En şanssız fikirler, üslup olarak yanlış ortaya konmuş fikirler herhalde. Çünkü istedikleri kadar doğru olsunlar, hiçbir şansları kalmıyor. "Usul hakkındaki" tartışmalar öyle bir bastırıyor ki, "esas hakkında" konuşmak neredeyse imkansız hale geliyor.
Tıpkı Erkan Mumcu olayında olduğu gibi...
Aslında, Erkan Mumcu'nun, Ecevit'in "kalkınma köyden başlar" klişesinde donup kaldığını söylediği gün, ben de Başbakanımızın donup kaldığı bir başka noktaya şaşıp kalmıştım.
Ecevit, KKTC'nin 18'inci kuruluş yıldönümü dolayısıyla, geçmiş mikrofonun başına şöyle diyordu: "Kıbrıs'ta Türkler ve Rumlar bir arada yaşamak zorunda bırakılırlarsa, Kıbrıslı Türkler, Türk Barış Harekatı'ndan önceki soykırımın, terörizmin çok daha ağırlarıyla karşılaşacaklardır."
Bence Ecevit, en ciddi donmalarından birini bu noktada yaşıyor. 74'teki Türk Barış Harekatı'ndan bu yana geçen çeyrek yüzyılda, bütün dünya dengeleri altüst olmuş, çift kutuplu dünya ortadan kalkmış, Rusya, ABD ile terörizme karşı aynı cephede yer almış, küreselleşme açısından en büyük adımlar bu çeyrek yüzyılda atılmış, yine bu arada Yunanistan, Avrupa Birliğine girmiş, Kıbrıs Rum Kesimi de AB'ye girmek için canını dişine takıp ev ödevlerini yapmaya koyulmuş, AB'ye girmek hatta aday olmak bu ülkeleri ciddi biçimde değiştirmiş, iç politikalarını daha barışçıl ve yumuşak hale getirmiş.
Kısacası, 25 yıldır neredeyse bütün koşullar değişmiş.
Ama nasıl oluyorsa, her şey değişirken Rumlar aynı kalmış. O kadar aynı kalmış ki, iki kesim bir arada yaşamaya başladığı an, tarih şeridi çeyrek yüzyıl geriye sarılacak ve Rumlar, Türkler'i kesmeye başlayacaklarmış.
İşte karşımızda bir öcü masalı daha...
AB'nin eşiğine kadar gelmiş bir ülke olarak Kıbrıs Rum Kesimi'nin Kıbrıslı Türkler'e karşı katliama kalkışması, kendi intiharı anlamına gelmez mi? Rumlar bunu bilmez mi? Yunanistan böyle bir şeye müsaade eder mi?
Bu öcü masalını anlatanlar, ne dünyayı, ne küreselleşmeyi, ne de AB'yi hiç anlayamıyorlar. İçinde yaşadığımız bu yeni dünyada, aynı safta yer alan ülkeler arasında çıkar zıtlıklarının yerini çıkar birliğinin aldığını, biri kazanırken diğerinin kaybetmesinin gerekmediğini, her iki tarafın birden kazançlı çıkabileceğini göremiyorlar. Papandreu'nun "Ortak bir gelecek vizyonu ile hareket edelim" sözlerinde ifadesini bulan yeni süreci kavrayamıyorlar.
Bunu kavrayamadıkları için de, Avrupa Birliği'ni hâlâ düşman yerine koyuyor; Kıbrıslı Rumlar ve Türkler birlikte Avrupa Birliği'ne girerse Türkiye'nin güneyden düşmanları tarafından kuşatılmış olacağını sanıyorlar.
Yine bunu anlamadıkları için, Haluk Şahin'in yazdığı gibi, "Kıbrıs'ı Avrupa'dan atılmanın değil, Avrupa'ya biraz daha kolay girmenin manivelası olarak kullanmayı düşünmüyorlar. AB'ye nasıl olsa girecek devletin Türkiye'nin çıkarları açısından en iyi donatılmış bir devlet olması için çaba harcamıyorlar."