Dolunayda kahkaha atan martı...
Güney Fransa'yla, Venedik'e yerleşmiş cam ustaları, eritilmiş kumu üfleyerek büyülü şekiller yaratırlar.
Her üfleyiş bir başka sihre can verir sanki. Onları izlerken rengârenk bir cümbüşün içinde kalırsınız.
***
Yaşamın da, bir şekle girmek için ustaların nefesini bekleyen o eritilmiş kuma benzediğini düşünürüm zaman zaman.
Ama çoğumuz, o yaşama bir şekil verebilmek yerine onun kızgın sıcaklığı içinde eriyip gideriz.
Biz onu şekillendiremediğimiz için o bizi şekillendirir. Her yılbaşında da, geride bıraktığımız yılda yaşam ne şekle girdi, biz ne şekle girdik diye dönüp bir bakarız.
***
Yaşam karelerimizden birini öbür dünyaya götürecek olsaydınız hangisini seçerdiniz sorusunu, seyrettiğim bir filmde duymuştum.
İnsan kendi yaşamına, içinden en vazgeçilmez kareyi seçmek için bakınca, epeyce zorlanıyor. Belki de o soruya kadar hiç düşünmediği "yaşamı nasıl şekillendirmek gerekir" sorusunun karşısında şöyle bir duraklıyor.
***
Uzun yaşam filminden bir kare seçmek yerine; yaşamı, her anı seçilebilecek bir filme dönüştürmek...
Böyle bir hayali gerçekleştirmek mümkün mü acaba? Fantastik bir yaşamı olan Jorge Luis Borges ölmeden iki yıl önce yazdığı "Anlar" şiirinde;
"Farkında mısınız bilmem?
Yaşam budur zaten.
Anlar, anlar sadece anlar
Siz de 'anı' yaşayın" der...
***
Anlar şiirinde, olağanüstü bir yaşam serüveninin baş aktörü olmasına rağmen, yeniden hayata başlayabilmesi halinde "daha çok hata" yapacağını anlatır...
Kusursuz olmaya çalışmayacağını söyler...
"İlkinde olmadığı kadar neşeli olacağını" haber verir...
Daha çok riske girmek istediğini belirtir. Sonra şöyle devam eder:
"Yolculuk ederdim daha fazla
Daha çok gün doğumu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok denizde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere
giderdim
Dondurma yerdim doyasıya
ve daha az bezelye
Gerçek sorunlarım olurdu,
hayali olanların yerine."
***
Yaşamın her anını unutulmaz kılmak... Yaşamın her anını bereketli kılmak... Daha çok gün doğumu izlemek... Şemsiyesiz yaşamak...
***
Borges'in 85 yaşında yazdığı şiiri biz kendi yaşamımız için yazmayı deneseydik...
Martılar ve dolunayın içinde çok daha fazla yer aldığı bir resim çizer miydik acaba?.. Boğaz kıyılarında, lokantalardan projektörlerin aydınlattığı sulara atılan ekmekleri ışıktan hayaller gibi çığlık çığlığa kapışan martılar bizi başka yaşamların kenarlarına taşır mıydı?
Taa Boston kıyılarından Brezilya kıyılarına kadar yayılarak martıların içinde en farklı olanları, "gülen martıları" izlemek, bizi yeni hayallere, yaşamı yeniden şekillendirme arzularına sürükler miydi?
Yoksa martılar yalnızca "beyaz kuşlar" olarak mı görünürdü bize?
***
Dolunaylardan birinde kendi kahkahalarını atan martıları izlemek... Yaşamın her ayrıntısında yeni şekiller görmek...
Yaşamı erimiş kum gibi yeniden şekillendirmek... Venedik sahillerindeki cam ustaları gibi hayatı rengârenk biçimlere sokmak... Her ana başka bir sihirle can vermek...
***
Yaşamı, her anını öbür dünyaya götürmek istediğimiz eğlenceli bir maceraya çevirmek.
Ve, bunun için ihtiyar Borges'le ışıktan hayaller gibi uçuşan martılardan yardım almak. Bu, herhalde keyifli bir yaşam biçimi olurdu.
Tüm okurların yeni yılını kutlarken hepsine böyle bir yaşam diliyorum.
|