|
|
 |
|
Kıbrıs'ı peşkeş çekmek mi?
Halkımızın yaklaşık yüzde 70'i Türkiye'nin AB'ye üyeliğini, ülkemizin refahına katkıda bulunacağı, dünyada ağırlık ve itibarının artmasını sağlayacağı, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti haline gelmesine yol açacağı ve Atatürk'ün çağdaş uygarlık ülküsüne erişmede önemli bir merhale oluşturacağı beklentisiyle destekliyor.
Bu veriler, AB'ye üyeliğin, Türkiye için bir çağdaşlaşma projesi ve ulusal bir stratejik hedef niteliğini kazandığını ortaya koyuyor.
Ancak, Türkiye bu hedefi tehlikeye düşürecek bir kavşağa yaklaşıyor. 2002 yılı sonunda Güney Kıbrıs'ın tüm Ada'yı temsilen AB'ye üyeliğe kabul edileceği anlaşılıyor. Başbakan Ecevit, bu durumda KKTC'nin Türkiye tarafından ilhak edilmesinin kaçınılmaz olduğunu açıkladı. AB yetkilileri de, böyle bir karar alması halinde Türkiye'nin Avrupa vizyonuna veda etmesi gerektiğini dile getirdiler.
Başbakan'ın sözleri, "Kıbrıs için böylesine ağır bir bedel ödemeye değer mi?" konulu bir tartışmayı Türkiye'nin gündemine getirdi. Esasında bu "fuzuli" (boş) bir tartışma. Çünkü, Türkiye'nin, hem AB üyeliği sürecinin devamını, hem de Kıbrıs üzerindeki hak ve çıkarlarının korunmasını birlikte gerçekleştirebilmesi pekala mümkün. Bu hedeflerin birinden diğeri lehine feragat edilmesi, vahim bir tarihi hata ve affetdilmez bir beceriksizlik olur.
Kıbrıs'ın kilit stratejik önemi
Bu hususu ele almadan önce, Kıbrıs'ın Anadolu'nun savunmasındaki kilit rolüne bir göz atalım. Atatürk, Ada'nın ülkemiz için stratejik önemini 1937 yılında güney kıyılarımızdaki bir tatbikat sırasında, "Türkiye'nin dünyaya açık tek sahil kapısının ve ikmal yolunun güneyde olduğunu, bu nedenle Kıbrıs'ın düşman bir ülke elinde olmasının Anadolu'nun bütün ikmal yollarını kapatacağını ve Türkiye'nin güvenliğini tehdit edeceğini" belirterek dile getirmiştir.
Yunanistan'ın Girit'te uzun menzilli A-7H uçaklarını konuşlandırdığı hava üssü, Rodos'ta da askeri havaalanı mevcuttur. Ayrıca, Kıbrıs Rum kesiminde de hava ve deniz üsleri vardır. Bu durumda, Kıbrıs Rumlarının Ada'nın tek egemeni ve hükümeti olmaları halinde. Yunanistan, "Girit-Rodos-Kıbrıs" adalar zinciriyle Türkiye'yi İon Denizi'nden İskenderun Körfezi'ne kadar uzanan stratejik bir kontrol kuşağıyla kesintisiz biçimde çevreleyecek ve Anadolu'nun tüm deniz ulaşım yollarını kapatmak imkanına sahip olacaktır.
Türkiye'nin dış ticaretinin % 'ini deniz yoluyla yaptığını ve sivil petrol stoklarının ülkemizin sadece bir aylık ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğunu belirtirsek, bu kontrol kuşağının Yunanistan veya işbirliği yapacağı diğer devletler tarafından, ekonomimizi felce uğratmak ve savunmamızı çökertmek için kullanılabilecek son derece etkili bir silah olduğu anlaşılır.
Türkiye'nin, bu güvenlik kaygıları kuşkusuz AB'ye katılınca kaybolacaktır. Ancak, o döneme kadar Türkiye'den şah damarını Yunan-Rum ikilisine teslim etmesi beklenemez. Bu bakımdan, Kıbrıs'a çözüm aranırken, hiçbir bir Türk hükümetinin, Ada'daki soydaşlarımızın güvenlik ve esenliğinin sağlanması yanında, Türkiye'nin yaşamsal önemdeki stratejik çıkarlarını da gözden çıkarabileceği düşünülemez.
Ecevit'e düşen görev
Esasında, Kıbrıs'ta gerçek anlamda siyasi eşitliğe ve iki toplumun kurucu ortaklığına dayanan iki bölgeli bir federasyon, Kıbrıs Türk toplumunun olduğu kadar Türkiye'nin de çıkarlarıyla uyumludur. Sorun, meşru hükümet pozundaki Rum tarafının, Türk toplumuna siyasi eşitlik tanımayı reddetmesinden kaynaklanıyor.
Bu bakımdan, 4 Aralık'ta Denktaş'la Klerides arasında Ada'da yapılacak görüşmeden çözüme yönelik bir gelişme çıkmasının beklenmesi hayaldir. Ancak, şu iki adımın atılması suretiyle bu görüşmenin anlamlı bir müzakere sürecine dönüştürülmesi mümkün olabilir.
Birincisi, Denktaş'ın BMGS'i Kofi Annan'a 12 Kasım'da yaptığı önerilerini iki toplumlu, iki bölgeli federasyon şablonuna oturtması ve toprak konusunu da konuşmaya hazır olduğunu açıklamasıdır. Bu bağlamda, üç özgürlüğün de (dolaşım, yerleşim ve mülkiyet) Türkiye'nin AB'ye üyeliği gerçekleşinceye kadar askıya alınmasına verilen önemin de altı çizilmelidir.
İkincisi de, Ankara'nın bu inisiyatife kuvvetli bir omuz vermesidir. Bu amaçla Sayın Ecevit'in, önce Bush'u sonra da önde gelen Avrupalı devletlerin liderlerini ziyaretle, Ada'da siyasi eşitliğe, dönüşümlü başkanlığa ve iç egemenlik haklarına saygılı ortaklığa dayalı federasyon formülüne destek sağlaması gerekecektir.
Washington'da Türkiye lehine bir hava esiyor. Bu fırsat kaçırılmamalı...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|