|
|
 |
Soruları doğru sormak
Medya, kamuoyunun oluşmasını sağlayan "birinci aracı"dır. Olayları aktarır; bilgileri derler, bir araya getirir, söz konusu olayla ilgili farklı açılara, yorumlara ulaşılmasını sağlar. Okuyucu ya da izleyici olayı öğrenir, ek bilgilerle olayın çeşitli boyutlarına ulaşır, farklı yorumlar arasından kendi bakış açısını oluşturur.
Medya, kamuoyunun oluşmasına yardımcı olmak, farklı açıların daha derinlemesine tartışılabilmelerini sağlamak için ortaya bir soru da atabilir, aykırı gibi görünen bir fikri de öne çıkarabilir.
İnsanlar, kendilerini yakından ya da uzaktan ilgilendiren olaylarla ilgili görüşlerini bu süreç içinde geliştirir, böylece "kamuoyu oluşur". Medyanın sorumluluğu; kamuoyunun, "oluşurken" doğru bilgileri edinmesi, "ehil" kişilerin görüşlerine ulaşmasıdır.
Uzun süredir medyaya "televole" programları, "eğlendirici" haberler konusunda eleştiriler yöneltilmektedir. Televole adındaki televizyon programı ve benzer eğlence programları, eğlence ve şov dünyasını konu alan, "sabun köpüğü" haberleri ve "özel meseleler"iyle tamamen eğlendirme amaçlı programlardır. Şov dünyasının güzel kızları ve yakışıklı delikanlıların aşklarıyla, özel meseleleriyle, aralarındaki çekişmeleriyle diğer insanları eğlendirmelerinin herhangi bir "zararı" bulunmamaktadır.
Bilmediğini konuşanlarla...
Bundan daha zararlısı şudur: Gerçek bir sanat meselesi ya da siyasi bir mesele üzerine az bilgili ve az fikirli bir kişinin "görüşü"nün ciddi bir haber gibi verilmesi!
Bunun son örneği, sinema, roman ve yakın tarihimiz hakkında bilgisi ve fikri son derece kıt bir milletvekilinin görüşüne önemli bir haber muamelesi yapılmasıdır. Siyasi kişiler de, diğer bütün insanlar gibi, bilmedikleri konularda kamuya açık alanlarda fikir beyan edemezler. Bu, "konuşan Türkiye istememek" değildir. Üstelik dünyanın gelişmiş bölümünde, bilgisinin yeterli olmadığını bilen insanlar bilmedikleri konularda konuşmaya teşebbüs etmezler, etseler de kimse onları ciddiye almaz.
Bilgisiz ve fikirsiz insanların yalan yanlış konuşmalarla diğer insanları yanlış yönde etkileme hakları yoktur. Bunların yalan yanlış görüşlerini "habermiş" gibi verdiği zaman da medya, kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunmaz, kamuoyunun yanlış bilgi almasına yol açar. Konuyla ilgili bilgisi olmayan bir kişinin görüşü, aktarılmaya değer görüş olamaz. Ehil olmayan kişilerin görüşleri "görüş" gibi aktarıldığı zaman tartışmalar da mecraından sapar.
Medya soruyu yanlış sorduğu zaman, kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunmaz, sadece kafa karıştırır. Örneğin "Kıbrıs'ı verelim mi vermeyelim mi" konulu bir tartışma toplantısı düzenlediğiniz ve salonun yarısından fazlasını konuyla ilgili bilgisi olmayan, birkaç hamasi cümleyi tekrarlamak dışında sözü olmayan kişilerle doldurduğunuz zaman kamuoyunu fena halde yanıltırsınız. Eğer soruyu "Kıbrıs'ta Türkiye'nin ve Türkler'in haklarını olabildiğince koruyacak çözüm yolu ne olmalıdır" diye sorarsanız ve konuşan herkes, konuyu bilen insanlarsa, kamuoyu "gerçek" anlamda oluşabilir. Ya da "Kıbrıs meselesinde ne yanlış yaptık ki bugün fena halde sıkıştık" diye sorarsanız, kamuoyunun bundan sonraki yanlışları önceden görmesinin ve uyarıda bulunabilmesinin imkânlarını hazırlarsınız.
Televole programlarının bir zararı yoktur; zararlı olan, medyada, ciddi meselelerde televole üslubunun öne çıkmasıdır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|