İyi ki Anthony Quinn "berber" olmamış..
İyi ki Anthony Quinn olmamış.. İyi ki Peter Falk da oynamamış.. Ve ne iyi olmuş da Şellale filminde "Berber" rolü Tuncel Kurtiz'e kalmış..
"Şellale" filmiyle ilgili birkaç zamandır çıkan yazıları okuyorum da bir yerinden Tuncel Kurtiz'e bağlanıyor..
Sık sık, Kurtiz'in bu filmdeki performansından sözediliyor..
"İyi yürekli, delifişek, sıkı muhalif, hayalperest, güngörmüş Berber Selim" rolünde sahiden de Tuncel Kurtiz harikalar yaratıyor.. Ve bu yüzden de övgüyü fazlasıyla hakediyor..
(Filmin hazırlık aşamasında bu rol önce Anthony Quinn'e ardından da Peter Falk'a -Komiser Columbo adıyla maruf- teklif ediliyor.. Hatta çekimler iptal ediliyor vs.)
Hıncal Uluç dünkü yazısında Kurtiz için "Hayatının rolünü oynuyor" demiş mesela..
Yine, filmin diğer oyuncusu Hülya Koçyiğit, kendisiyle yapılan bir röportajda, sözü Tuncel Kurtiz'e getiriyor ve "Özlemişiz Tuncel Kurtiz'i, doğrusu içim açıldı, filmde mükemmel oynadı" diyor...
İyi, herşey güzel de "bamteli"nin koptuğu nokta da tam burası!..
Tüm bu yazılanlar, çizilenler çok hoş ve Kurtiz'e de keyif verecektir...
Ama ben yine de atlanan ya da geç kalınan bir durumdan sözetmeden geçemeyeceğim...
"Bu ülkenin değerleri" meselesi sözkonusu oldu mu şapkayı önümüze koymamız gerek, iki kez, üç kez, bin kez!
Çok şeyi atlıyoruz çook..
Doğrusu, öylesine tuhaf bir zenaat(!) ortamındayız ki, sadece renklisiyle, hem de rengarenklisiyle, bir de önemlisi ve yalanıyla ilgileniyoruz; ayrıntılarla, siyah beyazla, değerlerle vakit kaybetmiyoruz nedense!.
Tiyatrodan sinemaya, müzikten plastik sanatlara ve dahi edebiyata kadar pekçok alanda "çok özel" kalmış ve sınır ötesine çıkmış sanat adamlarımız, bazen "kibrit kutusu" kadar yer bulamadı aramızda! Son örnek.. İtalya'da bu yıl en çok konuşulan filmlerden birinde başrol oynayan Ahmet Uğurlu, İtalyan basınında "oyunculuk gücü"yle öne çıkarılıp hakkında sayfalar dolusu övgüler yazılırken, bizim dostlar, ekranlarda, (yani Vizontele'de) Uğurlu'nun, 17 yaşındaki rol arkadaşını nasıl öptüğünü (o da kibrit kutusu büyüklüğünde!) anlatmaya çalışıyordu!
Madem konu açıldı.. Ve söz"konu"su Tuncel Kurtiz..
Hikayesinde bilmediğimiz, kulağımızı kapattığımız ya da atladığımız o kadar çok şey var ki..
40 yıl önce başlayan sahne serüveni bir yana...
Hatta "Çirkin Kral"lı Yılmaz Güney filmlerindeki emekleri de...
Zorluğa, çileye ve yokluğa rağmen 60'lı yıllarda yakaladığı tiyatro başarısı da bir yana..
70'li ve 80'li yıllarda bir rüzgar gibi esen Umut, Sürü, Otobüs, Kanal, Bereketli Topraklar Üzerinde gibi filmlerde gösterdiği olağanüstü performans da öte yana..
Ancak..
Kurtiz'in, 70'lerin başında İstanbul'dan ayrılıp da 90'ların ortalarına kadar kaldığı Paris, Berlin, Stokholm'de..
