Ruh sağlığı bozulmuş bir toplumda silâhlanmayı teşvik etmek, barut deposunda kibritle oynamaya benzer.
İçişleri Bakanlığı'nın, silâh taşıma ve bulundurma ruhsatı alacak kişilerin sayısını bir kat arttıracak bir yönetmelik değişikliği hazırladığını duyunca, bu sivri akıllılığın sebebini çok merak etmiştim.
Şimdi ortaya çıktı: Sebep menfaat!
Silâh ruhsatı ve av tezkeresi almak için polise başvuranlar Türk İdareciler Vakfı'na bağış adı altında haraç ödüyorlar.
Bu paraların toplandığı havuzdan, vakıf üyesi 1500 vali, kaymakam ve mülkiye müfettişi, düşük faizli kredi, ölüm, hastalık yardımı ve "ekstra emekli ikramiyesi" alıyor.
Vakfın şu anda 10 trilyon lirası var. Silâh ruhsatları ile ilgili genişletici değişiklik kabul edilirse artık valilerin deymeyin keyfine..
Ruhsatlı silâhlarla işlenecek her cinayetin ve her intiharın kurbanına teşekkür için birer cenaze çelengi gönderirler artık herhalde.
Bürokrasinin en seçkin sınıfına da böyle bir incelik yakışır!
Rahmetli Özal, geçim zorluğu çeken memurlara bir şeyler yapmak gerektiği hatırlatıldığında buna lüzum görmediğini, tarihe geçen şu sözüyle ifade etmişti:
"Benim memurum işini bilir!"
Memurların kaymak tabakası valiler, görülüyor ki işin suyunu çıkarmışlar.
Bir meslek grubunun, aidatlarıyla yarattıkları bir sosyal dayanışma örgütüne kimsenin diyeceği bir şey olamaz.
Ama devlet içinde tuttukları yerin önemini ve gördükleri devlet hizmetini, zümre menfaati için kötüye kullanmak, vergi salar gibi vatandaştan haraç almak?.
Bu kabul edilemez.
Hükümet, silâh ve av ruhsatlarının valilere menfaat sağlayan ilişkisini, bir hukuk devleti gibi hemen koparmalıdır!
Basiretsizlik ikinci bir "Vatan yahut Silistre" açmazı getirdi önümüze.
Sanki Türkiye, Kıbrıs veya Avrupa Birliği'nden birini tercihe mecburmuş gibi bir hava yaratılıyor. Çok yanlış..
Emekli Büyükelçi olan yazarımız Şükrü Elekdağ'ın bugünkü yazısını okuyun..
Ankara'dakilerle Denktaş da okusun.
Rumlar, stratejilerini Türk tarafının uzlaşmazlığı üstüne kurmuştur. Biz de gafletimizle onları haklı çıkarıyoruz. Denktaş, Klerides'le 4 Aralık'ta yapacakları görüşmeden "fazla bir şey beklenmemesi" gerektiğini söyledi.
Rakibe böyle koz verilir mi?
Oysa uzlaşmaz tarafın asıl Rumlar olduğunu, çünkü çözümsüzlüğün onların menfaatine uygun düştüğünü dünyaya göstermek için bu buluşma fırsattır.
Büyükelçi Elekdağ Rauf Denktaş'a "iki toplumlu, iki bölgeli federasyon çözümü temelinde toprak konusunu da konuşmaya hazır" olduğunu açıklamasını öneriyor.
"Çözüm olursa zengin Rumlar parayı bastırır bütün Kuzey Kıbrıs'ı satın alır.."
Elekdağ bu korkuya da çare gösteriyor:
"Üç özgürlük (dolaşım, yerleşim, mülkiyet) Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin gerçekleşeceği güne kadar askıya alınabilir."
"Kıbrıs'ı verin" diyen yok, "Kıbrıs bahanesiyle AB'yi feda etmeyin" diyen var.
Görünmeyen ama yakın tehlike bu!