kapat
10.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 MODA
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Atatürk ve ötekiler!

Geçen gün Niyazi Ahmet Banoğlu'nun "Nükte, Yergi ve Fıkralarıyla Atatürk" adlı kitabına göz gezdiriyordum.

Yine farkettim ki, Atatürk'ün hayatından küçük anı parçaları okumanın, dinlemenin tuhaf bir yanı var: Çevresindekiler o kadar silikleşiyor, o kadar "büzülüyor"lar ki, Atatürk de tek boyutlu bir resim figürü haline geliyor sanki!

En iyisi...

Atatürk'e olduğu kadar, anıların öteki "kahramanları"na da dikkatle bakmak...

Kim bu adamlar? Nasıl insanlar? Atatürk karşısında ne yapıyorlar?

İşte o zaman Mustafa Kemal Atatürk'ün bir devlet adamı ve devrimci olarak (hem siyaseten hem de gündelik yaşam açısından) kişisel dramı ortaya çıkıyor...

İşte size pek bilinmeyen iki anekdot...

***
(Çankaya'nın bahçe mimarı Mevlut Baysal'dan aktarılmış.)

"Bahçeyi düzenliyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben, bahçeyi dolaşıyorduk. Çok yaşlı ve gövdesi geniş bir ağacın, Ata'nın geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dikçe bir yamaca, diğer yanı suyu çekilmiş havuza bakıyordu. Ata, ağacın havuza bakan yanına yaslanarak, karşıya geçti.

Hemen atıldım:

-Emrederseniz, hemen keselim Paşam!

Bir an yüzüme baktı,sonra:

-Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin?"

(Atatürk'ün başka bir şey söyleyeceğini aklımdan bile geçirmezdim zaten. Ancak o "emrederseniz, hemen keselim"e takılıp kalıyorum...)

***
(Bu da Banoğlu'nun kitabından düşündürücü, ilginç bir anı.)

1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de deprem köylere hasar vermişti. Zarar görenlerle konuşmak üzere Pasinler'e gelen Atatürk, halkın arasından yaşlı bir köylüyü yanına çağırdı:

- Depremden çok zarar gördün mü baba?

İhtiyarın kuşkuyla baktığını farkedince, devam etti:

- Hükümet sana kaç lira verirse, zararını karşılayabilirsin?

İhtiyar cevap verdi:

- Valle padişah bilir!

Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:

- Baba artık padişah yok, siz onları kaldırmadınız mı? Söyle bakalım, zararın ne?

İhtiyar sözünü yineledi:

- Padişah bilir!

Kaşları çatılan Ata, kaymakama döndü:

- Siz daha devrimi yayamamışsınız!

Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir tavırla kaymakamın yazıcısı hemen atıldı:

- Köylere genelge yolladık Paşam!

Atatürk daha da sertleşti:

- Oğlum, dedi, genelge ile devrim olmaz!"

(Burada da "genelge ile devrim olmaz" sözünün eşsiz çağırışımları kadar kaymakamın yazıcısına aklınız takılmaz mı?)

BEYAZ PERDEDEN

Zeki Bridget nerede?
En "dürüst ve gerçekçi" aşk ifadesi Daniel'inki olabilir mi?

"Haydiiii Bridget, biz birbirimize aitiz! Sen, ben ve o küçük kısa eteğin..."

Olabilirdi!

"Seni istiyorum"un yakıp yıkan çıplaklığına aynı zamanda "seni seviyorum"un ağırbaşlılığı da eşlik etseydi... Tatlı çağrışımlarla yüklü neşeli bir hava katardı bu yaklaşım yeni başlayan ilişkiye.

Çünkü o etek elbette bir kumaş parçası değildi! O pembe tombulcukluğuna, tütün ve karbonhidrata tutkunluğuna karşın "yıkılmadım, hayatınızdayım!" diyen bir kadının bayrağıydı...

Ama Daniel yalancı çıktı! Allahtan biraz tutuk, biraz durgun ama iyi erkekler de vardı...

Bridget kim? Bridget Jones'un Günlüğü'nün kahramanı...

(Günlüğü okuyanlar, oradaki zeki kadının filmde biraz "saf" kaldığını görünce şaşırmasınlar.)

Bu, hoş ve çok hoş biçimde "boş" bir film!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır