Tarih 16 Haziran 1860. İstanbul'daki İngiliz diplomat H. Bulwer'den, Lord J. Russel'a yazılmış, mali sıkıntı içindeki Osmanlı İmparatorluğuna borç verilmesini öneren bir mektup:
"Lordum, Burada vaziyet çok ciddidir. İmparatorluk, bütün suistimallere ve üzerine binen zorlukların ağır yüküne rağmen ayaktadır. Türk hükümeti de dost ülkelerin himaye ve desteğiyle, eğer kendisine daha iyi şartlarda ve daha iyi şans verilirse kalkınma yolunda çalışmaya devam edecektir... Türkiye için gerekli olan ilk şey, mali düzendir; bunun için de ilk adım bütçe disiplininin sağlanmasıdır... Yapılacak iş, bir yandan devlet harcamalarını sıkı bir kontrol altına alırken öte yandan gelirin toplanma ve dağıtımında iyi bir teşkilatlanmadır... Burada yeni bir borca neden acilen ihtiyaç duyulduğunu açıklayacağım:
Türk hükümetinin verdiği yüksek faiz, İstanbul'daki sermayedarları bu hükümete borç vermeye sürükledi. Çoğu kere, istenen miktarı tamamlamak için büyük sermayedarlar küçük sermayedarlardan borçlandılar. Bu şehirde bütün tüccar ve sermayedarların aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak devlete borç verdiğini söylemek mübalağa sayılmaz... İtiraf etmeliyim ki, kanaatimce bu şartlar altında Türkiye'ye bu yardımın yapılması hem güvenli, hem de siyaseten çok yerinde olacaktır... Ancak, gerekli teminatlar ve gerekli tedbirler alınmadan hiçbir şey verilmemelidir."
Bu mektuba Lord Russel tarafından verilen cevaptan:
"Vergilerle toplanan para Sultan'ın açgözlü nazırlarının ihtiraslarına harcandığı için şurası kesindir ki, yabancı sermayedarlardan borç para almanın hiçbir faydası olmayacaktır. Eğer hiç para alınmazsa bir gün gelir reform yapılabilir. Eğer borçla para bulunursa sistem değişmez ve bir gün mutlaka ihtilal olur".
Aslında, Bulwer'in önerdiği borcun "çare" olup olmayacağına dair ipuçları o dönemde vardı: Osmanlı'da bozulan mali denge sonucunda, daha önce, 1854 tarihinde alınan yüklü dış borç biraz rahatlama sağlamıştır. Ancak, mali sıkıntının özellikle Kırım harbi sonrasında giderek artmış olmasına rağmen pek az kişi durumun vehametindedir. Yine aynı makalede Cevdet Paşa'dan alıntılanan bölümde belirtildiği gibi: