kapat
23.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
atv haberde yaratılan mucize..

En beğenilen, en güvenilen haberlerin atv'de yayınlandığını zaten herkes farkediyor ve hissediyordu. Saygın araştırma kurumlarının yaptıkları araştırmaların açıklanan sonuçları bilinenleri resmen kanıtladı o kadar..

Bilinmeyen, ama belki de tahmini o kadar zor olmayan başka şeyler de var.. Onları anlatmak isterim..

Türkiye'nin içine düştüğü ekonomik krizin tüm yayın kuruluşlarını ne kadar etkilediğini biliyorsunuz herhalde.. Bu bildiklerinizi, onla, yüzle, binle, bildiğiniz en büyük sayı ile çarpın.. O zaman belki atv'nin özel krizini tahmin edebilirsiniz.. Aylarca maaş almamak ne kelime.. atv kameramanını Nişantaşı'ından Şişli'ye götürecek taksi parasının olmadığı günler yaşadılar arkadaşlarım.. Yaşıyorlar..

Sadece bu değil, tabii, "Mucize" dememin sebebi.. atv'nin ağır topu, bu ülkenin tüm tv anketlerinde haber sunuculuğunu yıllardır kimseye bırakmayan Ali Kırca, atv haberin, başta Ayşenur Arslan, hemen tüm ağır toplarını toplayıp gitti, tam bu ortamda..

..ve atv başardı.. Bu akıllara durgunluk verecek depremler silsilesini, seyircilerine farkettirmeden, hatta eskisinden de canlı, hareketli ve heyecanlı bültenlerle izleyicisini ekran başına topladı..

Bir düşünün..

Hani Afgan savaşının arefesindeki günler.. Dünyanın gözü orada.. Herkes ekran başında..

Bir ekran var.. Dörde bölünmüş.. Bir muhabir Kabil'de.. Birisi İslamabad'da.. Biri Washington, öbürü Londra'da.. Hepsi canlı yayına bağlanmışlar..

Bir de atv ekranı var, hani Şişli'ye taksi parası bulamayanların ekranı.. Ve ertesi gün, daha ertesi gün, daha ertesi gün, reytinglerde atv, kendisinden misli kere misli olanaklara sahip rakibine fark atıyor.. Neden?..

İşte atv haberdeki genç arkadaşların yarattığı mucize bu..

Yokluklar, imkansızlıklar karşında yılmamak, yıkılmamak ve çaresizlikler içinde çare üretip, en taze, en ilginç haberleri seyircisine ulaştırmak..

Gazetecilik de zaten bu..

Dünyada özür tanımayan belki de tek meslek oluşu bundan.. Seni satın alan okur, seni tercih eden seyirci, özür dinlemez.. Haber ister.. Senin özrün kendine..

Benim genç arkadaşlarım işte bu bilinç içinde sarıldılar işe.. Ve de öyle sarıldılar ki hem, o koşullarda yayını devam ettirebilmek bile mucize iken, bir de başa geçtiler, birinci oldular.. Tartan pistte, dünyanın en pahalı sprint ayakkabıları ile koşan rakiplerini, tarlada çıplak ayakla yarışarak geçtiler.. Bu o işte..

Bu inancın, bu azmin, bu kendine güvenin, bu hırsın zaferi..

Bu "Ben yenilmem, beni yenemezsiniz" diyenlerin eseri..

***
Ali hemen herkesi toplayıp gittiğinde, "Uygar kaldı mı" diye sormuştum.. "Henüz burada.. Ama ona da öyle cazip bir teklif geldi ki, öğleden sonra eşyalarını toplayabilir" dediler.. Uygar, kısa süreli birlikte çalışmamız sırasında, bana onun için anlatılanların ne kadar haklı olduğunu kanıtlayan bir genç arkadaşımdı.. atv haberde, tepeden baktığınızda, dördüncü, beşinci derecede bir görevde kendisinden istenenleri yapıyordu..

Hemen ona koştum.. "Gün bugün Uygar" dedim.. "atv sana teklif edilenleri karşılayamaz. Belki bugünkü maaşını bile düzgün veremez, ama sana büyük fırsat verir.. İçindeki yaratıcı, üretici gücü gösterme fırsatı bu.. Söyleneni yapan olmaktan çıkıp, düşünen, karar veren, üreten bir gazeteci olursun. Bu fırsat bir daha hiç eline geçmeyebilir.."

Dediklerimin ne derece etkili olduğunu bilmem.. Ama Uygar kaldı.. Tanıdığım en seçkin "Gazeteci"lerden biri olan Mehmet Tezkan'ın haber merkezinin başına geleceğini duyup rahatlamıştım zaten.. Mehmet-Uygar ikilisinin neler yapabileceğini tahmin ediyordum. Ama inanın bu kadarını aklıma getiremiyordum.

Kendileri gibi hırslı, kendileri gibi heyecanlı, kendileri gibi ceplerine giren parayı değil, önlerine konan gazetecilik fırsatını değerlendirmeyi hedef edinmiş gençlerle bir kadro oluşturdular.. Müthiş bir kadro.. Bir bomba ekip.. Kameraların önüne de Murat Birsel'i koydular.. İlk gece nerdeyse komada gibi heyecanlı, ama bugün evinde gibi rahat ve ekrana hakim Murat'ı..

Gerisi tarih..

atv'nin bu çaresizliklerden çare üreterek zirvede götürdüğü habercilik savaşı, gazetecilik mücadelesi, tüm iletişim okullarında ders diye okutulmalı.. Eğer bir TV dizisi, ya da sinema filmine konu olmazsa..

Sizin alınlarınızdan hem de nasıl öpülür benim genç, benim yılmaz, benim eğilmez, benim yenilmez arkadaşlarım..

Alkış ve teşekkür!..

Bir Tavsiye

İkiz Kuleler neden yok oldu?
Kitabın arkasında şunlar yazıyordu: "Eğer bir ülkenin liderleri,verdikleri sözleri tutmadıkları ve sadece politik çıkarlarını gözettikleri için cezalandırılsalardı, ne olurdu?"

Şimdi bu satırları okuyanlar gülümseyecekler!.. Yooo... Politikacı sadece Türkiye'de politikacı değil, Dünya'nın her yerinde politikacıdır ve onların hepsi üç aşağı, beş yukarı birbirine benzer!..

Kitabın arkasında sözü edilen politikacılar da bizimkiler değil, Amerikalılar..

Cezalandırma?..

Bir gece, başkent Washington'da, emekli olmuş bir grup özel güç askeri, kimsenin hayal bile edemeyeceği bir suikast planını gerçekleştirerek, ülkenin en güçlü ve en şaibeli üç politikacısını öldürürler!..

Üstelik Başkan'a bir de ültimatom verirler!..

"Eğer, politikacılar partizan ve menfaatçi uygulamaları bırakmaz, milletin paralarını çar çur etmeye devam ederlerse, suikastler sürecektir!..

Hatta, bir gün sıra Başkan'a da gelecektir!.."

Nitekim Başkan'ı da öldürebilecekleri bir operasyonu, bizzat Başkan'a yaşatırlar, ama öldürmezler!..

Vince Flynn'ın "Güç Sınırı-Term Limits adlı kitabı (Remzi Yayınevi-Tel:0212 513 94 24) son yıllarda okuduğum en iyi gerilim romanı!.."

460 sayfa bittiğinde, nasıl bittiğini anlamıyor, ama bir şeyi çok iyi anlıyorsunuz:

Dünya'nın efendiliğine soyunan süper bir gücün terörizm karşısında nasıl bir kağıttan kaplan olduğunu!..

CIA'lara, FBI'lara, NSA'lara rağmen..

Koca Amerika'nın teröristler karşısında Başkan'ını bile koruyamayacak kadar aciz duruma düşebileceğini hayretler içinde okuyorsunuz!..

Ve çok daha önemlisi, 11 Eylüldeki İkiz Kuleler terörünün hiç de sürpriz sayılmaması gerektiğini, bunca güçlü istihbarat ve güvenlik örgütlerine rağmen teröristlerin adeta ellerini kollarını sallayarak istediklerini gerçekleştirebileceklerini görüyorsunuz!

Eğer teröristler iyi yetiştirilmişlerse ve suikast planları kusursuzsa...

Gazeteler Perşembe günü Usame bin Ladin'in, Başkan Bush'un başına 50 milyon dolar ödül koyduğunu yazıyordu. Bu kitabı okuduysanız, anlıyorsunuz ki, bu gülüp geçilecek bir palavra değil.. 50 milyon dolar kimlerin iştahını açabilir, bir düşünün.

Başkan'ın güvenlik danışmanıyla, özel danışmanına kadar en beklenmedik kişilerin karışabildiği suikastler serisinin, sadece ABD'nin değil, tüm bir Dünya'nın karanlık niyetliler tarafından hangi oyunlarla ele geçirilmeye çalışıldığının insafsız bir örneği, anlatılanlar. Üstelik bu örneğin gerçekleştirilme oranının da hem fazla, hem de akla uygun olduğunu söylemeliyim!..

Vince Flynn'ın, kurguyu bir yana bıraktım, ABD'nin en gizli kuruluşları ve onların uygulamaları hakkında bunca detaylı bilgiyi nasıl elde ettiğini düşünmek bile, elin oğlu ile bizim yazarlarımız arasındaki farkı çok iyi ortaya koyuyor!..

"Güç Sınırı"nı okuyanlar, ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaklardır!..

(Kitabı değerlendiren Öcal Uluç'a ulaşmak için: ocaluluc@beko.net)

Bibuçuk!..
"Nerden çıktı bu bibuçuk" dedim.. "Bizde adettir, genelde 1.5 porsiyon istemek de ondan" dediler.. Öyle gerçekten.. Hele gençliğimizde, kebabçı dedik mi, masaya oturmak "Birbuçuk" diye başlardı.. Ben genelde "Duble" isterdim. Kurthan Hoca da "Dört" derdi.. Dördü bitirir, utanmasa bir dört daha yerdi, o da başka..

Çocukken Kilis'te Kasap Mahmut'a iki kişilik kebab ısmarlar, beş kişi yer doyardık, oysa. Büyük kentlerde lokantalar porsiyonları fındık kadar yapınca 1.5 normal oldu. Dünyanın başka yerinde 1.5 görmedim. Çünkü, oralarda "Bir" gerçekten doyurur bir kişiyi.. Hatta artar da, Doggy Bag yapar, eve götürür, ertesi gün de yersiniz..

Haa.. Geçenlerde Bursa'da, Cemil- Cemal'de bir porsiyonu bile bitiremedim ya.. Midemizi ufalta ufalta ne hale gelmişiz..

(Yaşlandık dememek için bulduğum çözüm..)

Laf dolaştı nereye geldi.. Oysa Ali Sirmen "Hadi Hıncal kalk bakalım" dediğinde, beni alıp götürdüğü yeri anlatacaktım.

Ali bu ülkenin önde gelen gurmelerinden ve Bekri Çeşnici adıyla da önde gelen "Yemek" yazarlarındandır.. "Kalk gidelim" diyorsa, peşine takılacaksın..

Gittik ki, Bibuçuk'ta iki patron var.. Birisi Hakan Akalın.. Öteki Devrim Sirmen.. Ali'nin oğlu.. Dükkanı sekiz ay önce açmışlar.. Ali sekiz ay denetlemiş, sonunda demiş ki "Artık rahatça sınava çıkabilirsiniz.." Mümeyyiz de ben..

Kozyatağı'nda, şirin tertemiz bir dükkan.. Asıl keyif yazın, öndeki bahçe..

Kanat ve köfte, esas işleri.. Kuzu, tavuk pirzola, yan ürün..

Çorba tattık.. Enfes.. Piyaz ve kabuklu papates kızartması enfes.. Köfte.. Harika bir karışım bulmuşlar.. Nasıl lezzetli, olmaz böyle şey..

Kanat..

Ben tavuğun beyazı dışında kalanları ağzıma koymazdım.. Yıllar önce, Adana'da Altın Kupa idi, galiba.. Alp Yalman'la oturduk.. Patron rica etti, "Tadın" diye.. Öyle zorladı ki, tatmak zorunda kaldık, ayıp olmasın diye.. Vallahi geçmiş zaman, adam başı 25'er kanat mı tatmıştık ne?..

O lezzeti Adana dışında bulamamıştım.. Özel bir harmanla dinlendirip, ızgaraya koyarmış, Altın Kupa..

İşte Bibuçuk'ta o lezzet çıktı karşıma gene..

İrmik helvası.. Breh breh.. Peynir tatlısı.. O da inanılmaz..

Ola ki Ali'ye kıyak olsun diye bunları yazdığımı düşünen çıkar.. Benim okurlarımdan çıkmaz ya.. Denemesi bedava.. Hatta gitmenize dahi gerek yok.. Anadolu yakasının her yanına kurye servisleri var.. 0 216 411 20 20'ye telefon edin, ısmarlayın.. "Ali'ye kıyak" derseniz, faturayı bana yollayın, hemen.. www.bibucuk.com diye bir adresleri de var, sipariş kabul eden..

Bizim bu tarafta da dükkan açmayı planlama aşamasına gelmişler, bu arada..

Ramazan'da Günay!..
Günay herhalde banyoda düşüp kafasını küvetin kenarına vurmuş olmalı.. Ramazan geldi mi, kapıları kapardı, ben de çatardım.. "Yahu bu ülkenin geleneğinde, Ramazan Geceleri başka aylarda hiç yaşanmamış eğlence geceleridir" diye.. Direklerarası denen dillere destan dünya, Ramazan Geceleri değil miydi, tiyatroları, kantoları, zenneleri, dansözleri ile..

Çocukken Kilis'te sadece ramazan geceleri sokağa çıkardık, Necati Dayımla.. Mahallenin kahvesinde, kukla, karagöz, şarkısı, dansöz eğlenceler düzenlenirdi çünkü.. Ramazan bitince de eğlence bıçakla kesilmiş gibi biterdi.

"Hatta uzat geceyi" derdim, Günay'a.. "Bir sahur yemeği ver, gece yarısından sonra.."

Gazetelere bir baktım.. İlan var.. "Her cumartesi, Aşkın Nur Yengi ve Grup Gündoğarken.."

Aşkın Nur Yengi, bu ülkenin en önde gelen eğlendiricilerinden.. Bodrum galasını size nasıl anlatmıştım.. Kızda bir repertuar var, herkesi mutlu ediyor.. Grup Gündoğarken derseniz, anlatmaya gerek yok.. Aşkın ve Grup Gündoğarken birlikte sahne alacaklarmış üstelik. Birlikte çalıp söyleyeceklermiş.. Söylemek tamam da, çalmak ne oluyor, derseniz, ben de derim ki.. "Aşkın'ın çello çaldığını bilir miydiniz?.."

Günay'da ilk Ramazan Gecesi denemesi.. Vallahi sahurluk birşeyler de verir mutlak..

Bu gece, yaşanmaya değer!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Yemine bakılıp insana inanılmaz, insana bakılıp yemine inanılır.

Aeskhylos

BİZİM DUVAR
Köykent bir fantezi değil gerçek istanbullular dünyanın en büyük köy kentinde yaşıyor.

Hakan&Utku

TEBESSÜM
Fıkra Zeynep Erverdi'den

Bir makine mühendisi, bir elektrik mühendisi ve bir de bilgisayar mühendisi binmişler bir arabaya gidiyorlar. Yolun yarısına geldiklerinde araba bozuluyor ve makine mühendisi "Ben hallederim" deyip yatıyor arabanın altına, bi kaç yere çekiç vuruyor, vida sıkıyor falan, biniyorlar arabaya, hala bozuk. Bu sefer elektrik mühendisi hemen atlıyor, "Bana bırakın" diye. Kabloları kontrol ediyor, elektrik aksamına bakıyor, biniyorlar arabaya ama tık yok gene. Makine ve elektrik mühendisi bilgisayar mühendisine dönüyorlar. Sıranın kendisine geldiğini anlayan bilgisayar mühendisi:

-Eee .. Şey... arabadan çıkıp bi daha girsek?



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır