
Ölüm, kar döşedi yollara...
Yağmur önce kar yağışına dönüştü, kar yağışı daha sonra buzdan
bedeniyle ölümün habercisi Azrail'e...
Ve Azrail, öğretmen Şener Uğur'un ruhunu Gönen-Kocapınar köyü
arasında teslim aldı.
Şener Uğur, Balıkesir'in Gönen ilçesinde bir berberin oğlu.
Çocukluğunun düşlerini hemşehrisi Ömer Seyfettin'in hikâyeleri ile
süslemiş, bu yüzden de öğretmen olmak istemişti...
Olmuştu da...
Bu yılbaşı, 25. yaşının sonbaharına "elveda" diyecekti; ama karın
dondurucu soğuğu elvedasını daha kış tam gelmeden hayatının "veda"
sayfasından sildi.
Çocukluğunun aynası öğrencileri ile mutlu bir hayatı vardı.
Bu mutluluğuna hafta sonları, görevli bulunduğu Kocapınar köyünden
Gönen'e giderek annesi ve babası ile paylaşıyordu.
Biliyordu annesi, her hafta sonu geleceğini, bunun için de sevdiği
yemekleri yapıyor, bir hafta önce bıraktığı gömleklerini ütülüyor,
lavanta kokuları ile süslüyordu.
Biliyordu babası, bu yüzden pazar günleri arkadaşlarıyla tavla
oynamak için kahveye çıkmıyordu.
Oğul, öğrencilerini anlatacaktı babasına sabah kahvaltısında...
Baba, geçen bir hafta içinde tıraş ettiği müşterilerinin
dedikodularını aktaracaktı öğle yemeğinde oğula...
Geçen pazar da, her pazar olduğu gibi bu minval üzre geçti gün...
MENZİL BELLİ, "VASITA" ÇARESİZDİ...
Ve akşamınan Şener Uğur, anasının duasını, babasının sevgisini
bağrına basarak yola çıktı okuluna gitmek için...
Ama Azrail, bedenine kar yağışını kuşanarak pususunu kurmuştu
Gönen-Kocapınar yolu üzerinde...
Şener Öğretmen ne bilsin?
Onun aklı hayali, öğrencilerinin sevgisi ve sevdasında...
Bir an önce onlara kavuşmak, düşlerini düşüncelerini bilimin
aydınlığıyla kuşatmak heyecanında...
"Çocuklarımı öğretmensiz bırakmam" dedi ve düştü yollara...
Yol uzun, menzil belliydi ama, "vasıta" çaresiz...
Çare otostop yapmakta...
Köylerden süt toplayan bir minibüs ile altı kilometre mesafedeki
Çoban Hamidiye köyüne kadar gelebildi.
Köy halkı kahveye sığınmıştı soğuğun dehşetinden...
Bir bardak çay içti, bir bardak daha bedeninin soğuktan oluşan
yaralarını sarmak için...
Ama asıl yarası, öğrencilerine kavuşmak yarası kapanmak bilmiyordu.
Kahveci, "Hocam, kal bu gece" dedi.
Köyün bakkalı ile domino oynayan muhtar, "Misafirimiz ol" dedi.
Dört kol pişti oynayanlar "Yarın hava açar, öyle gidersin" dediler.
Çayını tazelediler.
O, "Yarın ders var" dedi.
Son gelen çayı, içmeden yarım bıraktı bardağında.
"Çocuklarımı öğretmensiz bırakamam" dedi.
Bütün "dedi"ler köy kahvesinin soğuğa kapalı camlarında buğulu bir
yazı olarak kaldı.
MERHABASINI KAHVEDE BIRAKTI
Ve Şener öğretmen "merhaba"sını kahvenin demir döküm sobası üzerine
bir kahve cezvesi niyetine bırakarak yola düştü.
Yaman vuruyordu ayaz, soğuktan kırbacını...
Azrail, buzdan kılıcını bilemiş bekliyordu yol kavşağında...
Hesabına göre altı kilometre daha yolu vardı Şener Öğretmen'in
Kocapınar köyüne varmaya...
Beş kilometresini geçmişti işte...
Dayan, dayanabilirsen bir kilometre daha...
25 yıllık ömrün ki, hangi acıların kilometre taşlarını aşındırmıştı?
Hangi zorlukların üstesinde gelebilmişti?
Ama dizlerinde derman tükendi, yüreğinde sıcaklık, bedeninde güç...
Buzdan bir kalıp misali düştü yolun kırağına genç bedeni...
Öylece kaldı.
GÖZYAŞI İLE SÜSLENDİ BEDENİ...
Azrail, son nefesini de alıp bir başka iklime yelken açmıştı bile...
Kocapınar köylüleri, en çok da öğrencileri "Hocamız, bu tipide
Gönen'de kaldı, ondan gelmedi herhal" diye düşünüyordu.
Gönen'deki ana ve babası ve tanıyanları, "Şener mukavim çocuktur,
şimdiye kadar her bir zorluğu aştığı gibi, bunu da aşmış köyüne
ulaşmıştır" diye düşünüyordu.
Dört gün sonra hava, hıncını dindirdi.
Kar, kış evine çekildi.
Yol açıldı.
Haber uçuruldu Gönen'den Kocapınar'a, Kocapınar'dan Gönen'e...
Pazar akşamı Gönen'de görülen beden kuşu, Kocapınar köyü menziline
erişememişti.
Tam dört gün sonra, yaprakları soğuktan çürümüş bir ağacın gölgesinde
buldular Şener Öğretmen'in bedenini...
Gözbebeklerinde öğrencilerinin sevinçli yüzü...
Yüzünde çocukluğunun gölgesi...
Canının canına kasdeden karın ayazı, şimdi ruhunu ısıtmak istercesine
sarıp sarmalamıştı kar beyazı yorganıyla...
Hiçbir süs yoktu bu beyaz yorgan üzerinde öğrencilerinin gözyaşından
başka...
Bir de annesinin sevgisi...
Babasının bir de...
BİR KİTAP: ALABALIK ÜÇLEMESİ
Ahmet Önel'in Schubert'in ünlü "Alabalık Beşlisi"ni, yani beş çalgı
için yazmış olduğu yapıtını ayrıştırarak öykülemeye çalıştığı
sekizinci hikâye kitabı "Alabalık Üçlemesi" Gendaş Kültür-Günlerin
Getirdiği Dizisi içinde çıktı.
Önel, bu hikâyelerinde sanatın hayatımızdaki yerini sorgulayarak
"aşkla bezenmiş" hayatlarımızdaki estetiği tartıya vuruyor ve hayatın
"öteki" yüzünden bize gülümseyen birinin olup olmadığı sorusunun
yanıtını aramaya çalışıyor.
İKİ MISRA
Bahar pınarlarından içime damlıyan su,
Bembeyaz çiçeklerin ıslak, temiz kokusu.
ZİYA OSMAN SABA
|