Bir süredir sabahları yola çıktığımda yönümü çevirip gaza bastığım gibi Bursa'ya gitmek istiyorum!
Yanıma Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Beş Şehir"ini almayı da unutmadan. Uludağ'a, servilere, Yeşil Türbe'ye, Ulu Cami'ye nakşolup kalmış "Bursa'da Zaman"ın kapısını yeniden aralamak istiyorum.
Setbaşı'nda sert esen rüzgâra karşı durup çocukluğumun anılarını çağırmayı özlüyorum.
Ama yirmi dakika içinde hevesim kaçıyor.
Son bir yıl içinde 40 sanayi kuruluşunun kapandığı, yetmiş bin insanın (dikkatle okudunuz mu? 70 bin kişi) işsiz kaldığı bir şehir olduğu aklıma geliyor Bursa'nın. Ruhum soluveriyor...
İzmir'e kaçmaya gelince... Bu zaten beni hiç bırakmayan güzel bir rüyadır. Hatta İzmir'e yerleşmek...
Dışardanım ya, İzmirliler'in yakınıp durdukları Körfez'in berbat kokusu bile bana güzel gelir.
Ama bir yıl içinde 7 bin 671 şirketin kapandığı, kırk beş bin kişinin işsiz kaldığı bir şehrin artık çok başka türlü koktuğunu biliyorum. İşsizliğin, gelecek korkusunun, umutla umutsuzluğu değiş tokuş etmenin eşiğinde durmanın kokusu körfezin kirli çamurundan beterdir!
Yani İzmir rüyam da kendi kendine soluyor bu yıl... (Alsancak'ın trafiğe kapalı sokaklarında insanlar yine sımsıcak gülen gözlerle dolaşıyorlar mı acaba?)
Konya'da sanki elle tutulur yoğunluktadır hava! Sanki yaşanmışlık duygusu Selçuklu'dan beri biriktikçe birikmiş, yoğunlaştıkça yoğunlaşmıştır. Severim... Bir yanı yeşil ovalardan geleceğe, öteki yanı sarı bozkırlardan geçmişe açılan halini severim Konya'nın.
Ama istihdamın % 48.5 azaldığı bir şehre insan nasıl güle oynaya gider? İstanbul'da bir yerde "etli ekmek" yemek özlem giderir mi?
Celal Doğan hep "gel, şehri gez!" der. Ama Anadolu aslanlarının kalelerinden Gaziantep'de son bir yıl içinde 100 fabrikanın kapandığını okuyunca "gitme zamanı bu zaman değil!" deyip vazgeçiyorum. Antep'in üzerine bir "kırgınlık", bir "düş kırıklığı" bulutunun yerleştiği imgesi geliyor gözümün önüne, nedense...
Adana'da Adana kebabı yemek bambaşkadır. Ama yüz şirketten 31'inin kapandığı; 23 bin işsizin yaşadığı bir şehirde kaç şalgam suyu o kebabın boğazımdan geçmesine yardımcı olabilir?
Şu yanı başımızdaki Kocaeli'nin önünden geçerken şehir bana kocaman bir "alın teri anıtı" gibi gözükür. Çocukluğumdan beri...
Ama insan gazeteci olunca naifliğini yitirdiği yetmiyormuş gibi, bir de rakamlarla gerçek hayat arasındaki bağlara takılıp kalıveriyor: Kocaeli'ndeki sanayi tesislerinin kapasite kullanım oranının yüzde yirmi-on beşlere çekildiğini biliyor muydunuz?