kapat
26.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Hangi öğretmen?

Öğretmenlerin ekonomik ve sosyal tragedyası, elbet yalnızca onların kabahati değil...

Esas sorumlu, memleketi bu hale getiren hükümetler ve ekonomik siyasetlerdir.

Fakat, "erken Cumhuriyet" öğretmeni ile bugünkü öğretmen arasındaki "kültür ve kapsam" farkınnı ve genel çöküşü sadece "maaş problemi" ile açıklamak yetersiz kalır.

Zaten insanların kişisel yetersizliklerini de sürekli sistemin ve düzenin sırtına yıkmaları dürüst bir tavır da değil...

Öğretmen, "devletçiliğe" itikat etmekle, liberal sistemi reddetmekle, özel girişimciliğe burun kıvırmakla ve gereksiz ideolojik uçlara kayıp kendini "dünya görüşü" ipoteklerine bağlamakla, meslekte nasıl bir gerilemeye girdiğinin farkına varamadı.

"Ülkücü" ya da "solcu" olumanın öğretmenlikle çatıştığını görmediler.

Politik fırtınaları arasında öğretmenlerin ne kadar "kalitesiz yetiştikleri" asla sorun olmadı, düşünülmedi bile...

Halbuki bunun bedeli daha sonra (yani şimdi) ödenecekti...

Bana göre, bir öğretmen bütün idelolojilerden arınmış, bir "profesör doygunluğu" ile yetişmiş ve çalışmakta olmalıydı.

Bütün ortaokul ve liselerde öğrencilerin, profesör ve doçentler düzeyinde öğretmenler tarafından yetiştirildiğini düşünün...

Olamaz mı?.. Elbet olabilir.

Ayrıca öyle olmalı değil mi?..

Bizim öğretmen kitlesi genel anlamda, alırım maaşımı, işimi yaparım, noktasına itilmiştir. Statükoya yaslanmıştır. Milli Eğitim'in, "çürümüş kalıpları" arasında çürümeyi kabul etmiştir.

Kendini önder falan zanneden bir grubu radikal solculuğu benimsemiş, çok küçük bir grubu da, aşırı dinciliğin esareti altına girip kandırılmıştır ki, bunlar ciddi bir cesamet arzetmezler.

Genelde ise, kahvehaneler ve lokallerde briç, maçakızı, king ve tavla...

Dubara, car-ü se, falan derken entellüktüel çöküş, sosyal duyarlılığın iflası gelip çattı...

Soruyorum size: Bir öğretmen için, günde bir gazete hesabıyla ayda 5-6 milyon lirayı esirgemek sadece maddi imkansızlıkla açıklanabilir mi?..

Bence bu, "devletçi" zihniyete, "memuriyet kalıp ve esaretine" biat etmekle ilgili.

Kaldı ki bu yanlış "öğretmen figürü", sadece bugünün figürü de değil.

Bundan 30 yıl önce çok sevdiğimiz öğretmenlerimize bugün eleştirel bir gözle baktığımızda görüyoruz ki...

Onlar da aynı "kalibre"de değillermiş...

Kimisi, öğrencinin beyin kıvrımlarına ve davranış dokularına sızacak kadar becerikli, birikimli ve yürekli iken...

Kimisi "raporlu" imiş... Bunların arasında, okul yıllarını sadece öğrenci döverek geçiren ve okul bahçelerinde çocukları tehdit ettikçe kendini Bismark'ın genarali zanneden psikopatlar da yok değildi...

Sadece not ver, ceza ver, gülme, espri yapma, azarla, haşla, bağır!..

Bıkkın, sıkkın, cansız, isteksiz, anlayışsız, katkısız "didaktik" figürler...

Bir nokta daha:

Nasıl kandırıyorlar öğretmenleri yıllardır:

"Efendim çok kutsal meslek yapıyorsunuz!"

Keenlemyekün!.. Külliyen yalan!.. Mesnetsiz ve de bilimdışı...

Meslekler "kutsal" olmaz.

"Seçkin ve değerli" bir meslek dersen kabul ederim...

O da yukarıda söylediğim biçimde ise...

Ah, birbirimizi kandırmadan konuşabilsek bu konuları...

Sahtekarlığı bıraktığımız gün, güneş sahiden doğacaktır, hem bizim hem de öğretmenlerin üzerine...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır