kapat
23.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Masalar arasında dolaşan maskot leylek, Garip...

Köyceğiz'de yağmurlar durdu. Hava güneşli, gökte bir tek bulut yok ve ısı 14 derece...

Köyceğiz'le Ortaca arasında, özel göletleri, adacıkları, küçük tahta köprüleriyle donanmış, ağaçlıklı bir bahçe ortasında bir lokanta var; yeryüzünde eşi menendi bulunduğunu sanmadığım bir lokanta...

Lokantanın özelliği; bahçesinin uzakça çevresinde, yaz başında gelen leyleklerin yuvalarını yapmaları için, belirli aralıklarla dikilmiş uzun sırıkların bulunması...

Ve leylekler biliyorlar o sırıkları. Yaz başlarında, binlerce kilometre uzaklıktan uça uça o sırıkların tepesiyle, yine çevredeki görkemli bir ağaca yuva kurmaya geliyorlar...

Ama lokantanın daha da çarpıcı bir özelliği, masalar arasında koskocaman bir leyleğin dolaşması ve upuzun gagasıyla müşterilerin avucundan kendine verilenleri yemesi...

Leylek, bazen müşterileri, lokantanın otoyola bakan dış bahçe kapısından karşılıyor ve onlarla adım adım içerilere kadar yürüyor.

Leyleğin adı Garip... Üç yıl önce yavruyken, uçma talimleri yapmaya çalıştığı bir sırada, yere düşüp kanadını kırmış ve bir daha hiç uçamamış... Yani "leyleğin yuvadan attığı yavru" olmuş...

Lokantanın; bir diplomatın oğlu olan, Manchester eğitimli mühendis sahibi, leyleğe sahip çıkmış. Üç yıllık hayatında hiç uçmamış olan leylek de; evcilleşip, lokantanın maskotu olmuş. Adını Garip koymuşlar.

Ben Garip'i daha önce de yazmıştım. "İyi ki şu Köyceğiz var"ın sayfalarında da dolaşıp duruyor Garip; hem de fotoğraflarıyla birlikte...

Önceki gün havanın mucizesinden de yararlanarak, kalkıp Garip'e yani "Leyley" lokantasına gittik...

Pencere kıyısında bir masaya oturduk. Garip, bahçedeydi. Hemen pencerenin dibine geldi. Sonra da lokantanın sahibi, Garip'i içeri aldı; masanın yanına sokulsun diye...

Uzun mu uzun, pembe ayaklar; uzun mu uzun, pembe bir gaga ve simsiyah sürmeli, simsiyah gözler...

Bir tanrı yansımasıdır kozmos; Garip de öyle...

Lokantanın sahibi, imbikten geçmiş kibarlığıyla yanımıza oturdu ve Garip üstüne belgeseller yapmak için; Avrupa TV'leriyle, ta Teksas'tan bile, çeşitli ekiplerin geldiğini anlattı.

Danimarka Kralı da özel uzmanlar göndermiş. Çünkü Kral da, dört yıl önce Danimarka Sarayı'nın tepesine yuva yapmış bir leylekle çok ilgilenmiş. Ama leylek, bir daha hiç gelmemiş saraya... O nedenle, leylekleri her yıl aynı yere çeken özellikleri merak ediyormuş Kral. Ve "Leyley Lokantası"yla da ilişki kurmuş.

Lokantanın sahibi, -sanırım gönlümü almak için- teşekkürlü bir gülücükle:

- Sizin yazınız yarattı bu ilgiyi, diyordu; çünkü bazı gazetelerin Avrupa baskılarıyla, INTERNET'te de yayınlandı o yazı...

Garip üstüne bu kadar geniş bir ilginin uyanmış olmasına, bizim yazının neden olduğu açıklaması, doğrusu pek yatmadı aklıma...

Kendi anadilinin "okuma ve yazma boyutuyla" bir türlü bütünleşememiş olan toplumlarda; yazı adamlarının çalışmaları, davulcu yellentisiyle yaraşır sadece...

Hele egemen çevreler, bazı yazı çalışmalarının uzandığı başarı peteklerinin içerde hiç mi hiç bilinmemesinden yanaysalar...

Nâzım Hikmet'in kaç dile çevrilmiş olduğundan, Türkiye'nin ancak ne zaman haberi olabildi?

Ya Suat Derviş'in?

Ya Sabahattin Ali'nin?

Ya Kemal Tahir'in?

Ya Orhan Kemal'in?

Ya Latife Tekin'in?

Bundan 25 yıl kadar önce, bendenizin dahi -bir rastlantı olarak- fotoğraflarımı L'Express dergisiyle, Le Figaro gazetesi, biraz gözalıcı biçimde bastığı için, ne dergi sokuldu Türkiye'ye, ne gazete...

Vaktiyle İstanbul İktisat Fakültesi'ni kurmuş olan, Alman Prof. Neumark'ın da altını çizdiği gibi; Türkiye negatif bir seçme yapıyordu. "Önemliler" değerli değildi, "değerliler" de önemli...

O nedenle de Atatürk'ün "ilke ve inkılapları"; görüntü bir çağdaşlıktan, ekonomik bir çağdaşlığa geçirilemedi.

Ve Türkiye, "yaşam kalitesi" açısından, vazgeçtik Kanada'nın 88 basamak altında kalmayı; Yunanistan'ın bile 57 basamak altına düştü.

Toplumlar, tepelerine kurulanların yalan, talan ve saltanatıyla değil; yetiştirdikleri değerler kadrosunun evrensel başarılarıyla sevgi ve saygınlık kazanırlar insanlık aleminde...

Önceki gün, Solmaz'ın elinden hızlı hızlı ekmek lokmaları yiyen Garip'e, bunları anlattım; kimsenin duymadığı sessiz bir dille...

Sapsarı portakal, limon, mandalina, turunç hevenkleriyle yüklü; bodur boylu, nefti yapraklı narenciye ağaçlarının, dağların, koruların, yolların üstünde güneş parlıyordu.

Ve Garip, bana hak vererek gagasını sallıyordu...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır