Mektup yazdım bilesin, okuyup da gülesin..
Türkiye krizden çıkıyor.. İşaretleri var.. Dün Galleria'nın yanındaki Migros'tan biri iki kilo çinekop almış.. Medya da çıkacak inşallah.. Bizim de kendimize göre işaretlerimiz var.. Herkes çıkmasa da birkaç kişi çıkarız..
Uğur Dündar'ın bizim gazeteye gelişi bayram sevinci yarattı.. Gerçi Uğur Bey'den önce de birçok yazar, çizer, medya ünlüsü gelip geçti bu binadan ama kimse onun kadar heyecan yaratmadı..
Gazeteci milleti meraklıdır.. Kendisi gibi olanlara daha meraklıdır.. O yüzden bir transfer yaşandığında okurdan çok, içerdekiler meraklanır..
Önce hangi odaya yerleştirileceğini merak ederler.. Ardından arabasını merak ederler.. Elbisesini merak ederler.. Yediğine içtiğine kafayı takarlar.. Meraktan zaptolunmaz hale gelince gözetlemeye başlarlar..
Zırt pırt odasının önünden geçip, yan gözle içeriye pan yaparlar, daha pişkinleri yekten kapısında dikilip içeriye zum yaparlar..
Zaptedilmez bir merak halidir ki düşman başına..
***
Bizim meslekte biri ünlendi mi kendiliğinden "kıskançlık merkezi" haline gelir.. Medya leşkerleri açık açık telaffuz etmese de gerçek böyledir.. Göz önündeki kişilerin her hali haset sebebidir.. Bir yerden gelişleri, bir yere gidişleri başkasına dert olur..
Uğur Bey'in gelişiyle ilk kez meslekten birinin kıskançlıkla karşılanmadığına şahit oldum.. Tam tersine gazetede bayram havası yarattı dersem, yalan yan etkisi yapıp boğazımı şişirmez..
İçerde düğün havası
Uğur Dündar'ın gelişi neden sevinç sebebi oldu, diye sorarsanız tam bir tarif yapamam.. Elbette sevilen, sempatik bir adam.. Bugüne kadar eğri işi olmamış.. Mesleği hep zirveden götürmüş..
Bunlar sevilmek için, gelişiyle sevindirmek için normal sebepler ancak bana göre daha önemlisi şu.. Uğur Dündar bir seneden beri aramıza katılan tek borçsuz adam..
Bu noktadan bakarak Uğur Dündar'ın hallerini ille de birşeye benzetmek gerekirse Kemal Derviş'i örnek veririm..
Nasıl ki Kemal Derviş'in varlığını keşfetmemiz memleket sathında bayram sevinci yarattıysa Uğur Bey de Sabah bünyesinde benzer bir etki yarattı..
Herkes aklından "Acaba istesek borç verir mi?" diye geçirdiğinden O'na dış yardım getiren Kemal Derviş muamelesi yaptı..
İçeride öyle bir beklenti yarattı ki sanki Uğur Bey kapıdan girecek, asansöre binip üst katlardan birine çıkacak.. Çantasından avuç avuç banknot çıkarıp merdivenlere saçacak..
"Şeyh uçmaz, müridleri uçurur.." lafı boşuna söylenmemiş.. Uğur Dündar'ın üstüne rivayet çıkarılması da böyle böyle başladı işte..
"Fakir fukara babasıdır.." diyen mi ararsın.. "Yanında çalışana gazete bir maaş veriyorsa o cebinden iki maaş verirmiş.." diye sallayan mı ararsın.. "Borç isteyeni geri çevirmezmiş.." diye umut dağıtan mı ararsın..
***
Tabii her sepetten birkaç dibi çürük elma çıkar.. Bizden hiç çıkmadı, desem yalan olur.. Bazı fikri karalar resmen gözlerini ona diktiler.. Açıktan olmasa bile gizliden oturup, Uğur Bey'i soyma planları bile yaptılar..
Beni sorarsanız durumu çok daha sakin karşıladım..
Koskoca bir köşe yazarı olarak, kapısında kuyruğa girip borç isteyecek halimiz yok ya! Zaten aklımdan geçmez.. (Yani ödemek..) Ben de tuttum bir hoşgeldin şiiri yazdım..
Yazdım ki yeni geldiği bu ortamda sadece maddenin konuşulduğunu, manaya ehemniyet verilmediğini düşünmesin.. Hem de bir nevi sıcak karşılama olsun diye.. Şiirim şöyle başlıyordu:
Soyadı Dündar..
Uğurludur adı
İzlendikçe artar..
Arenası'nın tadı
Yalancıdan korkmaz
Talancıdan yılmaz
Öz Fenerbahçelidir..
Tribünlere sığmaz
Şiir dediğin şeyin gücüne inanacaksın.. Yerini bulduğu zaman yazanı ihya eder.. Bulmadı mı da Nefi gibi berbat edip, boynunu cellata uzattırır.. O sebepten kelimeleri özenle seçmeye çok dikkat ettim..
Çok samimi yazdım..
Eeee! Şiirde adını soyadını söyledik, tuttuğu takımı yazdık.. Biraz da yeni geldiği ortama alıştırıp, onore etmek lazım gelir diye düşündüğümüzden şöyle devam ettik:
Boyum yetmez boyuna
Ben giderim suyuna
Gazete kurban olsun
Sülalene soyuna..
Umut saçar gözlerin
Borç veriyor ellerin
Geri vermek istesek
Kabul etmez dillerin
Yazdığım şiiri iki defa okudum, fena olmamış.. Bir de sonunu bağlayıp tamam edelim dedik, şu dörtlüğü düşürdük..
Duman der ki açılma
Borç dağıtıp saçılma
Verdiğin alamazsın
Ne iş diye şaşırma
***
Şiirimi bir A4 kağıdına geçip zarfa koydum, Kemal'in eline verdim.. "Bizzat elden ver, çok selamımı söyle.." dedim.. Ayrıca "Esas duruş göstermeyi unutma.. Zarfı aldığında topuklarını birbirine kavuşturup, pata çak!" diye de tembihledim..
Ben müdebbir adamım lakin gazete daha müdebbir çıktı..
Daha ilk günden binaya gelir gelmez Uğur Bey'i kapıp, gazetenin altıncı katına çıkarmışlar, odasını orada düzmüşler..
Altıncı kat dedikleri yöneticilerin makam katı.. Kapısı camdan, üstelik şifreli.. Gerçi benden şifre esirgedikleri yok ama birkez olsun söyledikleri şifreyi aklımda tutup elektronik kapıyı açamadım..
O kata ne zaman çıksam, suratımı cama yapıştırır, en kenarda duran sekreter masasından birinin beni farketmesi için sabırla beklerim.. Benden sonra gelen biri, camdaki surat izimden içeride olup olmadığımı anlar..
Bütün bunlar dünya durdukça başımızda dikilesi Zafer Mutlu'nun akılları tabii..
- "Uğur Bey'e bunların katında oda versem adamı üç günde tüketirler.." diye düşündüğünden, adamcağızı tutup altıncı kata kaçırmış..
Şu anda bizlere karşı Usame bin Ladin'den daha sıkı korunuyor..
Ama biz de mücadelemizi sürdüreceğiz elbet.. Uğur Dündar'ı onlara kaptırmayız.. Gerekirse adam kaçırma operasyonu düzenler, bu uğurda üç beş köşe yazarı da şehit veririz..
Son sözüm budur:
- "Geçmişim serimden, hiç korkmam ölümden.. Tok olan ne bilir, aç olanın halinden.."
|