|
|
 |
Bir gazetenin kapanması..
Akit gazetesinin kapandığı haberini okuyunca içim nasıl "Cızz" etmişti.. Akit aslında nefret ettiğim, iğrendiğim bir gazete.. Bakmak bile sinirlerimi bozduğu için, gazetedeki görevlilerden rica etmiş, bana getirilen takımın içine Akit'in konmasını önlemiştim..
Buna rağmen, kapandığı haberine inanın yürekten üzülmüştüm.. Öncü'nün kapanış haberine üzüldüğüm gibi.. Bu gazete, Özer/Tansu Çiller çifti tarafından kendilerini eleştirenlere sövmek, alenen, resmen sövmek için çıkarılmıştı. Bu sövgü yazılarını genelde Özer Çiller bizzat kaleme alıyor, gazetedeki çocukların imzasını atıyordu.. Köşe yazarları, hemen hergün bana sövmek için akıl almaz bir yarışa girmişlerdi..
"Sövün arkadaşlar" diyordum.. "Ben Çillerleri yakından tanırım.. Bana sövdüğünüz sürece işinizi muhafaza eder, evinize ekmek parası götürürsünüz. Sizi anlıyorum, kızmıyorum. Merak etmeyin mahkemeye de vermem.."
Vermedim de.. Ama herkes benim gibi değil. Yığınla dava açıldı. Açık seçik sövüldüğü için hepsi kaybedildi. Bu çocuklar birkaç milyonluk maaşları ile ödeyemeyecekleri kadar milyarlara mahkum oldular. Çillerler gazeteyi kapatıp onları piç gibi ortada bıraktı..
İşte bu Öncü'nün kapanmasına da üzülmüştüm..
Neden?..
Ben bir gazetenin kapanmasının ne demek olduğunu bilirim..
Meslek yaşamımın ilk günleri hep kapanan gazetelerde geçti.. Her kapanışta nasıl yıkılır, ayakta kalabilmek için nasıl bir savaş verirdik.. Aylarca para alamazdık, ama her sabah gazetemize kavuşmak, hep bir umut olurdu.. Ve de hergün işe gitmek, çok önemliydi.. Para almasan da işe gitmek, orada arkadaşlarla buluşmak, her türlü imkansızlık içinde bir gazete çıkarmak, yemek diye ceplerden toplanan üç beş lira ile, üzüm, peynir, ekmek alıp paylaşmak, işsiz evde oturmak, ya da evde eşine ve karısına işsiz olduğunu farkettirmemek için erkenden bir uzak mahalle kahvesine kapağı atıp akşamı beklemekten çok iyiydi..
Meğer Akit'in kapanması numaraymış.. Şantaj, tehdit, hedef gösterme, hakaret davaları hep kaybedilip borç bini aşınca, bir numara ile Akit'i Vakit yapıp, yeniden sövme, saldırma, hakaret, tehdit, hedef gösterme işine sıfırdan başlamayı yeğlemişler.. Bu, kapanmaktan daha iyi.. Üç beş meslekdaşım işşiz değil hiç olmazsa..
***
Aslında tüm gazetecilerin böyle düşünmesi gerekir.. Meslekdaşlık bilinci, rekabet devam ederken, mesleki yardımlaşma, bütünleşme budur. Başka gazetelerin yaşaması, gelişmesi, iyi koşullara gelmesi, aslında gazetecinin kendisinin sigortası, garantisi, bağımsızlığının, kalemini satmak zorunda kalmamasının dayanağıdır..
Ama lütfen bakın.. Lütfen şu gazete kavgalarına bakın.. Birbirlerini batırmak için nasıl iğrenç işler yapıyor, rezil yazılar yazıyorlar.. Patron kavgasını anlarım. Rakip batarsa kendisi daha çok kazanır, özürü var. Ama gazeteci rakibin batmasını ister mi?. Rakip batarsa, senin gideceğin gazete kalmazsa, işini muhafaza etmek için, maaş indiriminden, ısmarlama yazıya her türlü zillete razı olmaya, ya da mesleği terke zorlanmaz mısın?..
Aylardır izliyorsunuz değil mi?..
Ne banka patronları bir gün bile yatmadan safa sürüyor.. Aldığı bütün kredileri, Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük baskı tesislerini kurmak, yani yepyeni gazeteler, yepyeni dergiler çıkarmak, gazetecilere yepyeni iş imkanları yaratmak için harcayan Dinç Bilgin içerde yatıyor, bu çifte standarda dahi "Niye" demiyorlar..
Ali Balkaner DGM'den Ağır Cezaya havale edilip serbest bırakılırken, Dinç Bilgin niye aylarca hakim önüne çıkarılmadan tutuklu kalıyor, diye merak etmek bir yana, yeni çıkan DGM Yasası Bilgin'e yarar diye kıyamet koparıyorlar..
DGM'leri savunmak bu ülkede Cumhuriyet ve Radikal'e mi kaldı?.. Anlayın gerisini..
Dinç Bilgin içerde kalsın.. Sabah gurubu tüm gazete, dergi radyo ve televizyonları ile çöksün, binlerce gazeteci işsiz kalsın.. Yeni planlanan gazete ve dergiler, halen işsiz binlerce gazetecinin umudu iken, o da sönsün.. Bir gazeteci, bir demokrat, bir liberal gazeteci bunu nasıl ister, aklınız alıyor mu?..
Ne hale geldik biz?.. Üç patrona yaranmak, onlara hoş görünüp kendi işimizi korumak (Acaba) için, binlerce meslekdaşa ihanet etmek ve her kapanan gazetenin ardından zil takıp oynamak!..
Bugünleri de aşacağız!..
Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim
O gün senin de dikkatini çekti mi bilmiyorum. O gün dediğim geçtiğimiz salı.. Orta Doğu yeniden patlamış.. İntihar komandoları 30'a yakın İsrailliyi havaya uçurmuş. Buna misilleme İsrail Gazze'ye roket yağdırıyor. Bi sürü ölü, bi sürü yaralı. Burnumuzun dibinde savaş ha çıktı ha çıkıyor! Gazetelere bakıyorum.. Bi büyük gazetemizin sürmanşeti:
"Fenerbahçe dosyası: Fenerbahçe nereye gidiyor? Beşiktaş mağlubiyeti takımın hedeflerini değiştirecek mi?"
Bi başka büyük gazete ve bi başka sürmanşet:
"Bu yalan niyee? Salkım hanımın senaristi..."
Dünyadan böylesine kopuk bi yazılı basın.. Gülmek mi lazım yoksa ağlamak mı kestiremiyorum Abuzittinciğim. Görebildiğim bi tek Sabah gündemi sürmanşete taşımıştı. "Arafat'a 10 füze!"
Bi de Reha Muhtar'a kızıyoruz. Gazetelerin böyle olursa en çok izlenen TV habercin de Reha Muhtar olur. Gayet normal!.
Bilader ben de çok kötümserim galiba.. Herşeyi tersinden alıyorum.
Hani geçenlerde sana yazdıydım. Ankara'da Karakuşunlar'da, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin giriş kapısının yakınında üstü açık koca bi kuyu var. "İçine insanlar, arabalar düşüyor. Kimse oralı değil. Bu ne vurdum duymazlık!" demiştim. Dün gene oradan geçiyorum Allah, Allah kuyu bi kapakla örtülmüş, etrafı güzelce asfaltlanmış. Bu işte bi gariplik var ya hayırlısı.. Yoksa insanlarımız yavaş yavaş uyanıyorlar mı? Etrafımızda olup bitenlerle ilgilenmeye mi başlıyoruz? "Adam sen de"cilikten vaz mı geçiyoruz?
Bi başka gariplik de şehirlerarası karayollarında yaşanıyor. Otobüs kazaları azaldı.. Hem de çok azaldı. Sen arabanla 90-100'le giderken yanından vınn diye 140'la geçen otobüs yok. Veya otobüsteysen "Ay şimdi şu virajda devrileceğiz.. ay önümüzdekine çarpıyoruz!.." diye tir tir titremiyorsun. Trafik polislerini kutlamak lazım.. Otobüslerin kaptanlarıyla, şirketlerin sahiplerini de kutlamak lazım.. Kafakafaya verip otobüs katliamını önlediler.
Nedense bizim medya bu olumlu gelişmeyi pek aksettirmiyor. Onlara birbirine girmiş otobüsler yerlere saçılmış ceset görüntüleri daha mı cazip geliyor acaba? Kendi payıma, bi vatandaş olarak, bu sıkı denetimi başlatan Türkiye'nin trafiğinden sorumlu Nihat Kurtiç'e teşekkür edeyim dedim.. Meğersem çoktan görevden alınmış. Başarılı ya!? Ama öyle görünüyor ki yerine gelen de işi ciddi tutuyor. Özellikle şehirlerarası yollarda sık sık pusu kurmuş trafik ekipleriyle karşılaşıyorsunuz. Sanırım yalnız otobüs değil otomobil, kamyon kazalarında da azalma vardır. Bi de bazı saygı değer vatandaşlarımız, farlarını açıp kapayarak, kapalı virajın ardında trafik polisinin beklediğini birbirlerine ikaz etmeseler! Sanki yardım ediyorlar..bırak, trafiği ihlal eden cezasını ödesin. Böyle böyle kurallara uymasını öğreneceğiz. Bugün yardım ettiğini sandığın adamın yarın, senin katilin olmayacağı ne malum?
Netice itibarıyla kardeşim, o kadar kötümser olmayalım. İyi şeyler de oluyor.. Hele Denktaş'la Klerides, birlikte, önce zeytinyağlı imambayıldı, arkasından da kaymaklı ekmek kadayıfı (acaba nasıl gitmiştir) yedikten sonra.
Münasip yerlerinden öperim Abuzittinciğim.
Kardeşin Güneş
BİZİM DUVAR
Çok TV izleyen şeker hastası oluyormuş. Türkiye'de liste biraz daha uzun. Depresyon, sinir krizi, kalp krizi...
Hakan&Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Erkeklerin en çok pişman oldukları suçlar, fırsatları olup da işleyemedikleri suçlardır.
Helen Rowland
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Sevgiliniz, fahişe ve karınız arasında ne fark vardır?
-Sevgiliniz: Tatlım.. Tamam mısın?
-Fahişe: (Saatine bakar) Tamamsın..
-Karınız: Bej.. Evet tavanı sarıya boyatmalıyım..
|
|
|
|