Müslime, İstanbul'a yaklaşınca, askerlerine ikişer kap yemek almalarını ve oraya varınca kendi yemeklerini yemeyerek düşmanın memleketinde ziraatle meşgul olup geçinmeye çalışmalarını emretti. "Burayı fethetmeyince bize geri dönmek yok" diyerek kesin kararını bildirdi. İsmi İlyun olan bir Hıristiyan, Müslime'ye gelerek Müslümanlar'a yardım etmek isteğinde olduğunu ve İstanbul'u almalarını kendisinin de istediğini söyleyerek onunla dost oldu. Müslime de ona güvenerek dostluk gösteriyor ve düşmandan bilgi sızdırmak için onun yardımına güveniyordu.
O sırada Konstantiniyye kralı öldü. Halk Müslime'ye elçi göndererek cizye vermek istediklerini bildirdiler. Fakat Müslime bunu kabul etmeyerek İstanbul'u mutlaka fethedeceğini söyledi. "Bize İlyun'u gönder, onunla konuşalım" diye haber göndermeleri üzerine Müslime onlara İlyun'u gönderdi.
İstanbul halkının ileri gelenleri, İlyun'la görüşerek şöyle dediler:
- Başımızdan şu askerleri defedersen seni başımıza kral yapar ve sana şu kadar mal veririz.
İlyun bir şey olmamış gibi geri dönerek plânlar düşünmeye başladı. Bir gün Müslime'ye giderek şöyle dedi:
- Sen hazırda bulunan yemekleri durdurduğun sürece senin harbi uzatacağını anlarlar.
Eğer o yemeği döktürürsen kararlı olduğunu anlayarak sana şehri hemen teslim ederler.
İlyun bu hile ile yemekleri döktürdü. Gece olunca Müslümanlar'ın diğer eşyalarını da alarak gizlice kaçtı.
Sabahleyin Müslime, İlyun'un kendine oynadığı oyunu anlayarak çok kızdı ama, elinde herhangi bir şey yapacak imkân yoktu. Müslümanlar çok zor bir duruma düşerek açlık çekmeye başladılar. Günlerce ağaç yaprakları yiyerek idare etmeye çalıştılar.
Bu sırada Süleyman ölerek yerine Abdülâziz oğlu Ömer geçti. Onlara biraz yemek göndererek geri dönmelerini emretti. Böylece Müslümanlar büyük bir fırsat daha kaçırarak müşriklere güvenmeleri yüzünden İstanbul'u fethe muvaffak olamayarak geri döndüler.