Yarın buluşalım. Konuşacağımız şeyler var, bir türlü vakit ayırıp konuşamadık!"
Böyle demişti Necmi...
Üç arkadaştılar. Çok badireler atlatmışlardı birlikte. Çok güzel günleri olmuştu geçmişte.
Şimdiyse ne zaman bir araya gelseler; laflar havada uçuşuyor ve fakat bir türlü anlaşamıyor, dertlerini birbirilerine aktaramıyorlardı.
Hep kişiliklerini öne çıkartıyorlardı.
Bunca zamandır birbirlerini tanıyan arkadaşlar, söze başlayınca "Ben böyleyim, sen şöylesin!" deyip duruyorlardı.
Akıp giden zaman ve değişen hayatlarına rağmen birlikte iş yapmayı planlayan Necmi, buluşma yerine erken gitti. Sonra İlker geldi. Sessiz, sakin biriydi İlker.
Derken Murat göründü. Ve...
Yürüyüşüyle bile masada bir tankın paletlerinin ağır ve ezici etkisini yarattı.
Oturduğu sırada da lafını patlattı: "Oğluuum, sen ne zaman iki elinle bir işi doğrulttun da, şimdi bizle iş kotaracaksın!"
Şok!
Sessizlik!..
Durmadı Murat: "Beni hiç tanımadın aslında, ama ben seni tanıdım. Sen iş değil, proje yaparsın. Ben seni dinlemem, sen beni dinle!"
Kimse kalkıp orayı terketmedi yine de.
Konuşma sürdü. Bir yandan da yenilip içilince diller gevşedi, ruhlar yumuşadı. Necmi iyi niyetinin döşediği taşların molozlaştığını gördü. İlker de sessizce o molozları alıp bir köşeye yığdı...
Kalkarken yine eskisi gibi dost kalktılar. Sadece İlker'de tadı ekşi bir duygu kaldı: sanki hiç konuşmamışlardı. Onca söze karşın üstelik!
Yoksa boş iş miydi konuşmak?..