kapat
31.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Ayşe teyzeye vergi eziyeti

Temizel'in piyasaları tedirgin eden 'Nereden Buldun Yasası', evinde örgü örüp satan ev kadınlarını bile derinden sarsmıştı. Sonradan iptal edilen maddeye göre evde çalışan kadınlar vergi levhası alıp duvara asacaktı. Belediye zabıtası kontrol için evlere girebilecekti
Tarih 26 Şubat 1998... TBMM Plan Bütçe Komisyonu'nda bir yasa taslağı görüşülüyor. Taslağın mimarı dönemin Maliye Bakanı Zekeriya Temizel. Komisyon görüşmeleri sırasında ANAP İzmir milletvekili Rüşdü Saracoğlu söz alıp taslağa destek vermeyeceğini belirtiyor ve Temizel zihniyetini eleştiriyor:

"Devlet önce kendi harcamalarını kıssın, son 10 yılda devletin vergi gelirleri reel olarak yüzde 50 arttı. Ama bütçe açıkları kapandı mı? Hayır, tam tersine arttı. Reformla elde edilecek gelir yine verimsiz alanlara harcanarak çarçur edilecek."

Ancak onu ve onun gibi düşünenleri kimse dinlemiyor.

Çünkü, Temizel için önemli olan devletin küçülmesi, harcama reformu yapılması değil. Tam tersi devlet büyümeli, her şeyi kontrol eden, yönlendiren bir güç olarak vatandaşının tepesinde durmalı...

KAÇAN KAÇSIN ANLAYIŞI NEYDİ?
Muhalif seslere rağmen, "Nereden Buldun" adıyla anılan taslak, TBMM'de DSP ve ANAP'ın oylarıyla kabul ediliyor.

Dönemin iktidarı bu yasaya öylesine güveniyor ki, yasa sonrasında, Türk ekonomisi kurtulacak, kayıt dışı ekonomi yok olacak!

Daha sonraları "sermayeyi ürküttük" denilen yasa için dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Yalım Erez, " Kaçan kaçsın. Vergi reformu yapmazsak birkaç yıl sonra durumumuz daha da kötü olacak" görüşünü savunuyor.

Ancak ekonominin çarkları Temizel'in kafasındaki toplum modeline uygun işlemiyor. Güya "temiz bir sayfa" açılacak, mükellefler 30 Eylül tarihinde bir gün için paralarını bankaya yatıracak ve geçmiş bir kenara bırakılacak. Geçmişe ilişkin vergi incelemesi yapılmayacak...

Yıl sonuna doğru yasanın uygulanması için hazırlanan tebliğler, kayıt altında bulunan sermayeyi bile ürkütecek özellikler taşıyor. Yasaya verilen toplumsal destek giderek azalıyor.

Vergi konusunda uzmanlığı tartışılmaz olan Şükrü Kızılot, iktidarı, ekonomi şefi olduğum Sabah Gazetesi'nden şu sözlerle uyarıyor: Madem ki yeni bir milat uygulanıyor, o halde geçmişi sıfırlamak, vatandaşın geçmişle bağlantısını kesmek gerekiyor. Bunun için yapılacak olan bellidir. "Matrah artırımı" şeklinde bir yasa çıkarılmalı ve geçmiş yıllara ilişkin kazançların, geçmiş birkaç yıl için yüzde 10, 20 ve 30 oranlarında yükseltilmesi sonucu 'geriye dönük vergi incelemesi yapılmayacağı' (mahkeme kararı dışında) taahhüdü verilmelidir."

GÜVENCE VERMEYİ REDDETTİ
Temizel ise benzer uyarılara hep aynı yanıtı veriyor: "Vergi Usul Kanunu'nun 30'uncu maddesinin ikinci fıkrasının 7 numaralı bendine göre, geçmişe yönelik inceleme ve tarhiyat yapılamaz."

Ancak aynı maddenin 6 numaralı bendini görmezlikten geliyor. Bu madde "Kişinin vergi beyannameleri ve tuttuğu defterlerin gerçek durumu yansıtmadığına dair bir karineye rastlanırsa, res'en takdir yoluyla cezalı vergi alınır" diyor. Bunun açık anlatımı şu: Yıllarca kayıt dışı çalışmış bir tüccar, belgelerinde göstermediği geçmişte kalan yüklü bir çek nedeniyle, kestiği yazılı tutar üzerinden cezalı vergi ödemek durumunda kalacak. 400 maddelik kanunun pek çok yerinde mükellefler için geriye dönük inceleme yapılmasına olanak tanıyan maddelerden sadece bir tanesi bu.

İşte sermayeyi ürküten buydu. Temizel'in anlamadığı da buydu...

MİLYARLARCA DOLAR GİTTİ
Temizel, "Eğer biz geçmiş ile bugünkü zaman arasında bir kavganın çıkmasına müsaade edersek, o zaman geleceği kaybederiz" diyen İngiliz devlet adamı Churchill'in bu sözünü hiç duymuş muydu bilinmez ama, sert yaklaşımları, "ben bilirim" tavrı ve toplumsal mühendisliğe soyunan ideolojiyle, Türkiye'ye zarar verdi.

'Nereden Buldun' kaosunda devletin rakamlarına göre 6.5 milyar dolar yurtdışına uçtu. Türkiye 1999 yılında mali miladı erteledi ama zayıflayan mali yapısıyla global krize yakalandı. Yıllar sonra Mesut Yılmaz'ın yaptığı şu özeleştiri aslında durumu açıklıyor:

Zekeriya Temizel'e yönelik tereddütlere rağmen, mal bildirimi (nereden buldun) ve mücadele yasalarını ben de destekledim. Bizim desteğimiz olmasa bu yasalar çıkmazdı. Yolsuzluklarla, kayıtdışıyla mücadele edelim derken çok abarttık. Kurunun yanında yaşı da yaktık. Bu nedenle mal bildirimi yasasını 2002'ye uzattık.

Temizel, evinde yün örüp satan Ayşe Teyze'den de vergi almaya kalktı.

Temizel'in vergi icraatları arasında müstesna sayılacak uygulaması ev kadınlarına yönelikti. Hatırlatalım: Gelir Vergisi kanunun 9'uncu maddesine göre evde ördüğü el işini satarak para kazanan kişiler esnaf muafiyeti kapsamına giriyordu. Yani defter tutup vergi ödemek zorunda değillerdi.

O dönem Temizel, bunu da değiştirdi.

Artık evde çalışarak kendi çapında aile bütçesine destek verenler önce belediyelere gidip kayıt olacak, odalardan esnaf belgesi alacaktı. Ardından kazandığını her yıl beyan edecekti. Eziyet bununla da bitmeyecekti, evinde yün ören kadınlar vergi ve esnaf levhalarını da evin görünen bir duvarına asmak zorunda kalacaklardı. Maddeye göre Belediye zabıtaları (kanun onlara da bu yetkiyi vermişti) ve vergiciler istedikleri gün eve gelecek ve örneğin ev kadının aldığı yünün belgesini veya yaptığı dantel ve örgüyle ilgili yünlerin faturasını alıp almadıklarını ve levhaların duvara asılıp asılmadığını kontrol edecekti.

Bu değişiklikten kamuoyu haberdar olduğunda, büyük tepki çekmişti.

ZABITALARIN CAN KORKUSU!
Özellikle Anadolu'da "Evde erkek yokken, zabıta nasıl olur da benim evime gelir, geleni vururum" diyen erkeklerin görüşleri gazetelerde yayınlanmıştı. Allahtan, 1999 yılında kurulan hükümetin Maliye Bakanı Sümer Oral, Temizel'in yanlışını düzeltmişti. Madde eski haline getirilince, belediye zabıtalarının can korkusu da ortadan kalkmıştı.

Hafızalarınızı zorlayın...
DSP'den İstanbul Belediye Başkan Adayı olan Zekeriya Temizel seçim kampanyası için İstanbul'da. Başkan adayını taksiciler karşılıyor. Ellerinde bir pankart var: "Vergiye evet, Temizel'e hayır!"

Nedeni basit. Temizel o dönemde bir tebliğ ile taksicilerin bundan böyle fatura keseceğini ilan etmişti. Düşünün, taksiden inerken, taksici bir fatura defteri çıkarıyor, adınızı soyadınızı vergi dairenizi yazıyor. Siz imzalıyorsunuz ardından da taksicinin imzası sonrasında belgeyi alıyorsunuz. Tabii tahmin edileceği gibi ortalık karışıyor. Taksiciler, "yol kenarında niye duruyorsunuz" diyen, trafik polisleri ile karşı karşıya kalıyor.

