kapat
10.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 MODA
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Bir 10 kasımı hatırlamak..

Atatürk'ün hayatı, devamlı bir sefer iştiyakının heyecanı içinde geçmiştir. Bir ideal fedaisi olarak başarılarıyla asla yetinmemiş, varlığını hudutsuz bir feragatle Türk Milleti'nin hizmetine vakfetmiştir.

Maddi ve manevi imkanlarını son zerresine kadar seferber ederek hıza getirdiği gayretlerinin iki büyük amacı vardır:

- Türk vatanına, her çeşit ve şüphe ve tereddütten arınmış bir kesinlikle Türk Milletini sahip kılmak;

- Türk Milletini en kısa zamanda, en kestirme yoldan çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmak.

Halbuki, Kurtuluş Savaşımızın başlangıç tarihi olan 19 Mayıs 1919 şartlarına göre, bunlar erişilmeleri değil, düşünülmeleri bile imkansız olan hayallerdi.

Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, Osmanlı İmparatorluğu yıkılmıştı. Vatan parçalanmış, millet yoksul ve perişandı. Ordu, silahları elinden alınmış, yaralı, yorgun ve dağınıktı. Kurtarmak için çırpındığımız son yurt parçasını yer yer işgal eden hasımlarımız "emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili" idiler. Daha fenası, memleketin mukadderatından sorumlu olanlar menfaatlerini istilacıların emelleriyle birleştirmişlerdi. Mucizelerin bile kıramayacağı bir felaket çemberine sıkışmıştık.

Vakıa, Türk'ün kaderinde, vatanını koyun uysallığı ile başkalarına peşkeş çekmek yoktu. Öldürmeden ölmeyecektik. Fakat, nerede, nasıl, neyle başaracaktık, bu işi? Düşünülecek olursa, şerefle yok olmanın imkanlarına bile sahip değildik...

Gerçekte Anadolu'nun yer yer kıyamları birer celadet hamlesi olarak manalı idiler. Her ümit bir tesellidir. Ancak zayıf, münferit ve dağınık olan celadet hamleleri ümit olamazlardı ki teselli sayılabilsinler. Dallar sadece kurumuş değil, çürümüştü de... Her sarıldığımız çatırdıyarak elimizde kalıyordu.

Büyük milletler, buhranlı zamanlarında mücadelelerine mihrak olacak kahramanı sinelerinden çıkarma bahtiyarlığına sahip bulundukları için ölümsüzdürler.

Türk Milleti de, Atatürk'ün şahsında mücadelesine mihrak olacak kahramanını bulduğu için şartların bütün imkansızlıklarına rağmen atıldığı "ölüm-kalım" savaşından zaferle çıkmıştır.

Atatürk'ün eşsiz kumandanlık, teşkilatçılık ve devlet adamlığı dehası ile en ince teferruatına kadar dokuduğu, planladığı ve müthiş mücadele azmi ile hamleleştirerek başarıya ulaştırdığı bu şahlanışta şans olarak dayandığı tek muvaffakiyet amili, Türk Milleti'nin nelere kaadir olduğunu herkesten daha iyi bilmesi idi.

O şimşek çakıntılı zeka, o yalçın irade, o çelik pençe, bu her türlü fedakarlığa hazır kudretle birleşince beklenen mesut netice doğmuştur.

30 Ağustos Zaferi ile vatanın düşmandan temizlenmesini, Lozan Antlaşması ile egemenlik hakkımızın bütün dünyaya tasdik ettirilmesini sağladıktan sonra, "kumandan" Mustafa Kemal'i mücadele alanından büsbütün çekilmiş gördük.

Çünkü, mücadelenin ikinci hedefi olan "Türk Milleti'ni çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak" için idari, sosyal ve ekonomik alanlarda yeni yeni meydan muharebeleri vermek, bu meydan muharebelerinden de zaferle çıkmak zorunda idi. Bunun için de, "kumandan" Mustafa Kemal'in değil, "devlet adamı" Mustafa Kemal'in rehberliğine ihtiyaç vardı.

