Dünya edebiyatının unutulmaz kalemleri arasından kimler ve kimler gelmemiştir ki İstanbul'a? Ve dünya edebiyatındaki İstanbul; çok mu daha boyutludur, Türk edebiyatındaki İstanbul'dan, kestiremiyoruz...
Gönül, Bizans dönemi de dahil, yeryüzünde İstanbul hakkında yazılmış tüm yazı, kitap, roman, şiir, anı ve incelemelerle tablolardan oluşan, evrensel bir İstanbul "müze-kitaplığı"nın kurulup kotarılmış olmasını ne kadar isterdi...
Şayet öyle bir kitaplık bulunsaydı, yüzlerce yıl içinde İstanbul'dan ne unutulmaz yazarların gelip geçmiş olduğunu görerek şaşıracaktık...
Ne yapmalı ki, bizim yazı ve yazarlar dünyasıyla olan ilişkilerimiz; kendi yerel bahçelerimizi dahi tam sarmalamıyor ki, dünya edebiyatıyla Ğhiç değilse İstanbul konusunda- bir bütünleşme gösterebilsin...
Ünlü İtalyan yazarı Ferdinando Camon da İstanbul'da... Kitap fuarında, Semin Sayıt'ın yeni çevirdiği kısacık romanı "Balinaların Şarkısı"nı imzalayacak..
Şimdilik tek tük de olsa, değişik ülkelerden de yazarlar, katılmaya başladılar bizim kitap fuarına. 7250 kişiye 1 kitabın düştüğü bir toplumda -bu oran Japonya'da 1000 kişiye 1000 kitaptır- az bir gelişme sayılmamalı...
Ferdinando Camon, 66 yaşında... Daha genç yıllarında Jean-Paul Sartre'ın sade dikkatini değil; yapıtlarının Fransa'da yayımlanmasına yardımcı olacak kadar da, ilgisini çekmiş değişik bir İtalyan yazarı...
Hoş, İtalyan yazarlarının hangisi değişik değildir ki; Malaparte mi, Pirandello mu, Papini mi, Guareshi mi?...
İtalyan yazarlarındaki gerek yerel tiplemelerle, toplumsal anlatımların; gerek sınıfsal karşı çıkmalarla, politik yüzeysellikleri fiskelemelerin; zaman zaman kara bir mizah akrobasisinde şahlanarak, değişik zigzaglar çizmesi; Avrupa edebiyatında sık rastlanmayan bir özellik...
Bunun bir nedeni, yoksul köylü dünyası ile İtalyan aristokrasisinin, Katolik'lik inancında bütünleşiyorlarmış gibi görünmesindeki iğretilikse; bir nedeni de yüzde yüz İtalyan kökenli olan "faşizm"le, yüzde yüz kendine özgü İtalyan markalı "Komünizm" arasında; "gerçek insanı ve insan gerçeğini" verebilme titizliği...
Ferdinando Camon, Padovalı; İtalya'nın öz mayasını oluşturan bir köy dünyasından uzantılı..
Küçücük yaşlarda hem faşizm belasını görmüş, hem İkinci Dünya Savaşı'nı, hem de faşistlere karşı savaşan İtalyan partizanlarını..
Bir yanda sloganlar, coşkular, bağnazlıklar, kahramanlıklar, ahmaklıklar, hırslarla ölme öldürme..
Bir yanda kocasıyla nasıl seviştiğini en ince ayrıntısına kadar psikanalistine anlatan, düzgün yaşamlı burjuva kadınları..
Böylesine çapraz bir yaşam ortamında ozanlar, yazarlar, düşünürler neyi yazdı, neyi önerdi ve kimlere ne etkisi oldu bütün bunların?
Yazı nedir, yazar nedir; her ikisinin de işlevi ve konumu nedir?
Camon da, bu tür sorgulamaların geniş perspektifli ve bir hayli iğneleyici beyinselliğiyle gönülselliği içinde...
Ferdinando Camon'un, en ilgi uyandırmış etkinliklerinin başında, yine ünlü bir İtalyan yazarı olan Primo Levi ile olan diyalogları geliyor. Levi; aynı zamanda, yazı kadar mesleğini de seven bir kimya mühendisi...
Yahudi kökenli olduğu için, Mussolini yönetimi; İtalya'daki bin Yahudi kökenli İtalyan'la birlikte onu da, Alman SS'lerine teslim edip Auschwitz kampına göndermiş...
Auschwitz'de 4 yıl kalmış Primo Levi.. İşkenceler, kahırlar, rezillikler...
Genç Camon'la yaptığı konuşma programları yıllarca sürmüş.
Dinlerin "insanlıktan yana olan" ortak yönleri; politikaya alet edilen yönleri; proletarya'nın her şeye rağmen sesini duyurabilmesi yanında, köylülerin bir türlü seslerini duyuramayışı; v.s..
68 yaşında intihar edivermiş Levi; nedeni de pek anlaşılamamış..
Ferdinando Camon'un, bu gün İstanbul kitap fuarında kitaplarını imzalaması, güzel bir anı olacak okuyuculara...
Dileriz o da, güzel anılarla ayrılır İstanbul'dan...
Ve belki de biraz düşünür; acaba Türkiye'de yazar olsaydım, durumum ne olurdu, diye..