Bu Capoeira dansı işinde bir iş var..
Çalgılı türkülü dövüş sanatı Capoeira'nın yiğitlerimizi nasıl etkilediğini merak edip dün bir yazı yazmıştık.. Bu arada dansın adını yanlış yazdığımızı da bugün farkettik.. Biz de böyle bir araştırmacı gazeteciyiz işte..
"Vatandaş Capoeira öğreniyor.." Araştırmacı gazeteci arkadaşımız Sibel Arna'nın hazırladığı mufassal haberin tepesine atılan başlık buydu.. Okur okumaz beni çarpan ve konuya maydanoz yapan başlık buydu..
Habere göre sadece sokaktaki vatandaş değil; sporcusu, sanatçısı, işadamı günde iki vardiya Capoeira yapıyordu.. (Dünkü yazımızda Capoeria diye yazmıştık)
Sizler "Bu kadar moda da biz niye duymadık?" diye düşünedurun, ben de bu fırsattan yararlanıp sizlere bir iki kalem bilgi aktarayım..
***
Evvela "Capoeira nedir?" diye sorarak başlayalım.. Sibel Arna'dan rivayet edildiğine göre dans ile kavga tekniklerini birleştiren bir dövüş sanatı.. Brezilya'nın yerli ahalisi ile Afrika kökenli köleleri bunun ataları.. Yerel enstrümanların kullanıldığı folklorik bir müzik eşliğinde yapılıyor..
Yapıldığı yerde düşmanı helak ediyor..
Şimdi haklı olarak dövüş ile dansın ne alakası var, diyeceksiniz.. Biri dostça, estetik bir eylem.. Diğeri insanın barbar tarafını ortaya çıkaran bir icraat..
Haklısınız.. Bana göre de bu Capoeira dedikleri şey dövüş sanatı filan değil.. Yani bunun feriştahı olsan, yanında gezdirdiğin hanımın çantasını kapan bir kapkaççıya karşı zafer kazanamazsın..
Capoeira
Ben Brezilya'ya sık sık gidip geldiğimden bu dansı orada nasıl yaptıklarını görmüştüm.. Turlardan birine katılıp, Rio yakınlarındaki bir tropik adaya gitmiştim..
Yüzlerce, binlerce irili ufaklı ada.. Her biri özel mülk.. Ada dedimse içlerinde bir iki dönümlük olanları çoğunlukta.. Üzerine uyduruk bir lokanta kuruyorlar..
Botlarla taşınan turistleri doyurup 60 dolarlarını tokatlıyorlar.. Eeee! Akşama kadar sadece tıkınıp, yüzmekle vakit geçmiyor tabii.. Her adalı lokantacı kendine bir "Capoeira dans grubu" tedarik etmiş.. Bunlar müzikli bir gösteri sunuyorlar..
Turistin Japon olanı kamera ile görüntü alıyor, benim gibi olanı da boş boş bakıyor..
***
Bunlar, genellikle beş kişilik gruplar.. Üçünün elinde "berimbau" dedikleri yerel bir çalgı var.. Onlar müzisyen.. Berimbau dedikleri de bildiğimiz su kabağı ile yay gibi eğri bir dalın birleşmiş hali..
Yayın bir ucu kabağa girmiş, öbür ucu dışarda.. Arada da ses çıkaran teller var.. Bunlar tımbır tımbır birşey çalarken diğer ikisi de karşılıklı geçip, pehlivan gibi el çırpıyorlar..
Ben ilk gördüğümde "Aha güreşecekler.." deyip heyecanlanmıştım..
Oğlanların belden yukarısı çıplaktı.. Ayakları da çıplak.. Altlarında ise beyaz daracık bir pantolon var..
Kispet değil.. Çünkü o manda gönünden yapılır.. Pırpır diyeceğim ama pırpırın da paçaları bağlıdır.. Bunların ki İspanyol paça..
