kapat
17.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Oğluma bisiklet alacaktım

Karadede Güler, kara gözlü Safiye'sine, gözünün nuru İmam'ına, bisiklet almayı hayal ettiği Berkan'ına İngiltere'de hastane odasından gönderdiği mektupla veda etti: Mehmet kardaş, yavaş at toprağı Berkan'ımın üstüne, incinmesin!..
Safiye'm, Berkan'ım, gözümün nuru İmam'ım. Safiye bırakma beni kara gözlüm. Bensiz nereye? Berkan'a bisiklet, İmam'a bilgisayar alacaktık. Allı pullu entari değil, takım elbiseler alacaktık Safiye'm sana.

Beni de götürün yanınızda, ben siz olmadan bu hayatta nasıl yaşarım ki. Sizleri öldürmek için değil, güldürmek için çıkmıştık yollara. Toprağınız bol olsun, yanınızda yer açın babanıza, geleceğim yakında sizlere.

Cenazedekiler, orada bulunan dostlarım, yanlarında bir mezar daha kazın. Ben onlarsız, onlar bensiz duramaz.

Mehmet kardaş yavaş at toprağı Berkan'ımın üzerine, incinmesin.

...

Karadede Güler, Kahramanmaraş'ın göçleriyle ünlü Pazarcık İlçesi'nin Köse Yahya Köyü'ndendi. Diğer bir çok hemşehrisi gibi o da karısı ve iki çocuğuyla umut yolculuğuna çıkma hayali kurmuştu uzun süre. Sonunda insan tacirleri ile buluşup anlaştığında hayal artık gerçek oluyordu. Daha önce binlerce insanın kaçtığı yolculuğun her metresi krokiyle çizilmiş duruyordu önünde. Her şey garantiydi... El sıkışıp evine döndü, müjdeyi verdi. Hazırlıklar hızla tamamlandı, Yahya Köyü halkı onları şenlikle, arkalarından su dökerek uğurladı.

Otobüsle başlayan yolculuğun ilk durağı Bosna Hersek'ti, ikinci durak ise Arnavutluk. Buraya kadar yasaldı herşey. Kaçak yolculuk Arnavutluk - İtalya hattında başladı. Milano'da kendilerini bekleyen ekipten talimatları alıp Almanya'ya, Köln'e geçtiler. İngiltere ile aralarında yalnızca bir durak kalmıştı. Belçika...

Belçika'ya kaçak olarak girdiler ve bir benzin istasyonunun kuytusunda beklemeye başladılar. Koca bir tırın yanaşınca, "İşte o!.." dediler. Karanlıktan yararlanarak usulca süzüldüler tırın arka kapısından. Mobilya yüklüydü tır. Çok hoşlarına gitti. Akar kokar, rahatsız edici bir şey yoktu. Bir süre sonra başkaları da süzüldü içeri. 9 kişi olduklarında yola koyuldu, koca tır.

Bir limana geldiklerini gemi düdüklerinden, martıların çığlıklarından anladılar. Tır, konteynerini bırakıp gitti limanda. İçindeki kaçak yolcuları kaderleriyle başbaşa. Sonra kapıyı açan manivelanin kaldırıldığını farkettiler. Yürekleri yerinden fırlayacakmış gibiydi. Yakalanmışlar mıydı yoksa?.. Kapı ağır ağır açıldı ve gece karanlığında bir adam, bir kadın ve iki çocuk daha süzüldü içeriye. Tanışınca, aynı ilçenin, başka köylerinden geldikleri ortaya çıktı. Sevindiler... Son gelen Pancar Ailesi'ydi. Yaban ellerde birbirlerine destek olacaklardı. Kadriye Pancar ile Safiye Güler, Hasan Pancar ile de Karadede Güler koyu bir sohbete giriştiler. Çocuklarsa bir oyun kurmuştu kendilerince.

DÜŞLERE YOLCULUK
Şiddetli bir sarsıntıyla irkildiler. Konteyner gemiye yerleştiriliyordu. Belçika'nın Zeebrugge Kenti'ne veda zamanı gelmişti. 6-7 saat, bilemedin 8-10 saat sonra İngiltere'ye, düşlerin gerçeğe dönüştüğü ülkeye varacaklardı...