Bu yanlış da, Türkiye'yi seçime götüren hükümetin Maliye Bakanı Nami Çağan tarafından iptal ediliyor.

BANKALARA BÜYÜK KIYAK
Bir taraftan dantel ve örgü ören teyzeleri ve gelinlik kızları, evlere girerek vergi kaçırıp kaçırmadıkları yönünde kontrol eden, diğer yandan taksi şoförlerinin yoğun trafikte bile durup fatura vermesini isteyen zihniyet, bir başka uygulaması ile bir kalemde bankalara 600 trilyon lira haksız kazanç aktarabiliyor.

Nasıl mı? Anlatalım:
Bankalar satın aldıkları devlet kağıtlarının önemli bir bölümünü repo yoluyla vatandaşa satıyor. Yani geri alım kaydıyla bir tahvilin müşteriye bir gün veya birkaç gün satılıp, geri alınması. 27 Aralık 1997'de Resmi Gazete'de 52 No'lu Kurumlar Vergisi Tebliği yayınlanır. Devlet kağıtlarındaki stopaj yüzde 12 olduğu açıklanır. Buna göre vade bittiğinde itfa günü geldiğinde tahvil kimin elindeyse tüm vecibelerde ona ait olacaktır. Tebliğin altında Temizel'in imzası vardır. Devleti inanılmaz zarara uğratan çark şöyle döner:

Eğer banka devlet kağıdını tüm yıl kasasında tutarsa vade sonunda, örneğin 100 liraya 100 lira kazandığında 12 lira devlete peşin vergi öder. Sonra "100 lira kazandım" der. Ardından bunun yüzde 30'unu vergi diye ayırır ve bundan da 12 lira devlete verdiği peşin vergiyi düşer. Buraya kadar normal. Ama banka repo yaptığında o kağıt kendisinde tüm yıl boyunca belki 2 belki 5 gün kalır. Geri kalan günlerde tahvilin getirisini vatandaşa (stopajın bedelini de alarak) satar. Banka yıl boyunca o kağıttan sadece 10 bilemediniz 20 lira para kazanır. Ama banka kazandığı paranın vergisini öderken, tahvilin 13 liralık stopajını kendisi ödemiş gibi, bunu ödeyeceği genel vergiden düşer. Böylece devlete daha az vergi öder. 1997 ve 1998'de toplam 600 trilyon sırf bu hata yüzünden bankacılık sisteminde kalır. Uygulama 1998'de kaldırılır.

BANKA AYRIMI YAPTI MI?
Piyasalarla zıtlaşarak politika yapmakla eleştirilen Temizel İstanbul Belediye Başkanı olamadı ama DSP lideri Başbakan Bülent Ecevit tarafından BDDK'nın başına getirildi. 6 ay gibi kısa bir dönemde çok sayıda bankaya el koyarak ekonomiyi kurtaracağını düşünen ve yanıldığı yaşanan olaylarla ortaya çıkan Temizel için şu soruyu sormak gerekiyor: Temizel inandığı ilkeler doğrultusunda tavizsiz davrandı mı? Bu soruya aşağıda örnekle yanıt verelim ve kestirmeden yargımızı da söyleyelim: Hayır.

Temizel göreve geldikten iki ay sonra 27 Ekim günü Etibank ve Bank Kapital'e el konuluyor. Çok değil 50 gün sonra masasına bir başka dosya daha konuluyor. Buna göre Toprakbank, Kıbrıs'ta kurulu Off-shore bankasına 352 milyon dolar depo (Türkiye'deki mevduatların oradaki hesaba yatırılması) yapıyor. Bu paranın tümü yine Toprak grubuna ait şirketlere kullandırılıyor. Bankanın sermayesi de erimiş durumda. Denetim firması şu yorumu rapora iliştirmeyi unutmuyor: Kullandırılan bu krediler, zamanında geri ödenmiyor ve ödenmesi de güç görünüyor. Ama bankaya el konmuyor. Bir yıl sonra aynı banka BDDK'nın yeni yönetimi tarafından sistem dışına çıkarılıyor. Tek başına bu olay bile Temizel'in hangi kriterlere göre hareket ettiğini anlatmıyor mu?

Yavuz SEMERCİ



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır