Sade bizim memlekete özgü: Kağıt üzerine tahta kulübe çizmekten aciz beniadem, Bush'u beyinsizlikle, Blair'i de ahmaklıkla suçlayabiliyorsa, çekeceksin bu adabın kuyruğunu...
Kamuoyu böyle oluşmaz ama bizde oluşuyor.
Kamuoyunu kimlerin nasıl oluşturduğuna bakın...
Geçen gün Mesut Yılmaz "Demirel şimdi bol keseden vaat yapıp seçime girse, yüzde 7'nin altında kalır" diyecek olmuş...
"Kamuoyu artık uyandı" demeye getiriyor. Hodri meydan!..
Tam tersini düşünüyorum.
Demirel insin meydanlara, işçiye süper zam, memura iki misli maaş, köylüye aynalı bi taban fiyatı vaad etsin, bakın bakalım kazanıyor mu seçimleri, kazanmıyor mu?..
Bence silip süpürebilir!..
Kamuoyu neleri mi tartışıyor?w
Köşe yazarlarının özellikle en "entellektüelleri", en "zekileri" ve bittabi dinci gazetelerde "intelijansiya" ayağına durmadan senaryo döktürenleri için, Bush'un kafasındaki tilkileri anladığına, hatta vicdansız Amerika'nın sırf Taleban'ı tokatlamak için kendi ikiz kulelerini çökerttiğini keşfettiğine göre, Erkan Mumcu'yu deşifre etmek çocuk oyuncağı sayılacaktı.
Açık oturumcular, ekranın göbeğine lök gibi kurulmuş, gıdılarını sallaya sallaya dünyaya "nizamat" verip, hilaliahmer yararına akıl dağıtırken, Muhtar Reha gibi "gırtlak gırtlağa hattı" yapanlar da, "mahalle kavgacılarıyla" İslam'ın içtihat meselesini çözmeye soyunuyor.
Fakat unutuyorlar ki, izleyicinin kafası, 15 dakika önce haberlerde ekrana getirilip, "bastık, yakaladık" dümeniyle her gece tefrika edilen "fuhuş ve et" muhabbetindedir. Aniden İslam'ın derinliklerine nasıl girilecek, kolay mı?..
Biz nasıl bu kadar çabuk kanıyoruz, bu kadar çabuk gaza geliyoruz, onu anlayamıyorum.
Neden bu kadar çok Abderalı var aramızda?
Öyle ki, "fahri düşünür"lük almış başını yürümüş, bunlardan birine, "kandırılıyorsun kardeşim" deyip ispat edecek olsan, kafana odunu yapıştırabilir, "neden beni uyandırdın" diye...
Bu kadar mı zor insanın kendini sorgulaması?
Tesadüfen kıçıboklu bir kız tavlasa, sinemaya götürecek parası yok, kahvede gele atarken, bir çay ısmarlasın diye arkadaşının gözünün içine bakar, geleceği karartılmış, iş bulma şansı sıfır, doğru dürüst bir mesleği yok, ekmeği meçhul!..
Hal böyleyken, kavgaya, tartışmaya ve boğazlaşmaya en kolay çekilen de kendisi...
Durmadan fikir ve görüş oluşturan da kendisi...
Anladık fikir oluşturmak da bir anayasal hak, kimse nasılsa düşündün diye para istemiyor... Ama kişinin "yaptıkları" ile "düşündükleri" arasında bir bağıntı da yok mu, kuzum?...
Var tabii ama bizde ters orantı...
En az kim üretiyorsa, en çok o düşünüyor, en az kim çalışıyorsa, en fazla fikir onda var, en az yol katetmiş olan, en fazla birikime sahip...
Nasıl olacak bu iş peki?
Nasıl kıracağız bu fasit daireyi?
Şimdi kalkıp, ekonomik bilinci olmayanın siyasi bilinci olmaz, ekonomik zemini olmayanın siyasi zemini hiç olmaz, diyecek olsan, ertesi gün itiraz hazır!..
"Eeee, yoksuluz diye düşünmeyecek miyiz? Sırf zenginler mi düşünecek?"
Yok canım, haşa huzurdan...
Hindiler de düşünüyor.
Ama üretmekle doğru fikir arasındaki bağıntı ne olacak?..
Kim çok emek veriyorsa, en iyi o düşünecek ve doğruya en yakın o duracaktır...
İşın tılsımı burada...