Yolculuk 10 saati aşmıştı. Endişelenmeye başladılar. Geminin İngiltere yerine İrlanda'ya doğru yol aldığını anlama şansları yoktu. Çaresiz, birilerinin kapıyı açmasını bekleyeceklerdi. Yol kısa diye, yanlarındaki yiyecek de azdı. Çocukları doyurdular, bisküvi, çikolata, peynir-ekmekle...

12 saat, 18 saat, 24 saat derken, tam iki buçuk gün geçti. İyice elden ayaktan düşmüş, açlıktan ağlamaya başlamıştı çocuklar. Dışarı çıkamadıkları için tuvalet ihtiyaçlarını da konteynerde gidermek zorunda kalmışlardı. Açlık ve susuzluğun üzerine, bir de dayanılmaz koku...

İki buçuk gün sonra konteyner hızla sarsıldı yine. Havada süzülüyordu. Vincin ucunda yumuşak bir iniş yaptı limana. Sevinçle birbirlerine sarıldılar. Kurtulmuşlardı. İnsan tacirleri şimdi gelirdi. Beklediler, beklediler...

Üç-beş saat daha kopup gitti ömürlerinden. Çocuklar birer birer sığınmıştı analarının, babalarının kucağına. Gelen olmadı. Onlar kapıyı açacak birini beklerken, konteyner bir kez daha yüklendi Waterford Limanı'ndan ayrılan başka bir gemiye.

VE ÖLÜM ROTASI
İngiltere'ye gitme umuduyla içine doluştukları konteynerin yüklendiği gemi, İrlanda'nın bir başka limanı olan Wexford rotasını tutturdu. Artık kaçınılmaz sona gidiyordu. Önce en küçükleri, 3 yaşındaki Berkan Güler verdi son nefesini. Küçücüktü, o kadar dayanabilmişti. Sonra Pancar Ailesi'nin küçüğü Zeliha... Anneler, babalar da çocuklarının yasını tutamadan arkalarından...

Gemi iki gün sonra Wexford Limanı'na girerken yüzen bir tabuta dönmüştü. Umudun peşinde koşanlar, açlık, susuzluk, havasızlık, dayanılmaz koku içinde haykırmışlar, bağıra bağıra son nefesi vermişlerdi. Geride kalanlar haykırıyordu, ama duyan olmadı. Dışarıya ulaşan tek şey, o koku oldu... Çaresizliğin kokusu...

Bir gümrük görevlisi konteynerden gelen ağır kokudan şüphelenip kapıyı açtırdı hemen. Tam dört buçuk günün ardından ilk kez içeriye süzülen gün ışığı, çektikleri acıyı ömür boyu taşıyacak beş kişiyi hayata döndürdü. Onlar hastaneye kaldırıldı, diğerleri ise morga...

KÖYDE MEKTUPLA VEDA
Dün Güler Ailesi'nin üç ferdi umuda çıktıkları yolculuğun ilk durağına dönmüştü işte. Kahramanmaraş'ın Pazarcık İlçesi'nin Köse Yahya Köyü'ne. Acıyı, isyanı, dehşeti, hasreti de beraberlerinde taşıyarak... Sıra sıra gömüldüler köy mezarlığına. Baba Karadede Güler, hala İrlanda'da hastaneydi... Karısı Safiye, oğulları İmam ve Berkan'ın cenazeleriyle birlikte bir de mektup yollamıştı köyüne.. O mektup, yakınları tarafından dün cenaze töreninde okundu. Çık çıkmadı... Gözyaşları içeri aktı, yürekler dağlandı... Karadede'nin istediği gibi, toprak azar azar konuldu cenazelerin üzerine, incinmesinler diye...

Safiye 29 yaşındaydı. Saat saat, dakika dakika, an be an yavrularının ölümünü görmüştü, nasıl dayansındı... Berkan daha üç yaşındaydı, kırmızı bisikleti olamamıştı. Ya babasının gözünün nuru, 9 yaşındaki İmam... Bir asır gibi geldi cenaze töreni. Bu acı biter mi!..

SIRRIBERK ASLAN



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır