimi ile "şikemperver; yani "yemeksever'dir!.."

"El kararı.. Göz kararı.. Damak tadı.." şikemperver'i..

Herkes ona "gurme" demeye çalışıyor, o "Hayır" diyor; "Ben gurme değilim, yemekseverim!.."

Yemek üzerine, lokantalar üzerine, zeytin üzerine, peynir üzerine araştırmalar, TV'lerde programlar, belgeseller yaptı ve kitaplar yazdı!..

İstanbul'da ve de Anadolu'da zenginlerin gidip yemek yedikleri pahalı yerleri de, herkesin kesesine göre doyacağı, çoluk çocuk gidebileceği, kendi deyimi ile cep yakmayan lokantaları da yazdı, Ünsal!..

"Benim Lokantalarım"; Anadolu'dan İstanbul'a gidecekler için de, Anadolu'da Rize'den, Antakya'ya kadar dolaşacaklar için de tam bir yemek haritası!.

"Nerede, ne yemek için hangi lokantaya gideceksiniz ve de oradaki yemekleri nasıl yiyeceksiniz?"

Yapı Kredi Bankası Kültür Yayınları'nın yayınladığı kitap, sadece şikemperverlerin değil, ağız tadıyla ve keyifle yemek yemek isteyen ama kazıklanmak da istemeyenler için.

Evlerinde ya da seyahat ediyorlarsa yanlarında olması gereken bir eser..

İznini de almadım ama, söyleyeyim; şu anda 60 yaşında olan Prof. Dr. Ünsal'ın, bu ömre ne kadar çok şey sığdırmış olduğunu kitabın önsözünde okuyunca şaşırıyorsunuz!.

Kan Davası.. Kamil ve Meryem'e dair.. Süt Uyuyunca.. Türkiye Peynirleri.. Ölmez Ağacın Peşinde.. Türkiye'de Zeytin Ağacı ve Zeytinyağı.. Bunlar kitaplarından sadece bir bölümü ve Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmış olanları..

Kolej'de okurken, milli takımda yarışan bir sprinterdi Artun.. Hızı, orda öğrenmiş olmalı..

ocaluluc@beko.net

500 milyardan büyük ödül!..
Kenan Işık'a fena halde kızmış ve yarışmayı izlemekten vazgeçmiştim, TV yarışmaları benim hobim olduğu halde.. Amerika'ya gidişlerimde beni TV başında yarışma izlerken görenler "Sen gerzek misin?.. Burada görülecek o kadar şey varken ve vaktin bu kadar azken.." derlerdi.. Öyle hobi..

Kenan Işık, çok iyi yarışan bir yarışmacının bence yolunu kesmişti. İlk defasında adam doğru yanıt verdiği halde, Işık kafasını adeta zorla çelmiş, üç jokerinin üçünü de kullandırmış, adam gene doğru yanıtı seçtiği halde, gene ısrar ederek değiştirtmiş ve sonunda yanlış yanıta turuncuyu yaktırıp elenmesine sebeb olmuştu.

Dış ülkelerde, sunucu, soru üzerinde asla konuşmaz. Yarışmacıyı asla saptırmaz, onu şaşırtan, jestler, mimikler yapmaz, sözler söylemez. Yaptığı uzayan düşünce boşluklarında geyik muhabbetidir, o kadar.. Ve de hep ayni ton ve ifade ile, çek, joker teklif edip, "Emin misiniz, son kararınız mı" demek. Bu son yanıta da "Evet" dendikten sonra da, asla ve asla başka laf etmeden, aynen ve anında uygulamak.

Bu ülkede "Güven" denince adı en önlerde gelen Sevgili Işık'ın bu yanlışını affedilmez bulmuş hatta "İstediklerine kazandırıyor, istemediklerini eliyorlar, demek" diyecek kadar abartmıştım. Yarışmayı da izlemez olmuştum..

Geçenlerde zaplarken tesadüf, baktım, çiftler halinde yarışıyorlar. Merakımı çekti, kaldım.

Baktım, Kenan Işık çok değişmiş.. Yani batılı benzerleri gibi tam işin dışında kalmıyor. Ama yanlışa da sevketmiyor..

Bu çift fevkalade güzel yarışıp 8 milyar kazandılar. Sağlama alınacak 16 milyarlık çok önemli soru "Susuz Yaz ve Yılanların Öcü"nün yönetmeni idi.. Karı koca, hemen Lütfi Akad dediler, ama emin değillerdi.. Yüzde 50 jokerde Akad ile Metin Erksan kaldı. Telefon jokeri kullandılar. Akad çıktı. Seyirci jokeri de kullandılar. Onda da Akad çıktı. Kendi ilk akıllarına gelen Akad.. Tüm jokerler Akad.. Buna rağmen, son anda erkek "Benim içimden Metin Erksan geliyor" dedi.. Başından beri Akad giderken, bu his nerden çıktı, anlamak güç.. Ama asıl güzeli.. Baştan beri Akad diyen, her jokerde Akad'ı gören eşinin, işte tam bu anda tereddüt etmeden "Eşime güveniyorum. Metin Erksan" demesine bayıldım.. İşte bence bu çiftin o geceki en büyük ödülü buydu.. Birbirlerine böylesine güven içinde olmak, 500 milyara satın alınmaz.. Tüm dünya tersini söylerken, kendi kararlarında, sadece bir hisse dayalı olduğu halde, böylesine kenetlenmek, 500 milyarı aşar.

Ödülü para olarak da aldılar. Metin Erksan doğru yanıttı. Benim için olmasa da fark etmezdi ya.. Ondan sonraki kolay soruyu da bilip, 32 milyarla yarışmadan ayrıldılar.

TEBESSÜM
Kadın psikoloğa, kocasının kendisiyle sevişmediğini anlatmaktadır. Psikolog kadına, "Yarınki seansa kocanızı da getirin" der. Kadın ertesi gün kocasıyla birlikte gelir. Doktor kadına soyunup yatağa uzanmasını söyler ve adamın gözünün önünde kadınla uzun uzun sevişir. Sonra kadının kocasına döner: "Gördün mü, böyle olacak hem de haftada en az 3 defa..."

Koca: "İyi de her defasında benim de gelmem gerekiyor mu?"

SEVDİĞİM LAFLAR
İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır: Bazen gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi, yerinden kımıldayamaz. Voltaire

BİZİM DUVAR
Elin Japon kızı koca bulmak için geldiği Türkiye'de hiçbir erkeği beğenmedi. Bir bu eksikti. Japonlar da nereye yatırım yapacağını şaşırdı. Hakan&Utku



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır