kapat
08.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 NET YORUM
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
"Şeriat" nedir, "Tarikat" nedir, "Hakikat" nedir üstüne...

Afganistan'ın durumuna baktıkça, aklıma Bektaşi'nin fıkrası geliyor.

Göğüs bağır açık, üstü başı dökülen Bektaşi babası, ucuz bir meyhanede pencerenin dibine oturmuş, kafa çekiyormuş.

Derken pencerenin önünden; tek omuzuna attığı cepkeni sırmalı, yeleğinin ön cebindeki saati altın köstekli; ayağında ökçeleri ezik yeni yemenileri ve başında yan devirdiği pahalı fesiyle bir kabadayı geçmiş.

Bektaşi şaşkınlıkla bakmış afili kabadayıya:

- Yahu bu da kim, demiş.

Meyhaneci, o dönemin Mafia'cı büyüklerinden birinin adını söylemiş:

- O, demiş, Fehim Paşa'nın kulu...

Bektaşi, ellerini açıp başını yukarı doğru kaldırmış:

- Allahım utan utan, demiş; bir Fehim Paşa'nın kuluna bak, bir de senin kuluna...

TV kanallarında, başlarına göklerin yıkıldığı pesperişan zavallı Afganlılar'ı izlerken, bir mırıltı dolaşıyor yüreğimde:

- Tanrım acı; senin kulun bunlar da..

Ne yapmalı ki, insanların mistik inançları; sefaletle felâketlere karşı bir sigorta oluşturmuyor.

Rahmetli Turgut Özal'la yeni tanıştığım günlerde, belki biraz da bana yeni bir pencere açmak düşüncesiyle, daha çok mutasavvıfların meraklı olduğu mistik bir fıkra anlatmıştı.

Müridi, Hoca'sına sormuş:

- Şeriat nedir, tarikat nedir, hakikat nedir?

Hoca'sı da ona demiş ki:

- Bak karşıdaki şadırvanda üç kişi yan yana oturmuş abdest alıyor. Git onların ensesine birer tokat patlat..

- Aman hocam, nasıl olur?

- Ne diyorsam onu yap. Git birer tokat patlat enselerine...

Hoca'nın müridi gitmiş en baştakinin ensesine bir tokat patlatmış. Ensesine tokadı yiyen de, dönüp bir tane ona patlatmış.

Mürit, ikincisine de patlatmış tokadı. İkincisi dönüp bakmış sadece...

Üçüncüsü ise tokadı yedikten sonra dönüp bakmamış bile...

Çömez, dönüp gelmiş hocasının yanına. Hoca:

- Tokadı yiyenlerden birincisi, "Şeriat"tı; sen vurunca, döndü o da sana vurdu, demiş. İkincisi "Tarikat"tı; tokadı yiyince, Tanrı'dan gelen bu tokada kimin aracı olduğunu görmek istedi sadece... Üçüncüsü ise "Hakikat"tı; tokadı yedi ve dönüp bakmadı bile..

Ben de rahmetli Özal'a, daha kısa bir tanımlamasını yapmıştım o üç kavramın:

- Şeriat, "şu senindir, bu benim"; Tarikat, "hem senindir, hem benim"; Hakikat, "ne senindir, ne benim" demiştim..

Ve kendisine Yahya Kemal'in "Rindlerin Hayatı" şiirinden ikinci kıt'ayı okumuştum:

Dindar adam tevekkülü herkese

İsa'yı çarmıhında uzaktan hatırlatır.

Bir arslan esniyor gibi engin vekar ise

Rind'in belaya karşı kayıtsızlığındadır.

Ama sanırım Turgut Bey, Yahya Kemal ile pek ilgilenmemişti.

Eski Yunan ve Roma'da da "stoik"lik; yani "acıya kayıtsız kaldığın ölçüde, gerek kendin, gerek çevren, gerek evrenle daha uyumlu olma" inancı yaygındı.

"Acıya dayandığın ölçüde mutlu olursun" inancı, Yahudi'liği de çok etkilemişti, Hıristiyan'lığı da..

Çünkü "mistik inanç" engelleyemiyordu "acı" çekmeyi..

Yunan düşünürü Epicure ise tam tersine, "uyum ve mutluluğun, zevkli bir yaşam"la mümkün olduğunu iddia etmişti.

Ve Karl Marx da, doktorasını Epicure üstüne yapmıştı.

Afganlılar bütün bu konuların dışında ve korkunç bir perişanlık içinde.. Her ne kadar yüz yıl sonra, aralarında Paris'te yaşayanlarla bir fark kalmayacaksa da...

Unutmayın ki Dünya, hâlâ daha sadece ikiye ayrılıyor; okkanın altına gidenler ve gitmeyenler...

Neyse ki, okkanın altına gitmemenin yolları artık saydamlıktan geçmeye başlamada...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır