Yine geldik yılın son gününe; doğanlarımız ve ölenlerimizle; ilk maaşını alanlarımız ve emekli olanlarımızla; evlenenlerimiz ve boşananlarımızla...
Bireyler için her yıl, ötekinden biraz daha başkadır. Acısıyla tatlısıyla kendine özgü değişik olaylar taşır. Kimi işini değiştirir, kimi evini; kimi sigarayı bırakır, kimi pipoyu; kimi yeni telefon alır, kimi yeni televizyon...
İnsanlığın genel akışı içindeyse, yılların doğum istatistikleriyle ölüm istatistikleri; evlenme istatistikleriyle, boşanma istatistikleri; işe yeni başlayanların istatistikleriyle emekliye ayrılanların istatistikleri arasında; bireylerin yaşamlarındaki kadar çarpıcı sivriler yok...
Belirli bir süreç içinde insanlığın serüveni; bireyin serüvenine oranla çok daha monoton görünür...
Aynı yıl içindeki yüz binlerce doğum da birbirine benzer; yüz binlerce ölüm de... Ama siz, bir de onu yeni çocuğu doğmuş bir anne-babayla; yaşamdan kopma çizgisine adımını atmakta olana sorun...
Malraux, "Fatihler" yapıtında, yaşama bu çapraz açıdan bakarak şöyle demiştir:
- Bir yaşam hiçbir şey değil; ama hiçbir şey de bir yaşam değil...
Aynı boyutlarda beyaz boyalı bin oda düşünün.
Bir de her odada bir tek hasır sandalye...
Bin odanın kaç tanesinde hasır sandalye, hep aynı yere konmuş olarak çıkacaktır karşınıza?
Birbirine benzeyen bin odada, hasır sandalyenin yerleşim biçimi; ister istemez belirli bir görüntü tekrarı yaratacak...
Oda sayısını on bine; odalardaki sandalye sayısını da ikiye çıkartalım. Sandalyelerin aynı yere konmuş olduğu en az beş odaya rastlayacaksınız...
Odaların sayısını yüz bine, odalardaki sandalyelerin sayısını üçe çıkartalım.
Sandalyelerin aynı yere konmuş olduğu bin odaya rastlamanız şaşırtıcı olur mu?
Şimdi sıkı durun.Ampulden masaya, kalemden okyanuslara, ayakkabıdan kadın saçına, çoraptan bulutlara, çay bardağından otobüse, diş fırçasından uçağa, nişan yüzüğünden lokomotife, serçeden balinaya, tırtıldan, timsaha, çınar ağacından ısırgan otuna kadar; canlı cansız diye ayırdığımız ne kadar varlık varsa; bunların hepsi "yüz on beş elementin" değişik birleşimlerinden ortaya çıkmakta...
Yüz on beş elementin değişik birleşimleri, bize yaşadığımız dünyadaki tüm varlıkları görüntülüyor...
Yalnız Samanyolu'nda dört yüz milyar yıldız bulunduğu hesaplanmakta...
Uzayda kaç yüz milyar Samanyolu olduğu ise hesap dışı...
Yüz on beş element, acaba bu yıldızlarda, aynı oranlarda bir birleşim tekrarı göstermiyor mu?
Üç hasır sandalyenin birbirine benzeyen yüz bin odadaki yerleşim tekrarı gibi bir şey bu...
"Zaman Tüneli" denilen bilim-kurgunun temelinde, bu matematik yatmakta... Dünyamızın bin yıl öncesindeki, yüz on beş elementin birleşimi; kimbilir kaç bin gezegende aynen tekrarlanmakta...
Onlardan birine gitsek, dünyamızın bin yıl öncesini aynen görebiliriz. "Çok sayılar olasılığı" açısından mantıkla çatışan hiçbir yönü yoktur bu yaklaşımın...
Bin yıl, on bin yıl, yüz bin yıl sonrası için de durum aynıdır.
Siz ve ben aynı boy pos, aynı göz rengi ve ses tonuyla, aynı anda, belki de on milyar yıldızda daha yaşamaktayız...
Olacak şey değilmiş gibi geliyor bizim koşullanmalarımıza ama; yüz on beş elementin yüz milyar kere yüz milyar boyutları içinde, aynı oranlarda birleşme olasılığı bilime zıt düşmüyor...
Yüz bin odada üç sandalyenin yerleşim biçimi birbirini tekrarlamak zorunda kaldığına göre; yüz milyar kere yüz milyar mekân içinde; "yüz on beş elementin" birleşim oranları da, kendi kendini pekala tekrarlayabilir.
Bizim o mekânlarla ilişki kurup kuramayacağımız, ayrı bir teknik sorun...
Hortlak öykülerinde ölülerin ışıklar içinde insanlara yeniden görünmesi, bir uydurmaca sanılıyordu. TV ekranlarında İsmet Paşa'yı yeniden izleyenler, artık buna şaşmıyorlar. Demek doğada böyle bir olanak varmış ki, fizikçi bu olanağı değerlendirebilmiş. Yoksa fizik, doğada olmayanı yakalayamaz. İnsan da doğanın bir parçası olduğu için; yan bir sezgiyle doğadaki olanakları, saçma sapan gibi görünen anlatımlar arkasında, her zaman kurcalamıştır.
Yunus'un:
"Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm" dizesi, fizik bilimine uygun bir anlatım...
Henüz doğadaki olanakların çok azına sallayabiliyoruz kaşığımızı.
Ve evrenin gerçeği, kaşık menzilimizden ibarettir sanıyoruz. Evimizdeki koltuktan dünyanın dört bir yanında olup bitenleri anında izleme olanağı, artık bizleri yadırgatmıyor.
Dedemin dedesi böyle bir olanağa inanabilir miydi?
En az bin gezegende aynı anda yaşamakta olmamız da, bundan daha şaşırtıcı bir olasılık mıdır? Madem ki, "yüz on beş elementin" belirli oranlardaki birleşimlerinden ibaretiz.
Çok mu karışık bir hesap?Bizim şu andaki koşullanmalarımıza göre karışık...
Yeni yılda her şey gönlünüze göre olsun. Hem sizin, hem de evrende var olma olasılığı taşıyan, tıpatıp size benzer binlerce ikizlerinizin gönlüne göre...
Not: 18 yıl önce yazılmış bir yazı...
"Güneş"ten...