kapat
29.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 PAZAR SABAH
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Ölüm, kar döşedi yollara...

Yağmur önce kar yağışına dönüştü, kar yağışı daha sonra buzdan bedeniyle ölümün habercisi Azrail'e...

Ve Azrail, öğretmen Şener Uğur'un ruhunu Gönen-Kocapınar köyü arasında teslim aldı.

Şener Uğur, Balıkesir'in Gönen ilçesinde bir berberin oğlu.

Çocukluğunun düşlerini hemşehrisi Ömer Seyfettin'in hikâyeleri ile süslemiş, bu yüzden de öğretmen olmak istemişti...

Olmuştu da...

Bu yılbaşı, 25. yaşının sonbaharına "elveda" diyecekti; ama karın dondurucu soğuğu elvedasını daha kış tam gelmeden hayatının "veda" sayfasından sildi.

Çocukluğunun aynası öğrencileri ile mutlu bir hayatı vardı.

Bu mutluluğuna hafta sonları, görevli bulunduğu Kocapınar köyünden Gönen'e giderek annesi ve babası ile paylaşıyordu.

Biliyordu annesi, her hafta sonu geleceğini, bunun için de sevdiği yemekleri yapıyor, bir hafta önce bıraktığı gömleklerini ütülüyor, lavanta kokuları ile süslüyordu.

Biliyordu babası, bu yüzden pazar günleri arkadaşlarıyla tavla oynamak için kahveye çıkmıyordu.

Oğul, öğrencilerini anlatacaktı babasına sabah kahvaltısında...

Baba, geçen bir hafta içinde tıraş ettiği müşterilerinin dedikodularını aktaracaktı öğle yemeğinde oğula...

Geçen pazar da, her pazar olduğu gibi bu minval üzre geçti gün...

MENZİL BELLİ, "VASITA" ÇARESİZDİ...

Ve akşamınan Şener Uğur, anasının duasını, babasının sevgisini bağrına basarak yola çıktı okuluna gitmek için...

Ama Azrail, bedenine kar yağışını kuşanarak pususunu kurmuştu Gönen-Kocapınar yolu üzerinde...

Şener Öğretmen ne bilsin?

Onun aklı hayali, öğrencilerinin sevgisi ve sevdasında...

Bir an önce onlara kavuşmak, düşlerini düşüncelerini bilimin aydınlığıyla kuşatmak heyecanında...

"Çocuklarımı öğretmensiz bırakmam" dedi ve düştü yollara...

Yol uzun, menzil belliydi ama, "vasıta" çaresiz...

Çare otostop yapmakta...

Köylerden süt toplayan bir minibüs ile altı kilometre mesafedeki Çoban Hamidiye köyüne kadar gelebildi.

Köy halkı kahveye sığınmıştı soğuğun dehşetinden...

Bir bardak çay içti, bir bardak daha bedeninin soğuktan oluşan yaralarını sarmak için...

Ama asıl yarası, öğrencilerine kavuşmak yarası kapanmak bilmiyordu.

Kahveci, "Hocam, kal bu gece" dedi.

Köyün bakkalı ile domino oynayan muhtar, "Misafirimiz ol" dedi.

Dört kol pişti oynayanlar "Yarın hava açar, öyle gidersin" dediler.

Çayını tazelediler.

O, "Yarın ders var" dedi.

Son gelen çayı, içmeden yarım bıraktı bardağında.

"Çocuklarımı öğretmensiz bırakamam" dedi.

Bütün "dedi"ler köy kahvesinin soğuğa kapalı camlarında buğulu bir yazı olarak kaldı.

MERHABASINI KAHVEDE BIRAKTI

Ve Şener öğretmen "merhaba"sını kahvenin demir döküm sobası üzerine bir kahve cezvesi niyetine bırakarak yola düştü.

Yaman vuruyordu ayaz, soğuktan kırbacını...

Azrail, buzdan kılıcını bilemiş bekliyordu yol kavşağında...

Hesabına göre altı kilometre daha yolu vardı Şener Öğretmen'in Kocapınar köyüne varmaya...

Beş kilometresini geçmişti işte...

Dayan, dayanabilirsen bir kilometre daha...

25 yıllık ömrün ki, hangi acıların kilometre taşlarını aşındırmıştı?

Hangi zorlukların üstesinde gelebilmişti?

Ama dizlerinde derman tükendi, yüreğinde sıcaklık, bedeninde güç...

Buzdan bir kalıp misali düştü yolun kırağına genç bedeni...

Öylece kaldı.

GÖZYAŞI İLE SÜSLENDİ BEDENİ...

Azrail, son nefesini de alıp bir başka iklime yelken açmıştı bile...

Kocapınar köylüleri, en çok da öğrencileri "Hocamız, bu tipide Gönen'de kaldı, ondan gelmedi herhal" diye düşünüyordu.

Gönen'deki ana ve babası ve tanıyanları, "Şener mukavim çocuktur, şimdiye kadar her bir zorluğu aştığı gibi, bunu da aşmış köyüne ulaşmıştır" diye düşünüyordu.

Dört gün sonra hava, hıncını dindirdi.

Kar, kış evine çekildi.

Yol açıldı.

Haber uçuruldu Gönen'den Kocapınar'a, Kocapınar'dan Gönen'e...

Pazar akşamı Gönen'de görülen beden kuşu, Kocapınar köyü menziline erişememişti.

Tam dört gün sonra, yaprakları soğuktan çürümüş bir ağacın gölgesinde buldular Şener Öğretmen'in bedenini...

Gözbebeklerinde öğrencilerinin sevinçli yüzü...

Yüzünde çocukluğunun gölgesi...

Canının canına kasdeden karın ayazı, şimdi ruhunu ısıtmak istercesine sarıp sarmalamıştı kar beyazı yorganıyla...

Hiçbir süs yoktu bu beyaz yorgan üzerinde öğrencilerinin gözyaşından başka...

Bir de annesinin sevgisi...

Babasının bir de...

BİR KİTAP: ALABALIK ÜÇLEMESİ

Ahmet Önel'in Schubert'in ünlü "Alabalık Beşlisi"ni, yani beş çalgı için yazmış olduğu yapıtını ayrıştırarak öykülemeye çalıştığı sekizinci hikâye kitabı "Alabalık Üçlemesi" Gendaş Kültür-Günlerin Getirdiği Dizisi içinde çıktı.

Önel, bu hikâyelerinde sanatın hayatımızdaki yerini sorgulayarak "aşkla bezenmiş" hayatlarımızdaki estetiği tartıya vuruyor ve hayatın "öteki" yüzünden bize gülümseyen birinin olup olmadığı sorusunun yanıtını aramaya çalışıyor.

İKİ MISRA

Bahar pınarlarından içime damlıyan su,
Bembeyaz çiçeklerin ıslak, temiz kokusu.

ZİYA OSMAN SABA



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır