Deryalar yarim oldu, sebebim zalim oldu..
İstanbul'a dönüşüm Mahsun'un türküsündeki gibi muhteşem olmadı.. Tam tersine sürüden çalınan koyunları ararken kepeneğini kaybetmiş çoban gibi kös kös döndük.. Kendimize gelemeyişimiz, iki gün yazı yazamayışımız bunun neşesindendir..
Türkiye'nin yazlık başkenti Bodrum'dan, Akdeniz'in şirin bir ilçesi olan İstanbul'a döneli birkaç gün oldu.. (Çarpık eğitim sisteminin beynime yüklediği coğrafi kültürden ben sorumlu değilim.. SD)
Ben alayişe meraklı biri olmadığımdan kesinlikle karşılama istemedim.. Niyetim şehre sessizce girip günlük hayata karışmaktı.. Gelin görün ki "alacaklılarım.." benimle aynı fikirde değilmiş..
Zaten "karşılama" fikri de onlardan çıkıvermiş.. Yine de şikayetçi değilim.. İnsanlar tarafından aranmak hoşuma gidiyor.. İster alacaklı olsunlar ister davacı.. Zaten beni ayakta tutan da onların sıcak ilgisi..
***
Cebimizde kalan bütün parayı; ortaklarına kar payı dağıtan halka açık bir şirketin veznedarı titizliği ile alacaklılara taksim ettikten sonra televizyonun karşısına geçtik..
48 saat kesintisiz ekrana bakıp durduk, bu arada içimizden de "ne olacak memleketin hali?" sorusuna cevap aradık..
(Not: Edebi yazı yazma gayreti içinde olan yazar burada "istiare-i musarraha" yapıp durumunu kaynatmaya çalışıyor.. Ancak zeyrek okuru; yukarıdaki soruda yer alan "memleketin hali" sözcüklerinden yazarın kendisini kastettiğini hemen anlıyor..)
Tabii cevap bulamadık..
Biz de tutup kendimizi hayatın içine hem de kaldığımız yerden kattık..
Tebessümün sırrı..
Aylardır hesap ödemediğim halde garsonları tarafından el üstünde tutulduğum tek mekan olan Q Jazz Bar'a girdiğimde saat gecenin onbiriydi..
Mehmet Ali ve Esen başta olmak üzere eski dostlarla selamlaşma, kucaklaşma faslı keyfimi yerine getirdi.. Yanıma kim gelirse aylardır Bodrum'da ne yaptığımı soruyor..
Ben de gülümseyerek susuyorum..
Şimdi tutup da bizim koya dadanan Lambuka adlı balığı yakalayacağım diye koca bir Eylül ayını; elimde zıpkın, iskelede karın üstü yatarak zayi ettiğimi anlatamam..
Üstelik bu balığı tutmak için oltaya, balık yemine, zokaya, türlü türlü aksesuara saydığım paraları da söyleyemem..
İşin en acı tarafı da zafer Lambuka nam şerefsiz balığın oldu ki bunu hiç itiraf edemem.. O yüzden kız istemeye gitmiş damat adayı gibi suskun kalıp, sürekli sırıttım..
Faydası da oldu.. Etrafımdakilerin bakışlarından "Üç aylık tatil onu çok olgunlaştırmış.." diye düşündüklerini anladım..
***
Burada küçük bir es vereyim..
Evkadını-yazar Nuriye Akman Bodrum'a benimle röportaj yapmaya geldiğinde bu Lambuka balığı olayını çıtlatmıştım.. O da ballandıra ballandıra yazmış..
Ertesi gün "Zıırrr" diye bir telefon geldi.. Açtım, Mustafa Taviloğlu yani bildiğimiz Mudo arıyor..
Daha alo demeden bir saldırdı ki olacak gibi değil.. Ne alçaklığım kaldı ne nankörlüğüm.. Efendim, Lambuka balığını bana öğreten oymuş.. Neden röportajda onun adını geçirmemişim..
Şimdi bu tarizleri okuyan biri "Belli ki adamcağızın küçük bir reklama ihtiyacı vardı, Selahattin Duman bunu arkadaşından esirgemiş.." diye düşünecek..
İşin aslı öyle değil..
Lambuka balığının ismini bana ilk telafuz eden Mudo oldu, bu doğru ama "Lambuka" demedi..
- "Pampuka" balığı dedi.. Ben de bir hafta Ali Pasinler'in balıkçılığa dair yazdığı kitaptan "Pampuka" aranıp durdum..
Bitmedi.. "Pampuka balığı karidese bayılır, iğneye karides tak at, dibe düşmeden kapar.." diye asılsız bir bilgi verip bir ay öncesinin parası ile yani paranın para olduğu zaman onikibuçuk milyon lirama kan doğradı..
Hasar çok büyük..
Tutup iki kilo karides aldık.. İskelenin altına birikmiş küçük balıklara ziyafet çektik.. Mudo'nun deyişiyle "Pampuka" adlı karaktersiz dönüp bakmadı bile..
Yılmadık.. Belki verdiklerimiz bayattır, deyip İstanbul'dan gelen bir arkadaşa taze karides ısmarladık.. Bir kilo getirdi.. Onu da sitenin aşçısı Birol Usta yemek yapmış, bizim Lambuka'nın rızkını konuya komşuya yedirmiş..
Hala bitmedi..
Bu Mudo'nun beni nankörlükle suçladığı telefon konuşmasının yapıldığı günlerde Maslak'taki Garaj Mağazası açılmıştı.. Hafta Sonu'ndan Alem'e kadar ne kadar dergi varsa bu açılışın fotoğrafları ile doluydu..
Sosyeteden bildiğimiz kim varsa yanına dikilip fotoğraf çektirmiş.. Dergilerin editörleri de "yeter" demeyip basmışlar.. Her sayfada üç dört Mudo fotoğrafı..
Hani ilçe belediye başkanları, ilçeyi tanıtmak için bütçedeki paraya kıyıp bir kitap hazırlatırlar her sayfasına kendi fotoğraflarını koydururlar ya? Aynen öyle..
O hafta çıkan bütün dergiler "Mudo özel sayısı" gibiydi yine de gözü doymadı, gurbetteki beni telefonla fırçaladı..
***
Şimdi gönlü olsun diye adını veriyorum..
- "Bana lambuka balığını öğreten Mudo'dur.."
Gerçi balığın isminde tahrifat yaptı ama olsun.. Üstelik bu balığın uskumru azmanı olduğunu, Pasifik'teki adının "Mahi Mahi" olduğunu, boyunun gelişmişlerinde bir yetmişe ulaştığını da söylemedi..
Balık derya yaratıklarının en hızlısıymış.. Hızı avlanırken saatte 50 mile (80 kilometreye) çıkıyormuş.. Bu bilgiyi benim gibi saatte ancak üç kilometre yüzebilen birinden sakladığı gibi bir de "Yakalarsın.. Yakalarsın.." deyip beni gaza getirdi..
Burada bir kasıt aramak istemiyorum.. Çünkü Mudo iyi balıkçıdır ama oltayla avlanmaz.. Balığa radarlı, on tayfalı koca bir gemi ile çıkar.. İmkanı olsa Deniz Kuvvetleri'nden muhrip kiralayıp, balığın üzerine su bombası atar..
Aramızdaki avcılık anlaşmazlığı bir üslup farkından kaynaklanıyor..
O yüzden bunu hoş görüyorum ancak benim de affetmeyeceğim şeyler var ki onu anlatmayı sonraya bırakıyorum..
Bu arada bizim yazacağımız konu bar tezgahında takıldı.. Best Model yarışmasının kızları.. Türkiye birincisi olan güzelimiz.. Dünya dördüncüsü olan bir başka güzelimiz..
Onlar da bir sonraki yazıya kaldı..
|