kapat
26.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
İmparator sevdamız üzerine...

Popüler kültürümüz imparator üstüne imparator yaratıyor. Fatih Terim'de bayağı alıştık.

İbrahim Tatlıses bu nitelendirmeyi benimsedi, çevresine de benimsetti. Hatta "Son İmparator" adıyla bir haftalık dergi çıkartacağı söyleniyor.

Geçenlerde taşradaki akrabalarını ziyarete giden bir arkadaşımdan duydum: Fakir fukaraya yardımcı olan, ufak ufak gelecekte belediye başkanı olmaya hazırlanan fırıncıya küçük beldenin sakinleri 'imparator' diye hitap ediyor; fırıncı da bundan çok hoşlanıyormuş....

Bir Beşiktaş maçında takımın menajeri Sinan Engin'e de taraftarlar "İmparator" diye bağırmaya başlayınca, "tamam" dedim içimden, "bu iş bulaşıcı bir hastalık gibi!"

Ama ya bu sevdamız, sosyal bir "hoşluk" değil de, imparatorluk tebası olmaya merakımız ve hevesimizdense?..

Ya bu olay popüler kültür fantezisi değil de, en derin teslimiyetlerimizi ve sosyal-mazoşist arayışlarımızı saklayan bir sembolse?.."

***
Bir zamanlar (70'li yıllar) bütün rakiplerini ezip geçen Alman Milli Takımı'nın kaptanı ve liberosu Beckenbauer'in başının altından çıktı galiba her şey...

Takımda "kral" çoktu: Overath (orta sahanın şık kralıydı); Gerd Müller (gol kralıydı); Maier (kalenin kralıydı) ve bir de Breitner (tanınmış bir Maocuydu; yani bir anlamda "Büyük Önder" ekolündendi!)

Ama bir tek imparator vardı: Beckenbauer...

Neden?

Beckenbauer'in futbol stili ve kişilik özellikleri kilit özellikteydi bu sıfatı üstlenmesinde...

En geride serbest oynuyordu.

Bütün takımı gözlüyordu ve "gözaltı"nda tutuyordu.

Başı hep yukarıdaydı: Roma'da imparatorun halkı selamlamaya geldiği "circus"dakine (Sirk lafı da buradan gelir; nereden nereye!.. Hayatın acımasız ironisi!) benzer mağrur ve güçlü bir duruşu vardı...

Takımı yönetiyor, yönlendiriyordu.

Takım zora düştüğünde hiç telaşlanmıyor; gerekirse en ileri "mevzilere" uzanarak ve savaşarak sıkıntıları çözüyordu...

Sonra onun stilini taşıyan başka futbolculara da, sözgelimi bizde de Oğuz Çetin'e "imparator" denilmeye başlandı.

Lafı, unvanı, sıfatı sevdik de, tabii artık bu işin Beckenbauer'le filan ilgisi kalmadı.

***
Biz "alem buysa kral sensin" deriz.

Futbol ve gol buysa, Metin Oktay kraldı...

Ayhan Işık beyaz perdenin kralıydı.

Sonra "Çirkin Kral" Yılmaz Güney geldi.

Geçenlerde Hakkı Devrim'in yazdığı gibi, eskiden "iş dünyasının, sayısı iki elin parmaklarının geçmeyecek" büyük zenginlerine de kral demeyi severmişiz: "Tütün Kralı"; "Şeker Kralı."

Ama hepsi tek bir "ülke"nin hükümdarlarıydı. Sinemanın, futbolun, iş hayatının....

Oysa yeni beliren imparator sevdamızda sanki alttan alta doğru bir bilginin katkısı var: İmparator birçok "ülke"nin; çok çeşitli kültürlerin hükümdarıdır; yönetir ve yönetirken birleştirir.

Demek ki...

Birilerine "sen en büyüksün" demenin en siyasal yolu "sen imparatorsun" demek!

İmparator sevmek, "Bizim bin türlü fikrimiz, türlü çeşitli zevklerimiz var, ama sende hepimiz hemfikiriz" demek!

Buradan düşünmeye kalkınca, ohooo!..

Topluma tutulmuş ne müthiş bir ayna bizim "imparatorlar!"

ALTYAZI
Hamal: Kumarcı Hasan'ın evi burası mı?

Hasan: Ne diyorsun lan sen?

(Hamal eşyayı bırakıp çıkar)

Hasan: Bana bak, bir dayak çekerdim ama, dün poliste yediğim falaka aklıma geldi...

Çocuk: Cumhuriyet kuruldu baba, hâlâ falaka atıyorlar mı?

(Tunç Başaran'ın 1991 yapımı Piano Piano Bacaksız adlı filminden bir sahne. Gönderen okurum Burak Erkut'a teşekkürler.)



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır