kapat
08.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Konuşmak boş iş mi?

Yarın buluşalım. Konuşacağımız şeyler var, bir türlü vakit ayırıp konuşamadık!"

Böyle demişti Necmi...

Üç arkadaştılar. Çok badireler atlatmışlardı birlikte. Çok güzel günleri olmuştu geçmişte.

Şimdiyse ne zaman bir araya gelseler; laflar havada uçuşuyor ve fakat bir türlü anlaşamıyor, dertlerini birbirilerine aktaramıyorlardı.

Hep kişiliklerini öne çıkartıyorlardı.

Bunca zamandır birbirlerini tanıyan arkadaşlar, söze başlayınca "Ben böyleyim, sen şöylesin!" deyip duruyorlardı.

Akıp giden zaman ve değişen hayatlarına rağmen birlikte iş yapmayı planlayan Necmi, buluşma yerine erken gitti. Sonra İlker geldi. Sessiz, sakin biriydi İlker.

Derken Murat göründü. Ve...

Yürüyüşüyle bile masada bir tankın paletlerinin ağır ve ezici etkisini yarattı.

Oturduğu sırada da lafını patlattı: "Oğluuum, sen ne zaman iki elinle bir işi doğrulttun da, şimdi bizle iş kotaracaksın!"

Şok!

Sessizlik!..

Durmadı Murat: "Beni hiç tanımadın aslında, ama ben seni tanıdım. Sen iş değil, proje yaparsın. Ben seni dinlemem, sen beni dinle!"

Kimse kalkıp orayı terketmedi yine de.

Konuşma sürdü. Bir yandan da yenilip içilince diller gevşedi, ruhlar yumuşadı. Necmi iyi niyetinin döşediği taşların molozlaştığını gördü. İlker de sessizce o molozları alıp bir köşeye yığdı...

Kalkarken yine eskisi gibi dost kalktılar. Sadece İlker'de tadı ekşi bir duygu kaldı: sanki hiç konuşmamışlardı. Onca söze karşın üstelik!

Yoksa boş iş miydi konuşmak?..

***
Dün iletişim üzerine yazarken, zamanında tanık olduğum bu olayı hatırladım.

Sıradan bir olay, çok sıradan. O yüzden de hayatımızın tam kalbinde yer alan çatışmayı içinde taşıyor.

Murat, bazı iletişim psikologlarının "tank" dedikleri tiplerden... Bütün iyi niyetine rağmen iletişimi çözüme değil de, probleme dönüştürenlerden yani...

Konuşmayı "hedefe doğru saldırmak" olarak anlayanlardan...

Ne kadar çok Murat var çevremizde! Ne kadar çok Murat'ız! Murat olmayı nasıl seviyoruz bazen!.. Üstelik bunu "doğrucu Davut"luk sanıyoruz.

Sohbet sahasına "tank" yıkıcılığıyla girmeye doğruculuk dedirtecek kadar mı, oynak ve kıvırtkan bir kültürün çocuklarıyız?..

Karşımızdakiyle anlaşmak bir iktidar ilişkisi mi sadece? O zaman en iyisi, Murat gibi yapıp önce tek yumrukla devirmek, "ayağını denk aldırmak" ve ardından yerden kaldırıp tedavisini ağır ağır yapmak mı?

Öyleyse neden konuşuyoruz? Kavga ederek de iletişebiliriz...

Hırlayarak, tıslayarak, kükreyerek de...

***
"Tank"lar kadar, zehirini dilinde taşıyan ve konuşarak "sokan"lar da var...

"Kararsız Kasım"lar var; hesapçı suskunlar var, hepimizin bildiği gibi yalancılar var...

Gel de iletişimi yücelt!

Gel de iletişime güven!

"Ben anlamak, anlaşmak, anlatmak istiyorum" diyenin işi zor!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır