1975 yılından bu yana, tam 27 yıldır yeni yılı, evimde, televizyon karşısında kutlarım. Yılbaşlarında bir yerlere gidip, eğlenmek, son çeyrek asırdır haramdır bana! Bu yıl da öyle oldu. Elimde uzaktan kumanda, televizyonum ne kadar kanalı gösteriyorsa, yeni yılın ilk saatlerine kadar, hepsini izlemeye çalıştım.
Önce peşin peşin şunu belirteyim. İçimdeki o büyük yeni yıl coşkusunu maalesef ekranların çoğunda göremedim. Hele, hele yeni yıla girerken hiç göremedim. Nerede Avrupa ekranları, nerede bizim kanallar.
Saatler 01.00'i gösterirken Avrupa kanallarında geziniyordum. İmrendim adamlara. Yeni yıla 10 saniye kala, batı ekranları hep birden geri sayıma başladı. 9, 8, 7, 6... Lazerle yazılmış rakamlar, çığlıklar, alkışlar arasında ekrana geliyordu. 5,4,3,2.... Sayılar büyüyor, ekranı bir baştan, bir başa kaplıyordu. Ve sonunda 1 rakamı geliyordu ekrana. Müthiş bir coşku. Sokakta, stüdyoda. Ekrandaki o büyük coşku, sizi ister istemez onlara ayak uydurmaya zorluyordu. Yerinizde duramıyorsunuz. İçinizde çağlayanlar akıyor, volkanlar patlıyor. Yeni bir yıla, girilmesi gerektiği şekilde, güle oynaya, havalara zıplaya zıplaya giriyorsunuz. İşte; televizyonculuk bu.
Neyse; gelelim, bizim ekranlardaki yılbaşı eğlencelerine.
Saat 21.00'e geliyor. Milletin yılbaşı sofrasına oturduğu saatler. Star'da bin kez izlediğimiz Hababam Sınıfı filmi. Ayıptır beyler, ayıptır.
Vay be! Daha yazının başındayım, bana ayrılan yer bitti.
N'apalım, yılbaşı ekranını eleştirmeyi yarın da sürdüreceğiz.