Ne var yani?
Kutlayalım gitsin yılbaşını da...
Yıl sonunu da...
Çünkü bu geleneğin; kaynaklandığı kültürel, dinsel, tarihsel nedenleriyle bağları artık o kadar gevşek ki, ansiklopedik hoşluklar olmaktan öteye gitmezler...
Zaten zavallı keşiş (sanırım 6. yüzyılda yaşamıştı) Dionisius Eksiguus da takvimi düzgün ama tarihsel hesaplarını yanlış yapmıştı!
Papa "Yap bakalım bir Hıristiyanlık tarihi!" deyince kafası allak bullak olmuştu: Kimse bilmiyordu Hz. İsa'nın doğum tarihini. Ama bir kerteriz noktası alması gerekirdi. Hz. İsa'nın doğum tarihini Kral Herod'un ölümünden dört yıl sonraya yerleştirdi. İyi de, bu İncil'le örtüşmüyordu. Hep de örtüşmez kaldı.
Bu kadar da değil! Keşiş Dionisius Hz. İsa'nın doğumunu 25 Aralık'a oturtup, sünnet olduğu tarihi de 1 Ocak olarak belirledi.
Fakat, hani 2000'de "girdik mi, yoksa girmedik mi?" sıkıntısına yol açan olay da Dionisius'un başının altından çıktı. Çünkü hesabını 1 yılının 1 Ocak'ı olarak yaptı. 0 Yılının başlangıcı olarak değil.
Sıfırı bilmiyordu da ondan. O tarihte sadece Mısırlılar ve Çinliler biliyordu sıfır sayısını...
Ama daha da ilginci; 1 Ocak'ın zaten Roma takviminde yılbaşı olmasıydı...
Sonuç şu: Takvimin tarihi var, kültürü var ama tarihsel ideolojisini bence artık boşverin...
Miladi takvimin geçmişi karman çorman!
Bugünü ise uluslararası bir uzlaşmaya dayanıyor... Ve tabii ki post-kolonyal Batı hegemonyasının bir parçası bu uzlaşma...
Yılbaşı kutlamalarına karşı çıkarak Batı hegemonyasına karşı çıkacağını sanmak pek enti püften ve enerjisini de mutsuzluktan alan bir muhalefet...
Önce eğlenelim, sevinci tanıyalım, dünyayla barışalım.
Tarihte çok takvim değişti; bu da değişir.