Uluslararası çapta tiyatro ve sinema başarılarına imza attığından kaçımız haberdarız..
Mesela.. Filistin-İsrail barışını savunan, İsrail yapımı "Kuzuların Gülücüğü" filmindeki Filistinli Hilmi rolüyle Berlin Film Festivali'nde Gümüş Ayı ödülü aldığını bilir misiniz?
Peter Brook'un, ünü arşıaalaya varmış 12 saatlik "Mahabarata" oyununda, Kurtiz'in, beş ayrı rol üstlenerek ve saatlerce sahnede kalarak rekor kırdığını, üstelik İngilizce oynadığını biliyor muyuz?
Peki, Bergman'ları yaratan İsveç sinemasında, birbirinden ünlü yönetmenlerin çektiği 10 filmde ağırlıklı roller üstlendiğini..
Yine, İtalyan filmlerinde (İtalyanca konuşarak), Hollanda filmlerinde (Flemenkçe konuşarak) ve Alman filmlerinde (Almanca konuşarak) "her türden rol"e büründüğünü ve bu filmlerin galalarında dakikalarca ayakta alkışlandığını.
Ve de yıllar boyu Berlin ve Stockholm'de Alman ve İsveç dillerinde oyunlar sahneye koyup oyunculuk yaptığını.. Pekçok ödül aldığını, Avrupa televizyonlarında Kurtiz'in hayatını içeren belgesellerin gösterildiğini.
Biliyor muyuz?
Açıkça söylemek gerekirse bilmiyoruz..
Zaten bilseydik (yıllar yıllar önce) Onat Kutlar şunları yazmazdı...
"Türkiye farkına varmadı Tuncel Kurtiz'in. Kurtiz, Avrupa'da mutlu oldu ama Türkiye'de sinema ve tiyatro hayallerini gerçekleştirmedi.. Kırıldı tabii ki.. Umarım ölmeden önce değerini anlarız."
Not; Bilmek (!) istersiniz diye düşündüm.
Kurtiz, Edremit'e yerleşti.. Kırılganlığını, bol bol oksijen soluyarak, Kaz dağlarına tırmanarak yenmeye çalışıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde tanınan Kurtiz, şimdi eşiyle birlikte "Dünyanın en küçük otellerinden biri"ni işletiyor!..
Kendini Boğaz Köprüsü'nden sulara bıraktığının ertesinde, "MFÖ'nün gitaristi intihar etti" diye manşet olmuştu.. "Sessiz, sakin" bir hayat sürdüğünden, "içine kapanık" bir kişiliğe sahip olduğundan ama ülkenin en yetenekli müzisyenlerinden biri sayıldığından bahsedilmişti.. Bir de bir albüm hazırladığından..
Kısacası, "sessiz" yaşamış, ölümü fazlasıyla ses getirmişti Yavuz Çetin'in..
Ölüm haberleri içinde satır arasında kalan o albüm, tam 25 gün önce yayınlandı..
Adı, "Satılık"tı..
Albümü yayınlayan şirket sağolsun bana da bir tane göndermişti..
Tam 25 gün önceydi! Ama albüm ölümü kadar ses getirmedi! Müzik kanalları da galiba yayınlayacak zaman bulamadı!
Oysa ne güzel besteler vardı "Satılık"ın içinde.. İşte albümün üçüncü parçası olan "Yaşamak İstemem"in sözleri!
Bana öğretilen her şey / Bana önerilen her şey / Bana dayatılan yaşantı / İşe yaramaz bir çöplük / Yarattığınız sistemler / Kullandığınız yöntemler / Yaşamak istemem aranızda / Belki de terslik bende / Yapamadım bu düzende / Kaçacak delik arar oldum / Sürüngenler şehrinde
Benden bir ruhsuz yaratmayı nasıl başardınız? / Benden bir hissiz yaratmayı nasıl başardınız / Benden sizden biri yaratmayı nasıl başardınız / Yaşamak istemem artık aranızda...