O çırpınmaları da bizim yiğitlerimizin kapışmadan önce yaptıkları peşreve benziyor.. Zaten beni heyecanlandırıp azdıran da bu peşrev hali oldu..
Güreş başladığında başladılar birbirlerini kollamaya.. Önce biri hasmının başına doğru bir tepik attı, tabanı oğlanın suratını sıyırdı geçti..
Ben kendi kendime "Bu kez tutturamadı ama bir dahaki sefere tepiği yerleştirdi mi ellam işi tamamdır.." diyordum, o sırada öbürü tepiği savurdu..
Tepik aha böyle, kolunu yay gibi savurursun ya, işte öyle yukarıdan aşağıya gelip, diğerinin bedenini sıyırdı.. Şansa bak! Sonra sıra ile birbirlerini tepiklemeye başladılar..
Bir tekme bir takla
Tepik diyorum ama birbirlerinin boş böğrüne denk getirmeye çalışmıyorlar.. Tepik vücudu sıyırıp gidecek o kadar.. Arada bir tepikten sıkıldılar mı elbaş taklası atıyorlar..
Ben o gün, bu işin danışıklı dövüş gibi bir dans olduğunu bilmediğimden iyice kıllanmıştım.. Hatta yanımda dikilen Güven Sazak'a "Bu kadar olmaz, bu işte şike var.." dediğimi biliyorum..
Sonraki yıllarda Fener'in başkanlığını yapan Güven Sazak dahi aşka gelip kuma fırladı, iki üç kez Capoeira taklası attı.. Yani diyeceğim o ki, bu dansı yapmak için ille de mektebine gidip Capoeira şehadetnamesi almak şart değil..
Haaa! Arkadaş ben dansla dövüş sanatını birleştirmek istiyorum ama Capoeira bilmiyorum, derseniz o başka..
Yine de Capoeira şart değil, derim.. Damınızı vals veya tangoya kaldırırsınız.. Siz onun belinden tutarsınız.. O elini omuzunuza kor.. Müzik eşliğinde güzel güzel dönerken damınıza aniden kafayı yapıştırırsınız..
Fazladan figür göstermek isteyenler iki büklüm olan damının ensesine bir kesme veya aşağıdan yukarıya bir diz darbesi de vurabilirler..
Olur size danslı dövüş sanatı..
***
Daha da renkli figür arayışındaysanız, damınıza elense çekin derim.. (Elense: Hasmın ensesinin köküne iki elle aynı anda hızla vurularak yapılan bir güreş oyunudur..)
Öne doğru sendelediğinde kaz kanadına alırsınız.. Yani ensesini karnınıza dayar, ellerinizi kadının koltuk altlarından geçirip ensesine bağlarsınız.. Ondan sonra döndürün dans pistini.. Orkestra da karışamaz!
Sibel Arna Hanım'a göre köleler bu Capoeira sayesinde beyazlara karşı direnebilmişler..
Tövbe estağfurullah..
Olmaz böyle birşey.. Bu dansın kimseye bir zararı yok ki savaşta işe yarasın.. Sibel Arna Hanım;
- "Köleler Capoeira dansı yaparken, onlara saldırmaya hazırlanan beyazlar da aşka gelip kasap havası oynamaya başladılar, savaş arada kaynadı gitti.." diye yazsa amenna..
Ayrıntısı yok.. Sadece rivayet var..
Cem Boyner'in bu işe neden takıldığına gelince.. Valla düşündüm düşündüm ben de işin içinden çıkamadım..
Tahminim eşi Ümit Hanım'ı "kendisine asi oldu.." diye dövmeyi planlıyor.. Böyle bir işin etrafta hoş karşılanmayacağını düşündüğünden olaya "dans süsü" verecek..
Eğer o başarırsa Sakıp Ağa da koşar bu Capoeira'nın kursuna.. Halis Ağa da Bülent Eczacıbaşı ile Mustafa Koç da.. Gayrı bunları kimse tutamaz..
|