SORU: Fener'de hoca adayı ikiye indi. Siz Avrupa futbolunu yakından takip ediyorsunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu adayları?
İkisi de problemli. Çünkü, Almanya'dan aldığım bilgilere göre Werner Lorant biraz dengesiz, herkesle kavga eden, 10 maçın 4'ünü aldığı cezalar yüzünden tribünde geçiren, uyumsuz, kendine özgü bir tip. Yani F.Bahçe'nin hiç de hoşlanmayacağı bir teknik adam profili çiziyor. Ama bunları nasıl buluyorlar? Özellikle mi seçiyorlar, anlayamıyorum. Lorant F.Bahçe için kötü ama basın için çok uygun bir seçim olur. Adamın öyle ahım-şahım bir kariyeri de yok. "İlle de Alman olsun" diyorsan, getireceksin Otto Rehhagel'i sana değil futbolcular, medya; Almanlar bile şapka çıkarsın. Beraber çalışacağı antrenör Oğuz Çetin de gelecek için birşeyler öğrensin.
İngiliz Roy Hodgson'a gelince... O da tuhaf, dengesiz bir tip. Gittiği kulüplerde uzun süre barınamamış. İsviçre Milli Takımı ile Avrupa Şampiyonası'na katılmış. Büyük kulüplere geldiği zaman, fazla dayanan bir teknik adam tipi değil. Inter'de 5 hafta kalabilmiş. Udinese'de kulüp başkanı aleyhine İngiliz gazetelerine verdiği bir beyanat yüzünden görevine son verilmiş. Demek ki, o da problemli.
Yani, F.Bahçe'nin bütün Avrupa'yı dolaşıp bulduğu iki tane teknik direktör adayı bunlar. Sanki bütün isimlerin arasından cımbızla çekip bunlarla pazarlığa girişmişler. Daha iyi, daha kariyerli, daha az problemli olan hocalar, şu an takımlarının başında.
Ama iş başından yanlış... F.Bahçe yönetimi, Mustafa Denizli'yi göndermeyi aklına koyduğu zaman, Avrupa'da gizli gizli arayışa geçmeliydi. Bundan kimsenin haberi olmayacaktı, siz de rahat rahat tetkik edecektiniz. En azından Oğuz'u kırmış olmayacaktınız. Çünkü, Mustafa ile yönetim arasındaki huzursuzluk, son D.Bakır maçından önce de vardı. Sadece orada bardak taştı. Dolayısıyla olmuş 10 gün, elde var kocaman bir sıfır.
Bu arada F.Bahçe camiasını rahatsız eden başka şeyler de var. F.Bahçe, Ankara'ya kadar gidip A.Gücü'nün 40 yaşındaki teknik direktörü Ersun Yanal'ı alamadan geri dönüyor. Alamayacaksan, neden devreye girdin kardeşim! A.Gücü haklı, "Bizim hocamızı istiyorlarsa, neden Avrupa'da teknik direktör arıyorlar?" demişler. Sen, Avrupa operasyonunu bile gereken ciddiyette ve gizlilikte yapamamışsın. Ararsın da böyle dile düşmezsin, tamam. Ama hem kulübü, hem Ersun Yanal'ı, hem de Oğuz Çetin'i küçük düşürmüş oluyorsun bu şekilde.
Atilla Kıyat Paşa çıkıp diyor ki, "Hoca, imza atılmadan 1 gün önce anons edilecek." F.Bahçe camiasını hocasını bekliyor. Bu garip beyanatlar da ne demek oluyor? Yani "Henüz kimseyi bulamadık" demek istiyor. Madem gittin Almanya'ya, orada imzayı attırır adamı getirirsin. Bunların hepsi işbilmezlikten kaynaklanıyor.
Diyelim ki, bu saatten sonra (hocanın Perşembe günü belli olacağı açıklanmış) Oğuz Çetin'e döndüler. Çocuk, kendisine itimat edilmediğinden dolayı biraz kırılmış olacak. Ama F.Bahçe Kulübü ezelden beri böyle. Eğer iş onların üstüne kalırsa, bunlara kafayı takmayıp işine dört elle sarılacak. F.Bahçe en doğru, en basit çözüme yine itibar etmedi. Kulağını yine ters eliyle göstermeye çalışıyor.
Bu kafayla, bu yönetim anlayışıyla Fenerbahçe nasıl şampiyon olur?
Şimdi, yönetimin kafası bu. En iyisini bulmaya çalışıyor ama mantıklı düşünemiyor. "İlle de yabancı" diyorlar ya! Hep söylüyorum, yabancı hoca gelip takımı tanıyana kadar, atı alan Üsküdar'ı geçecek. 10 günlük kampta takımı tanıyana kadar bir sürü maceraya girecek. Gidip belki Serhat'tan sağbek yapmaya çalışacak. Bu tuhaflıkları her yeni gelen yapıyor çünkü. Takımda da huzursuzluk çıkacak. Futbolcular tatlı hayata alışmış, antrenmanlar nasıl ağırlaşacak, ne kadar çalışacaklar? Belki, kampta gördükten sonra oyuncuların çoğunu göndermek isteyecek. Böyle bir tabloda kimin başı ağrıyacak? En başta Aziz Yıldırım ile yönetim kurulunun...
Hoca gelip takımını iyi tanır, hastalıklara doğru teşhis koyar, futbolcular hocaya uyum gösterir, camianın içinden çatlak ses çıkmaz, seçim kulisleri de futbol takımını etkilemezse, F.Bahçe şampiyonluk adaylarından biri olur. Aksi takdirde, yine hüsran yaşanır. Bunun sorumlusu da tek olmaz. Kendi kuyusunu kendisi kazan Mustafa Denizli, dünyanın parasını alıp sırtüstü yatan futbolcular, buna çanak tutan ve yanlış zamanda neşter vuran başkan ile yönetim kurulu hep birlikte suça ortak olurlar.