|
|
 |
"Quis Custodiet Custodes?"
Bu Latince özdeyişin lisanımıza çevirisi şöyle: "Bekçilere kim bekçilik edecek?"
Demokrasinin düzenli işleyebilmesi için iktidarı ellerinde tutanların ihtiraslarına ve devlet kaynaklarını yağmalamalarına set çekebilmesinin, ancak güçlü bir denetimin mevcudiyetiyle sağlanabileceği hususunda halkı bilinçlendirmek amacıyla söylenmiş bu özdeyiş.
2001 yılının, ülkemize çıkardığı çok ağır sosyo-ekonomik faturanın dışında, şayet bir faydası olduysa, o da, halkımızın yaşadıklarından ders alarak böyle bir bilince varmış olmasıdır. Nitekim, TÜSİAD'ın yaptırdığı son kamuoyu araştırmasının bulguları da bu görüşü destekliyor.
2001 yılındaki olaylar, halkımızın şu gerçeklerin bilincine varmasına yol açtı.
1. Devlet boğazına kadar yolsuzluk ve rüşvet batağına gömülmüş
2001'de yapılan yolsuzluk soruşturmaları, Türkiye'de yolsuzluk, rüşvet ve savurganlık hiperenflasyonu olduğunu, siyasetçi, bürokrat ve hortumcudan oluşan şeytan üçgeninin ülkemizi soyup soğana çevirdiğini ortaya koydu. Dünya Bankası tarafından yayımlanan bir rapor bu rezaleti teyit ediyor. TOBB'un bir çalışması da, yolsuzluk ve savurganlığın kanlı dizanteri gibi Türkiye'yi tükettiğini gözler önüne seriyor. Rapora göre, yolsuzluk, rüşvet ve savurganlığın son on yılda ülkemize çıkardığı fatura 190 milyar dolar.
2. Siyasetçi zümresi sömürmeye azimli ve halkın çıkarlarına duyarsız
Türkiye'deki ahlâki yozlaşmanın başlıca sorumlusunun siyaset olduğu ve milletvekilleri ile bakanların dokunulmazlık zırhını istismar ettikleri bir kere daha ortaya çıktı. Buna rağmen, TBMM, Anayasamızın 83. ve 100. maddelerinde gerekli değişiklikleri yapmaktan kaçınıyor. Enerji ve Bayındırlık bakanlıklarında yapılan yolsuzlukların pis kokuları yurt sathına yayılmış, ancak sorumlu bakanlar istifa ederek hesap vermekten kurtulmuştur. Meclis'in, Türk halkının isteklerine ve çıkarlarına tam anlamıyla duyarsız kalması akla durgunluk veriyor. Bunun son örneği, hortumcuları DGM'lerden kurtararak beraat ettirme amacıyla tasarlanmış bir yasanın Meclis tarafından kabulünde görüldü.
3. Siyasetçi dış zorlama olmadan reform yapmaz
Yolsuzluğun, adam kayırıcılığın ve milleti kazıklamanın en uygun vasıtası kamu ihaleleridir. Ancak, bu konudaki reform tasarısı Bayındırlık Komisyonu'nda kuşa çevrildi. Tasarı, halkı değil, müteahhitleri koruyan değişikliklerle komisyondan geçti. Çürük bina yapanlara ağır ceza önerisi reddedildi. 25 üyeli komisyonun 13'ü müteahhit. Bu filmi daha önce de gördük. Sonunda IMF bastıracak ve yasa uluslararası standartlara uydurulacak.
4. Krizin kökeninde kötü yönetim ve çarpık siyasal yapı var
Kasım'da devletin zirvesinde yaşanan gerginliğin dramatik şekilde dışa vurulması, kırılgan ekonomik dengeleri altüst ettiği gibi, Türkiye'de yönetimin, sinirlerini kontrol etmekten aciz ve öngörü yoksunu ellerde olduğunu ortaya koydu. Patlayan kriz, milli gelirin 200 milyar dolardan 150 milyara düşmesine, bankacılık sisteminin çökmesine, reel sektörün felce uğramasına, işsizler ordusunun artmasına, iç kaynakların dışarıya kaçmasına ve iç borcun çevrilemez boyutlar kazanmasına yol açtı. En önemlisi, koalisyon hükümetine içerde ve dışarda güven tamamen yitirildi. Buna rağmen, sistem hükümetten hesap sorulmasına imkan vermedi.
TÜSİAD'ın sözünü ettiğim araştırmasındaki veriler, halkımızın yukarda belirttiğimiz olayları algıladığını gösteriyor. Bulgular, Türk kamuoyunun, ülkenin siyasi yapısının, adil, etkin ve hesap verici şekilde işlemesini sağlayacak biçimde değiştirilmesi yolunda şiddetli bir değişim arzusuna sahip bulunduğuna işaret ediyor.
Halkımız, tanıdığı, dirayetinden emin olduğu kimseleri seçmek istiyor. Parti damgasından çok kendi yetenekleri nedeniyle seçilecek bu kişilerin sorumluluklarını vicdanlarının özgür sesini dinleyerek ve namuslarını çıkarlarının sermayesi yapmadan yerine getireceklerini umuyor. Seçim ve siyasi parti yasalarının bu doğrultuda değiştirilmesini istiyor.
Bekçilere bekçi bulmanın yegâne yolu da bu!..
|
|
|
|