Direktörler toplantı odası Uluslararası Para Fonu binasının 12'nci katındadır. Fonun 24 direktörü, 20 metre uzunluğundaki bu odada, at nalı biçimindeki masanın çevresinde bir araya gelir.
Bütün önemli kararların direktörler tarafından onaylanması zorunluluğu vardır.
Her direktör, bir ülke veya bir ülkeler grubunu temsil eder. Oyların sayısını her ülkenin fona yaptığı parasal katkı belirler.
Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri oyların yüzde 17.16'sına sahiptir.
Japonya'nın oyu yüzde 6.16'dır. Onu 6.02 ile Almanya izler. Yirmi bir Afrika ülkesini temsil eden Güney Afrika'nın kullandığı oy oranı yüzde 2.23'tür. Mısır 13 Arapf ülkesini temsilen yüzde 2.95 oy kullanır.fDokuz Latin Amerika ülkesini temsil eden Brezilya'nın kullandığı oy ise yüzde 2.47'dir.
Görüldüğü gibi, Afrika, Güney Amerika ve Arapf dünyasının toplam oyu bir tek Japonya'nınkinden sadece birkaç puan fazladır.
Bunun anlamı, IMF'in zengin ülkelerin istekleri doğrultusunda hareket eden bir kuruluş olduğudur. Fon G7 diye bilinen zengin ülkeler kulübünün bir sekreteryası gibidir. Kararları bütün dünya ülkelerini temsil eden 24 direktör alıyor gibi görünse de, iplerf perde arkasında G7 temsilcilerinin elindedir.
G7'ler arasında ise en büyük güç ABD'ye aittir. Sonunda G7'ler ABD'nin isteği doğrultusunda hareket eder. Dolayısıyla IMF'in rotasını çizen de ABD'dir.
Bunun anlamı şudur: Siz, örneğin, Türkiye'nin IMF ile pazarlık yaptığını sanıyorsunuz. Ama Türkiye esas Washington ile pazarlık yapıyor. Sonunda size hangi koşullarda ne kadar para verileceğini belirleyen Amerikalılar'dır. Gerçi biraz biraz İngilizlerle, Almanlarla, Fransızlarla, Japonlarla da pazarlık ediyorsunuzdur ama, sonunda herkes Washington'un dediğini yapmak zorunda.
Onun içindir ki kritik IMF buluşmalarından önce Ankara'yı Amerikan Hazine Bakanlığı'ndan üst düzey yöneticiler ziyaret eder. Onun içindir ki bazı pazarlıklar Washington'da, Hazine'de cereyan eder.
Tabii, nasıl sizin krizden kurtulmakta çıkarınız varsa, onların da sizi krizden çıkartmakta çıkarları vardır. Sizi hem kendiniz için en iyi olanı yapmağa zorlarlar, hem de kendileri için.
Ama ona gelmeden önce 1977'de Güneydoğu Asya'da patlak veren finansal krize kısaca bakmakta yarar var. Tayland, Filipinler, Endonezya, Güney Kore ve Malezya'yı arka arkaya deviren kriz IMF'i o güne kadar görmediği kadar büyük ekonomik yangınlarla karşı karşıya getirdi. IMF bu ülkelerle stand-by anlaşmaları imzaladı ve onlara büyük krediler verdi. Onlar da bunun karşılığında hem ekonomilerini düzeltecek önlemlere eyvallah dediler hem G7 ülkelerine pazarlarını açtılar.f
Örneğin, Güney Kore 60 milyar dolarlık bir pakete karşılık pazarlarını (istemeye istemeye) G7'lere açmayı kabul etti. Yabancı bankaların şube açmasına izin verdi ve yabancıların Kore şirketlerindefsahip olabilecekleri hisse oranını yüzde 25'ten yüzde 50'ye yükseltti.
Bizim için de durum aynıdır. Parayı alıyoruz ama bu karşılıksız değil.
Amerika Ankara'dan isteyip de alamadığı bazı şeyleri şimdi alıyor.
...
Yukarıda anlattıklarımın ayrıntısı için: THE CHASTENING. Inside the Crisis That Rocked The Global Financial System and Humbled the IMF. Paul Blustein. Yayıncı: Public Affairs.