Farkındasınız değil mi? Aklımızı epeydir "büyüklüğe" takmıştık. O günden beri de...
Küçük bir ölçü değil artık.
Sanki yanlış bir şey!
Sanki böceklerin sözlüğüne ait bir kelime küçük...
Sanki ayıp bir şey...
Sanki bir ölçüden çok, tartışmasız bir yetersizliğe işaret ediyor...
Küçük bir ev...
Küçük bir daire...
Küçük bir otomobil...
Bir şey küçükse güzel olamaz, küçükse rahat edilemez, küçükse yaşanamaz gibi geliyor bize çoktandır.
Küçük hep geçici sanki; hep mecburen, mecburiyetten...
(Bu yüzden gelişmiş ülkelerde çocuksuz çiftler küçük dairelerde yaşamayı akılcı ve keyifli bir tercih olarak görürken; bizim ülkemizde 80'ler-90'lar boyunca, geliri "orta" bekarlar bile içinde at koşturulan mekanlarda yaşama imkanı bulamadıklarında tatminsizlik hissinden çektiler...
Varoşlarda yaşayanlar "Bahçesinde ebruli hanımelleri bulunan, yeşil pancurlu küçük evler" yerine, Boğaz sırtlarında yüksek duvarlı "şato"ları hayal eder oldu.
Sonra da kriz gelmez mi! Şimdi ev sahipleri-kiracılar-masraflar; herkesin aklı karışmış durumda!..)
Bu dehşet bir kültür! Pek süslü, pek göz alıcı bir boyunduruk gibi...
Sabah akşam "büyük düşünecek"sin... (Büyük düşündün mü, küçük küçük "etme"ni kimse dert etmiyor!)
Bol bol "en büyük benim başka büyük yok" diye bağıracaksın ayna karşısında... En uyduruk konulardan büyük tartışmalar çıkaracaksın...
Yanına sık sık "küçük" ahbaplarını toplayacaksın ki, büyük görünesin!..
Artık yiğitliğine değil de, "büyüklüğüne" bok sürdürmeyeceksin!..
Olur olmaz gerekçelerle büyüklenecek, öfkelendiklerini hiç acımadan küçülteceksin!..
Ve her sabah yine de...
Evet, her şeye karşın; ölüm ve evren karşısında "küçük"bir insan olarak uyanacaksın...
Zordu... Bir tür sarhoşluk gerekiyordu böyle yaşamak için!
Şimdi yetmiyormuş gibi, bir de ekonomik küçülme zorunluluğu çıktı karşımıza.
Şimdi... Canımız fena halde sıkılıyor.
Bir yerde yanlış yaptık.
Büyük sloganlar atmak yerine büyük işler yapacaktık.
Sahte büyüklükler, kompleksli büyüklenmek yerine ülkeyi büyütecek ve biz "küçük" hayatlarımızda huzurlu, mutlu, neyse ne; işte öyle yaşayacaktık...
Unuttuk bunları...
Bu "en büyük biz, başka büyük yok!" kültürünün büyük bir kültür olmadığını; bu kültürün sadece "açgözlülük ekonomisi"ne yalakalık yaptığını şimdi anlayabiliyor muyuz acaba?
"Eskiden bu hafta şu şu müzikleri dinliyorum diye yazardın, artık hiç değinmiyorsun" diye soranlar okurlar var.
Çünkü dinlediklerim iyice aşureye döndü... Ne yapayım ki, canım öyle istiyor!
Yine de birkaç not düşeyim buraya.
1. Reamonn'un son albümü "Dream no.7"den "Weep"i dinliyorum çok sık. Ama bu albümde bir "Supergirl" yok, haberiniz olsun!
2. Bulutsuzluk Özlemi'nin yeni albümü "Numara"dan "Ankara Sokakları"nı seviyorum. (Hani birisi içinde "Ankara sokakları" lafı geçen bir şarkıyı seversin deseydi, "Dalga mı geçiyorsun?" derdim. Fakat özellikle bu parçadaki Şenova Ülker'in trompeti tam aradığım tat!)
3. Bir de Zöhar'ın "Onethreeseven" adlı albümünün tamamını beğendim. Yazılarımı daha çok bu albümü dinlerken yazıyorum.