Ben bilmeyi, tahmin etmeyi filan bir yana bırakıp yeni yıl için derin dilek ve kararlarımı gözden geçirmekteyim şimdi.
Yeni yılda...
"Birlik ve beraberlik içinde olmayı" hedeflemeden bir ve beraber olmanın yollarını aramayı sürdüreceğim.
"Kıyıda kalmayı" marifet sanmadan, sırf içim öyle istediği ve hayat kıyılarda çok daha güzel ve "güneşli" olduğu için kıyıda duracağım.
Yeni yılda...
Sevilmekten çok sevmeyi önemseyeceğim ve sevilmiyorsa sevgiyi hiç umursamayan o uyanıklar yok mu; onlarla hiç işim olmayacak!
Yeni yılda...
Ahlâkla kibirlenmeyi ahlâklı olmak sanan ahmakların güzel sözlerine hiç kulak vermeyeceğim.
Ve mutsuzluklarını ahlâkçılık, ahlaksızlıklarını mutluluk kılanlara destek çıkmayacağım.
Yalan hep yalan olarak, zulüm hep zulüm olarak kalırken ve kuşkuyla korku sevişirken süslemelerdeki değişikliklere bakıp bunları "ilerleme ve gelişme" olarak değerlendirmeyeceğim.
Yeni yılda...
Kazanırken güler yüz ve hoşgörü elçisi kesilenlerin kaybederkenki hallerini hesaba katmayı unutmayacağım.
Birileri ikide bir başka birilerine "ruhsuzlar" diye bağırarak slogandan yapılmış hayatların bir ruhu olduğuna inandıramayacak beni!
Ve Barış Meleği'yle yatağa girmek için Zafer Tanrıçası'na yaltaklananlara yakınlık duymayacağım.
Yeni Yılda...
Dışarıdaki yolculuklardan çok "içimdeki" kıtalara doğru yelken açacağım. Fakat ömrümüzün teninin taşıdığı tatlara asla sırtımı dönmeyeceğim.
Ve yine gece mavisinden çok siyahla haşır neşir olacağım!
Tünelin ucundaki ışıkla avunmaktansa tüneli tanımak çekecek yine beni...
Ve...
Yolun sonu başından belli ise eğer, hiç kuşkum yok, yolumu kaybedeceğim...
(Not: 97'den 98'e geçerken Yeni Yüzyıl gazetesinde çıkan "Yeni Yıl Tasarıları" başlıklı yazımın güncelleştirilmiş halidir.)