|
|
 |
|
Gerçek bankacılık başlıyor!
Bugünlerde bankalarda hummalı bir çalışma var. Kamuoyuna pek fazla yansımayan bu hararetli günlerin sonucu sistem, bir tecrübeli bir bankacının deyimiyle "gerçekten mesleği icra ediyor hale gelecek."
Bu değişimi yaratan gelişme, 'risk kavramı'. Yıllardır sadece krediyi bir 'risk' olarak algılayan bankacılık sistemi, yılbaşından itibaren piyasa risklerini de dikkate alarak iş yapmak zorunda kalacak. Örneğin bono, hisse senedi alırken veya döviz satarken, sermaye yeterliliğine bakacak. Yani sermayesine göre risk alabilecek. Eğer bu riski mutlaka almak istiyorsa, sermayesini artırmak zorunda kalacak.
Bankalar ilk sınavı yılbaşında veriyor. İkinci sınav ise Temmuz'da. Bu kez hesaba tüm iştirakler katılacak. Konsolide bazda, piyasa riskini de kapsayan sermaye yeterliliği ortaya çıkacak. Bunun anlamı şu: Banka, sermayesine oranla aldığı aşırı riski yurtiçinde veya yurtdışındaki bir iştirakinin bilançosunda saklayamayacak. Bankanın mali tablosu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilecek.
Geç mi kaldık?
Piyasa riskini de içeren sermaye yeterlilik rasyosunun ne kadar hayati önem taşıdığını, geçmişten alınan bir dersle açıklamak mümkün:
Eğer bu uygulama 2000 yılı başında var olsaydı; o zaman Demirbank sermayesine oranla çok aşırı bono riski alamayacaktı. Piyasada bu kadar agresif bir bono alıcısı olmasaydı, faiz oranları aniden yüzde 30'lara düşmeyecekti. Faiz düşmediği için bu kadar 'deli' tüketim olmayacak, daha fazla yabancı sermaye gelecekti. Tüm varsayımlar bir yana, hiç şüphesiz Demirbank batmayacaktı...
Sermayeler yeterli mi?
1999 yılından beri gündemde olan bu uygulama, nihayet başlatılıyor. Ama sistemdeki tüm bankaların buna hazırlıklı olduğunu söylemek zor. Bazı bankalar yaklaşık 2 yıl önce "zaten böyle olmalı" diyerek bu çalışmayı başlatıp, çoktan bitirmiş. Bazıları bu yılın başından itibaren kadrosunu kurup hazırlıklarını tamamlamış. Kimileri ise 'şeklen' hazır.
Bankalardaki piyasa riskine baktığımızda, ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Kriz, aslında bankaların disiplin altına girmelerini sağlamış. Açık pozisyonlar büyük ölçüde kapatılmış. Bono portföyleri halen yüklü, ancak önemli kısmı değişken faizli tahvillere dönüşmüş. Bu tahvillerin faizi üç ayda bir değiştiği için, vadeleri üç aylıkmış gibi değerlendiriliyor. Dolayısıyla riskleri düşük.
Portföylerde değişken faizli tahvillerin ağırlığının artması aslında bir tesadüf değil. Hazine, vadesi 2001'den sonraya sarkan ihraçlarını, yeni uygulamada bankaların durumunu gözönüne alarak ve borçlanmasını kolaylaştırmak amacıyla bilinçli olarak yaptı.
Bir olumsuzluk; bankalarda döviz likiditeleri yüksek olduğu için geçmiş yıllara oranla çok yüklü eurobond portföyü var. Aralarında vadesi 2030 yılına kadar uzayanlar da var. Bu tahviller sabit faizli ve riski yükseltiyor.
Sonuç olarak piyasa riski kriz öncesine oranla çok az. Ancak malesef sermayelerde belli bir oranda eridi. Bankacılara göre yeni uygulama bazı bankalar açısından ek sermaye ihtiyacı yaratabilecek durumda. Belki de bu nedenle sektörde uygulamanın bir süre daha ertelenmesi konusunda istekler duyuluyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|