Türk Milleti'ni çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarabilmek için her şeyden önce, ayak bağı olan geçmişin köhne müesseselerini, geri ve yıpranmış telakkilerini yıkmak, yok etmek lazımdı. Bu sebepledir ki, Kurtuluş Savaşı sonrasının ilk yıllarında, devlet adamı Mustafa Kemal, biraz da ihtilalci bir hüviyetle kol koladır. Cumhuriyet devri Mustafa Kemal'i ise, daha çok inkılapçı, yapıcı ve yaratıcı bir hüviyete sahiptir.

İhtilalci bir devlet adamı olarak yıktı. Mazinin bütün köhne müesseseleri, geri ve yıpranmış telakkileri enkaz yığınları halinde tarihin sinesine serildiler. İnkılapçı, yapıcı ve yaratıcı bir devlet adamı olarak yıktıklarının yerine yenilerini kurdu. Aşıladığı imanla, dünün "hasta adamı", bugün dostluğu aranan, düşmanlığından ürkülen bir kudretin timsalidir.

Saltanat'tan Cumhuriyet'e, dini devletten laik devlete, şeriat hukukundan medeni hukuka, festen şapkaya, arap harflerinden latin harflerine, zaviye, tekke, türbe, falcılık, üfürükçülük gibi gerilik, miskinlik, dar ve batıl inanış kaynaklarından dinamik, hür ve açık fikirliliğe, medreseden okula, Darulfünun'dan üniversiteye, Osmanlıca'dan Türkçe'ye, patikadan asfalta, kağnıdan kamyona, tezgahtan fabrikaya, karasabandan traktöre, sömürge ekonomisinden milli sermaye hakimiyetine geçiş, onun inkılapçı, yapıcı ve yaratıcı devlet adamlığının verdiği meydan muharebelerinde kazandığı zaferlerdir.

Atatürk'ü bütün derinliği ve genişliği ile anlamak, inkılaplarının hedeflerini kavramak; bu inkılapların muhafazasına, geliştirilerek arzuladığı hedefe ulaştırılmasına muktedir olmak için tek çıkar yoldur.

Onun, uygarlıktan sadece "alan" olarak kalmamıza tahammülü yoktur. Çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmayı hedef alırken gayesi, uygarlığa aynı zamanda "veren" bir millet haline gelmemizdi. Bu da, içinde yaşadığımız çağın bilgi ve tekniğini noksansız almak, iş ve çalışma alanlarımıza selahiyetle tatbik etmek, nihayet Türk milli dehasının damgası vurulmuş yeni yeni buluşları memleketin ve insanlığın istifadesine sunmakla mümkündür.

Onun için, aziz Atamızın fani varlığı ile aramızdan ayrılış yıldönümlerini bir yas günü değil, eserini korumak ve geliştirmek için neler yaptığımızın bir vicdan muhasebesi günü haline getirmeliyiz.

Fert ve millet olarak bu vicdan muhasebelerinden yüz aklığı ile çıkmayı arzuluyorsak, sadece inkılaplarından taviz vermemiş, sadece duraklamamış ve izinden ayrılmamış olmamız kafi gelmez. Tıpkı onun gibi, Türk Tarihi'nin akışını da hızlandırmakla vazifeli olduğumuzu unutmamamız lazımdır.

Uygarlık alanında önümüzde koşanlarla aramızdaki mesafeyi kapatmanın, Türk Milletini layık olduğu şeref mevkiine yükseltmenin başka yolu yoktur.

***
Yazının dilini eski buldunuz değil mi?.. Eski de ondan.. Babamız emekli albay Fuat Uluç'un 10 Kasım 1963 Pazar günü (Yani 48 yıl once) saat 20.15'de Ankara Radyosu'nda yaptığı konuşmayı ağabeyim Öcal nerden bulmuş bilmem.. Bana yolladı.. Özellikle "Bu krizden çıkamayız, Türkiye batıyor" diye bağırmayı marifet sayanlara, Kurtuluş Savaşı'nın ve hemen sonrasının koşullarını hatırlatması açısından, tekrar tekrar okunması gerek diye düşündüm, köşeme koyarken..

Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Sevgili Atatürk,

Sana bu mektubu yazma cürretini gösterdiğim için beni affet! Derdim çok dinleyen yok.. N'apim.. düşündüm taşındım sonunda sana yazmaya karar verdim. Biliyorum sen de dertlerimi çözemeyeceksin, ama beni anlarsın.

Bu ekmek kuyrukları perişan ediyor.. Hayır kuyrukta beklemekten değil, bekleyenleri görmekten perişan oluyorum. Hergün biraz daha uzayan biraz daha enine kalınlaşan kuyruklar.. 100 lira daha ucuza alacağız diye yağmurun altında ekmek arabasını saatlerce bekleyen sessiz insanlar!

Yarın bunun kışı da var.. Karı var fırtınası var tipisi var..

Senin Çankaya'nın çok değil 800 metre ötesinde bile insanlar sabah ayazında titreşe titreşe ucuz ekmek gözlüyor..

Merak ediyorum Atatürk'üm.. Harp zamanında da bu kadar çok, bu kadar uzun ekmek kuyrukları var mıydı?

Yanından geçerken, sanki bu kuyrukların sorumlusu benmişim gibi içimi garip bir his kaplıyor. Bir kurt başlıyor beynimi kurcalamaya. Ama bakıyorum esas beyni kurcalanması gerekenler hiç oralı değiller.. Kendi alemlerinde keyifteler!

Senin zamanında Çankaya Köşkü'nün kadrosu 40 kişiymiş. Evet 40 kişi!.. Şimdi acaba, indirilmiş haliyle 800 mü yoksa 900 mü? Süleyman Bey zamanında köşkün kadrosu dost, hemşehri, partili martili öylesine doldurulmuştu ki danışmanların bile özel danışmanı vardı. Bahçeyi sulamak için bir hortumu dört bahçıvan tutardı! Senin zamanında ortalık o kadar mı güllük gülistanlıktı da Çankaya'nın işleri 40 kişiyle yürütülüyordu?

Kabine de 36 bakan Meclis'te 550 vekil var... Başbakana sorarsan milletvkeli sayısı az bile. Ama bakıyorsun bizim Meclis dünyanın en pahalı meclislerinden biri.. Her bir saat mesaisi yaklaşık 100 bin dolar.. Kaç milyon ekmek yapar ki? Bu parayı insancıklara dağıtsak ekmek kuyrukları biter mi ki? Başbakanın ".. bizden kalabalıklar" diye örnek gösterdiği İngiliz parlamentosunda bizdeki debdebe bizdeki israf yok! Bizde bir milletvekiline tam 10 kişi hizmet ediyor. İngiltere'de 2 bilemedin 3.. Bakan sayısı da 20!.. 36 değil!.. Bizde "havadan" sorumlu bakan var.. Onlar da yok.. Senin zamanında da "havalardan" sorumlu bakanlar var mıydı?

Ankara'da Eskişehir yolu üzerinde hâlâ devlete ait lüks binalar yapılıyor. Bunlardan bazılarının dekarasyon malzemeleri taa İtalya'dan İngiltere'den getiriliyor. Bu hesapsız kitapsız israfın sonucu "insan gibi yaşayan ülkeler" listesinde 85'inci sıradayız. Yunanistan'ın 63 basamak gerisinde kalmışız..

Senin zamanında da Yunanistan'ın 63 basamak gerisinde miydik?

Beni bu son günlerde en çok üzen olaylardan biri de yeni 20 milyonluklar oldu. Dünya'da 20 milyonluk banknot yalnız bizde varmış. Türk lirası şimdilerde Dünya'nın en değersiz paralarından biriymiş.. Peki neden bu kadar değersiz bir paranın üzerine ısrarla senin resmini koyuyorlar? Böcek koy, çiçek koy, Boğaz köprüsünü koy.. Neden sen? İlla da bir insan resmi basılacaksa parayı pul yapanların resmini bas.. Ecevit'i Çiller'i Demirel'i Hoca'yı Özal'ı bas.. Altına da yaz, de ki "İlk kağıt para 1927'de çıktı. En büyüğü 1000 liralık banknottu ve o parayla 1250 Amerikan doları alınabilirdi!" Şimdi, bugün, ülkeyi bu hale getirenler, hiç sıkılmadan, huzuruna çıkıp saygı duruşunda bulunacaklar.. Sen de her zamanki vakur ve heybetli halinle öyle sessiz duracaksın. Onlar bu duruşundan bile bir anlam çıkartamayacaklar.. Yerlerinde olsam, bugün utancımdan evden dışarı adımımı bile atmazdım.

Ellerinden öperim Atam.

Vatandaş Güneş



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır