Rotterdam'dan yazan bir okurumdan aldığım ilhamla 2002'ye alışkanlıklarımı değiştirerek gireceğim.
2001'in arkasından teneke çalacağım.
Uğurlanmayı hak etmedi çünkü.
Gidişi olsun, dönüşü olmasın..
Dilekte bulunmayacağım bu gece.
Başarı diledikçe başarısızlık, huzur diledikçe huzursuzluk geliyor çünkü.
Geçen yıl başarı, huzur, bolluk diledik krizlere çarpıldık. Yüzbinlerce insan işini kaybetti, milletçe yoksullaştık.
Barış diledik, Bin Ladin belâsı geldi.
Belki istemek kızdırıyor hâkimi mutlakı..
Belki "Dileneceğinize hak edin" diyor.
Milyarlarca dileğin her yıl tersinin gerçekleşmesini başka nasıl açıklayabiliriz?
Bir ilâhiyatçı "Alın yazısı yoktur. Kader, insanların alınlarına yazılmış hüküm değildir. Kader, kâinatın sürekliliğini garanti altına alan ilâhi yasalardır" demişti.
Bu yasalara saygılı yaşayan insanlar ve toplumlar mutlu oluyor, ihlâl edenler ceza görüyor. O nedenle kader bir şans sorunu değil bir seçim sorunudur. Beklenen değil, elde edilen şeydir..
Dere yataklarına yazın gecekondu yapanlar kışın niçin felâkete uğruyor?.
Çünkü su, yolunu unutmaz. Sellerin suçlusu kader değil, doğanın yasalarına meydan okuyan insanlardır.
Hollanda'dan yazan okuyucum Yavuz Nufel'in çağrısına ben de uyacağım:
"İsterseniz yeni yıla herkes bir şey itiraf ederek başlasın bu kez. Belki her yıl aynı sözleri tekrarlamaktan daha yararlı olur; ne dersiniz?."
İtiraf, fenalığı doğuran sebeplerde insanın kendi payını kabullenmesidir. "Kahpe Felek"e sövmek yerine kendi haksızlığını görmesidir.
Bir Çin atasözü "Haksız olduğunu anladığın anda senin için yeni bir hayat başlar" diyor.
Siyasetten adalete, ticaretten sosyal ve kültürel ilişkilere kadar her alanda yeni bir hayata ihtiyacımız var. İnşallah'la, maşallah'la olmadı, olmayacak.
Belki itirafın ruhları temizleyen, insan enerjisini çağın aklı yönünde hareketlendiren dinamiği ile buluşuruz bu sayede.
Cesur olun.. Hayat, itiraf cesaretini gösterenlere daima bonkör davranır!
2002'de hedefimiz Kopenhag kriterlerini yakalamak ve AB yolunu açmak..
İşimiz zor.. İhlâlci kafa, insan haklarına saygı göstermeyi ne zaman kabul edecek?
Çalışma Bakanı Okuyan bir milletvekili ile telefonda görüşürken "tele-kulak"tan şüphelendi ve "Şerefsizler, ahlâksızlar, hayvan herifler!." diye bağırmaya başladı.
Hattın öbür ucundaki milletvekili "Sinirlenme, belki bir arızadır" diyecek oldu.
Okuyan: "Hayır, dinliyorlar. Bir bakana bunu yapıyorlarsa Allah vatandaşın yardımcısı olsun.." Ve garip sesler birden kesildi..
"Bak gördün mü, mesajı aldılar.."
Hayır almadılar..
Bir hükümet üyesine bile güvenmeyen devlet, vatandaşına hiç güvenmez. İktidarın sorumluluğu "tele-kulak"a sövmek değil devleti "Şerefsizler, ahlâksızlar ve hayvan herifler"den kurtarmaktır.
Küfür değil icraat istiyoruz!