Belki siz de onlardan birisinizdir... Hani ara sıra, çocuğunuzla "arkadaş gibi" olduğunuzu; onun kişiliğinin gönlünce gelişmesine izin verdiğinizi anlatmak için "Ben demokrat bir babayım" diyenlerdensinizdir.
Ya da çok tanık olmuşsunuzdur bu tür ifadelere.
Benim de bir arkadaşım sık tekrarlar bu sözü...
Oğluna bakıp bakıp kendisinin "demokrat" damarlarını şişirir; nasıl "iyi" ve "modern" bir baba olduğunu düşünür, egosunu okşar...
Üstelik dünya görüşünün "bilinçli milliyetçi-muhafazakârlık" olduğunu savunur. Öyledir de! (Ama bilinçli olduğu için herhalde; Salkım Hanım'ın Taneleri'ni pek sevmiş, çok insanca bulmuştu. Neyse konumuz bu değil!)
Onu bazen şöyle sorarak kızdırıyorum:
Oğlun tavrını, seçimlerini, ona ve başkalarına karşı davranışlarını beğenmediğinde, "Baba seni babalığımdan istifaya çağırıyorum, bu görevi bırak daha ehil ve uygun bulduğum bir kişi üstlensin" dese ne yaparsın?
"Var mı öyle şey, ne saçmalıyorsun!" diye kızıyor her defasında arkadaşım, sonra da bıyık altından gülmeye başlıyor. Gerçekten de yok öyle şey! Ama saçmalayan ben miyim aslında?..
Bir kezinde de "Ben demokrat bir patronum" demez mi? Bunu söylerken yüzüne yayılan aydınlık da öylesine güzel ki!..
Yanında üç beş kişi çalışıyor. "İmalat ve satış kararlarını işçilerine sorup, onaylatarak mı alıyorsun? Bilançonu ve tüm gelir kaynaklarını zamanı geldiğinde onların gözü önüne seriyor musun?" diye sordum. "Olmayacak şey!"
Güldü. "hükümetin, partilerin yapmadığını ben neden yapayım!" dedi.
Eh, o zaman da, arkadaşımın yanlışını açıklayamadan ben susmak zorunda kaldım.
Garip şey değil mi?
Demokrasinin kendisini, yani siyasal-toplumsal alanda demokrasiyi ve demokratik kurumlaşmayı bir türlü benimseyemedik de, lafını, edasını, "hava"sını çok sevdik.
Hep öyle oluyor!
Artık sular "iyi"; bankalar "özgür" ama bunları insanda ara ki bulasın!
"Ben serbestlikten yanayım; çocuğumla ilişkimde baba otoritesinden konuşmak yerine arkadaşca tavrı tercih ediyorum; yanımda çalışanlarla insani ilişkiler kurmayı soğuk işçi-işveren ilişkisine tercih ediyorum" demek için aklımıza en son gelmesi gereken kavramlar, ilk ağzımızdan çıkanlar oluyor: "Demokrat, demokrasi!"
Oysa bütün bunlarla ne ilişkisi var demokratlığın?..
Espriyse, "ben liberal bir babayım, patronum, vs" demek bile daha uygun düşer.
Geçen gün de Serdar Turgut'un "Her ülkeye porno gerekir" başlıklı dikkate değer ve "mizahi" yazısında porno yayın ve malzeme dükkânlarının içleri "dünyada tek ve gerçek demokrasinin yaşadığı mekânlardır" dediğini görünce güldüm ama, beyin kıvrımlarımda bir uyuşmanın başladığını da söylemeliyim.
Oradan aklıma geldi bunları yazmak!
Önce güldüm ama, sonra da ürktüm açıkçası...
Çünkü dilimizin, zihnimizin ve hayatımızın sadece "esprisi" olduysa demokrasi, siyasetin de ilelebet "bayramlık süsü" olarak kalır.
Daha geniş, daha uzun yazmayı tasarlıyorum. E, Oscar Wilde bu!..
Fakat şimdi bu baş döndürücü kitaptaki Wilde sözlerinden birkaç alıntı yapıp geçeceğim:
* Gelecekleri olan erkeklerden, geçmişleri olan kadınlardan hoşlanırım.
* Ne ödlektir şu erkekler... Dünyadaki her yasayı çiğner, ama dünyanın diline düşmekten korkarlar.
* İnsan bir kitabı tekrar tekrar okumaktan tat alamıyorsa, onu hiç okumasa da olur.
* Yaşamın gizi sanattır.
(Oscar Wilde: Tutkular, Acılar, Gülümseyen Deyişler. Şakir Eczacıbaşı. Remzi Kitabevi)