kapat
31.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Fener kedi bile alamaz

Bazı şeyleri anlamak mümkün değil. İnsanlar, bir şeyi tenkit ediyorlar, ikinci uygulamalarında veya alternatif çözümlerinde birinci tenkitlerinin yanında yer alıyorlar.

Denizli, Fenerbahçe'de istenileni verememiştir. Yani Fenerbahçe takımı, seyircisinin stada akın ettiği, çatır çatır mücadele eden ve koşan bir takım olamamıştır. Bunun da sorumlusu Denizli'dir. Yoksa Denizli ile belki bu sene de şampiyonluk gelebilirdi. Nasıl mı? Rakipleri çok puan kaybederlerse...

Beşiktaş bundan sonra kolay kaybetmez, Galatasaray'ın ne yapacağı belli değil. Fenerbahçe ise ancak onlara göre bir şey yapabilir. Yani bu kadar yatırılan paraya, yönetimin verdiği emeğe rağmen Fenerbahçe amirâl gemisi olamamıştır. Başarı, şu anda Fenerbahçe'ye değil, diğer takımlara endekslenmiş durumda. Peki o zaman Mustafa Denizli'nin yardımcısı kim? Oğuz.

Futbol takımlarında bir olay vardır. Biz futbolcuyken, derdik ki; "Teknik direktör Hüseyin gitsin, biz yardımcısı Hasan'la daha başarılı oluruz." Bu teklifi yönetime bildirdiğimizde kabul görürdü. Çünkü biz, takımın içindeki dertleri ve sorunları yöneticilere göre daha iyi bilirdik.

Takım Oğuz'u istemiyor
Demek ki, Oğuz için futbolcular Fenerbahçe'de tavır koymuyorlar. Belki de Mustafa Denizli'yi seven bir grup, Oğuz'un Denizli'nin altını oyduğundan bahsediyor olabilir. Yoksa niye yönetim, dışarıda teknik adam arasın...

Dikkat edin 1.5 yıldır yönetim hep "Biz Denizli'nin arkasındayız" açıklamasını yaptı. Aslında bu cümleler Mustafa Denizli'nin ne kadar pamuk ipliğine bağlı çalıştığının göstergesiydi. Şimdi birinci perde bitti.

Fenerbahçe şunu bir türlü anlayamadı. Takımda yıllarca oynayan futbolcuların, aynı takımda teknik adam olarak başarı kazanması zaman ister. Önce bir dışarıya gidecekler, tecrübe kazanacaklar, beraber futbol oynadığı arkadaşları takımdan uzaklaşacak, hatta masör, doktor bile yeni olacak. Yoksa şu durumda gelen bir Oğuz, bence kendini de harcar.

Ersun Yanal, bir alternatifti. Hem de Fenerbahçe için çok mantıklı, çok doğru bir alternatifti. Hep "Genç adam" diyoruz. Alın size genç adam. Ama sonra gidiyoruz, elin yabancısını getirip bir çuval inciri berbat ediyoruz. Şu aşamada Ersun Yanal Fenerbahçe için biçilmiş kaftandı. Çünkü bu teknik adam, ekiple çalışan birisi. Bilgisayarcısından kondisyonerine, istatistikçisinden masörüne kadar organize çalışan bir teknik adam. Paylaşmayı seviyor. Ankaragücü'nün başarısız olduğu zamanlar da yaşandı. Oyuncu değişikliklerinde ve zamanlamalarında daha iyisini yapabilirdi.

Hücum etmeyi seven bir teknik adam. Niye? Çünkü takıma verdiği kondisyona, kuvvete güveniyor. Fenerbahçe'nin de istediği zaten bu tip bir takım yaratmak değil miydi? Evet. Ama Fenerbahçe ve camiası başka hesapların içinde. Herkes bir taraftan kongre hesabı yapıyor, bir taraftan otoriteyi kaybetmeme hesabı...

Aydın geleceği gördü
Fenerbahçe Ersun Yanal ile konuşmaya gitmeden önce başkan Cemal Aydın, "Bu Fenerbahçe yönetimine güvenmiyorum. Hasan Şaş olayında da bize yanlış yaptılar. O kafada bir yönetim, bizden Ersun Yanal'ı alamaz" deyiverdi.

Aynı Fenerbahçe, Hasan Şaş Galatasaray'dan 5 milyon doları görmesine rağmen A.Gücü kulübüne bu oyuncu için 3.5 milyon dolar önermişti. Üstelik 4 gün opsiyon verdikten sonra. Öbür taraftan da Hasan'ın kendisine G.Saray'ın vereceği paradan daha fazla para teklif ettiler. Yani oyuncunun aklını çelerek...

F.Bahçeli yöneticilerle konuştuktan sonra görüştüğüm, aynı zamanda F.Bahçe kongre üyesi olan A.Gücü Başkanı Cemal Aydın, "Erman, bu F.Bahçe yönetimini Ersun Yanal konusunda samimiyetsiz buldum. Antrenörümüze talip olmaları hoşumuza gitti. Ama Hamdi Akın ve Nihat Özdemir çok istemelerine rağmen herhalde Aziz Yıldırım'ın kafasında böyle bir iş yoktu ki, bize bu rakamları önerdiler. Üzülerek söylüyorum; ki aralarında benim çok da yakın arkadaşlarım var. Bu yönetim bu işte antrenör değil, kedi bile alamaz."

Nitekim Fenerbahçe, gittiği doğru yoldan bence hatalı bir yola girmeye başladı. Tabii, bunun sorumluluğunu, yükünü ve hatasını bu kararı verecek olan yönetim kurulu çekecektir.

İşin arkasında yöneticiler var
Hiç kimse sakın laga-luga yapmasın. Küfür ve şiddet konusunda yalnızca kulüp başkanları otursunlar, karar versinler, olayların hepsi biter. Çünkü bu olayların arkasında ve sonunda kulüp yöneticileri var. Sağladıkları maddi imkanlarla amigo denen canavarları yetiştiriyorlar, ara gazı veriyorlar, etrafa saldırtıyorlar. Ondan sonra da çıkıp beyanat veriyorlar, "Bu olaylar bizi bağlamaz" diye. Valiler, emniyet müdürleri ve belediye başkanları da bu yöneticilere alet oluyorlar. Bu iş bu kadar basit. Zaman zaman devreye siyasiler bile giriyor. Ondan sonra da diyorlar ki, "Niye küfür bitmiyor, niye anarşi bitmiyor?"

Çok net bir biçimde yine söylüyorum. Bütün bu olayların arkasına kulüp yöneticileri ve başkanlar var. Bu konularda verdikleri masum beyanatların yüzde 95'i yalan.

Bu gidiş torbaya
Haluk Ulusoy "Hakemimi torbaya sokarak yedirmem" diyor. Hakemini zaten torbanın dışında yiyorlar. Torbaya girerse spekülasyonlardan sen de kurtulursun.

"Oğlum G.Saraylı olduğu için bu işler böyle yorumlanıyor" diyor Sayın Haluk Ulusoy... Niye oğlunu öne atıyorsun? "Ben G.Saraylı olduğum için bu işler böyle yorumlanıyor" desene.

O zaman, dünyanın önde gelen liglerinden olan İtalya'da hakemler, torbaya girerek her hafta yem oluyorlar. Asıl önemli nokta şu: Kulüpler Birliği malın sahibi. Yani Millet Meclisi. Futbol Federasyonu da yürütme organı. Kulüpler Birliği'nin seçtiği... Meclis'ten çıkan hükümet misâli. Federasyon'un avantajı iktidar olması. Ama iktidarı partilere göre ayrı kullanırsa, kendisine bağlı yan kuruluşları, Disiplin Kurulu, Tahkim Kurulu ve MHK tuhaf kararlar verirlerse, bir gün ipler kopar.

Kötüyü örnek gösterme
Ulusoy diyor ki; "Herkes Sergen'i konuşuyor. Önceki hafta Yasin'e yapılan hareketi konuşmuyor." Dikkat edin orada Erol Ersoy, sarı kart bile göstermedi. Niye? "Pozisyonu görmedim" diyor. Sergen de öyle değil. O harekete sarı kart çıkıyor. Hiç kart kullanmasa, "Görmedim" dese yine kabul. Ama sarı verdi mi, kafalar karışıyor.

Futbol Federasyonu Başkanı kötüyü göstererek misâl veremez. Takım isimlerini bu tarz telaffuz edemez. Çağırır MHK Başkanı'nı; hesabı ondan sorar. Her pozisyon kendi içinde ayrı değerlendirilir. Sezon başından beri hakemlerin gözlemcilerden aldığı puanlar değerlendirilse ve sen bunları teker teker inceleyip baksan, işin tekniğini bilmemene rağmen çok gözlemcinin kellesini uçururdun. Zaten o müessese toparlansa hakemler de toparlanacak. Madem bu açıklamaları yapıyorsunuz, gözlemci ve hakem raporlarını da açıklayın.

Torba niye korkutuyor?
Ben de torbadan yana değilim. Ama olaylar böyle giderse Türkiye'de hakemlerin torbaya girmesi kaçınılmaz olacak. Çünkü hakemlik artık Türkiye'de de tam profesyonel oldu gibi. 4 maç yöneten bir hakemin eline ayda 2 milyar geçiyor. Helâl olsun. Hatta maç başına 2 milyar alsınlar. Bülent Yavuz, "Süper Lig'de zorluk derecesi yüksek maçları idare edecek 15-16 hakemim var" diyor. Böyle kaliteli hakem adedi, federasyon kurulduğundan beri yani 1923'ten itibaren ulaşılan en müthiş ve muazzam rakam. Bunca süper kalite hakemi olan MHK'nin ve Futbol Federasyonu'nun torbaya neden karşı çıktığını bir türlü anlayamıyorum. Çünkü bu 16 rakamı ne İtalya'da, ne Almanya'da, ne İngiltere'de vardır.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır