Türkiye'nin psikolojik özellikleri üstüne sık sık birseyler söyleme ihtiyacını hissederiz. "Manik depresif" kavramını o bağlamda kullanırız. Ruh hali çok çabuk bir uçtan diğerine giden insanları tanımlar.
Aniden müthiş karamsar olurlar. Depresiften kasdedilen odur. Dünyayı kapkara görürler. Hiç bir şey yapmak istemezler. Sonra aynı hızla inanılmaz bir iyimserliğe geçerler. Enerji deposuna dönüşürler. Manik onu simgeler. Böyle iki uç arasında gider gelirler.
Maalesef Türkiye'de toplum psikolojisi buna çok benzer özellikler gösteriyor. Bir kaç kötü olayla toplumun morali olmadık şekilde bozulabiliyor. Karalar bağlanıyor. Ama birkaç olumlu gelişme ile tam tersine bir coşkuya da kapılıyoruz.
Manik depresif davranışlar galiba en iyi sporda izleniyor. Milli takımın başarılı bir maçından sonra dünya şampiyonu olacağımıza kesinlikle inanılıyor. Kötü bir malubiyetle ise dünyanın sonu geliyor.
Krizin neresindeyiz?
Benzer tavırları ekonomide de sergiliyoruz. Şubat krizinden bu yana sadece felaket senaryoları yazılıyordu. Konsolidasyon kaçınılmazdı. Yıl sonunda dolar 2.5 milyon TL'yi geçecekti. İhracat artmazdı. Cari işlemler dengesinde fazla oluşmazdı.
İki haftadır aniden hava değişmeye başladı. Bahanesi de IMF'den gelecek ek kaynakta bulundu. Şimdi moda U yada V dönüşünden söz etmek. Herşeyin nasıl tozpembe olacağını anlatmak.
Güzel bir atasözünü hatırlıyorum. "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!". Vatandaşları gerçekçi olmaya davet ediyorum. Ne işler bir iki ay önce söylendiği kadar kötü idi. Ne de şimdi aniden eski güzel günler geri gelecek.
Aslında ekonomideki normalleşme gereksiz yere gecikti. Temmuz başında durduk yerde çıkartılan telekom krizinin bunda büyük payı var. Ortalığı saran kötümserliğin katkılarını da hafife almamak gerekiyor.
Normalleşmenin geri planında üç önemli faktör görülüyor. Birincisi IMF'den bu yıl için alınan 15 milyar dolarlık dış destektir. İkincisi hükümetin bütçe performansını tutturması, yani milli gelirin yüzde 5.5'una varan faiz dışı fazladır. Üçüncüsü de dalgalı kur rejiminin cari işlemler dengesini artıya geçirmesidir.
Bu üçlü eninde sonunda ekonomideki kötü gidişi durduracaktı. Temmuz'da yapabilirdik. Olmadı. Eylül'de gerçekleşmesini ABD'ye yönelen terör engelledi. Nihayet Kasım ortasında olumlu sonuçlar görülmeye başlandı.
Serinkanlı olalım
Popüler tabirle, ekonomi Eylül-Ekim döneminde dibe vurmuştur. Ancak, krizden çıkış yavaş olacaktır. Kimse 1995'de yaşananların tekrarlanmasını beklemesin. Bu kez kriz çok farklıdır. Türkiye çok farklıdır. Dünya konjonktürü çok farklıdır.
Bazı hususları özellikle vurgulamak istiyorum. Önümüzdeki dönemde iç talepteki durgunluk sürecektir. Neye kıyasla? 2001'e kıyasla elbette daha canlı bir iç talep olacaktır. Fakat talep 2000'in, hatta 1999'un çok altında seyredecektir.
Bu bir zorunluluktur. Çünkü Türkiye enflasyonla mücadele edecektir. İç talepteki hızlı artışlar ise 1995 ve sonrasında net bir şekilde görüldüğü gibi enflasyonun düşmesini engellemektedir.
Dolayısı ile dış talep ekonominin canlanmasındaki esas unsur olmayı sürdürecektir. Daha açık söyleyelim. Ekonomi normalleşecek ama iç piyasaya üretim yapan sektörlere eski güzel günler geri gelmeyecektir.
Keza, hükümetin hiç hata marjı yoktur. Önemsiz gibi duran ihmaller bile ekonomiyi derhal olumsuz etkileyecektir. Geçmiş performansı itibariyle, önümüzdeki günlerde de bu hükümetin yanlış birşeyler yapabileceğini unutmamak gerekmektedir.
Vatandaşlara temkinli olmalarını tavsiye ediyoruz.