DGM hukuka aykırı
Bunu hem saygın hukukçular hem de emekli DGM hakimi Güner Yiğitbaşı söylüyor.
atv'de, Hulki Cevizoğlu'nun konuklarını dinlerken, aldığım hazzı ve "yüksek bilgi"nin verdiği "bilinç güveni"ni sizlere kelimelerle ifade edemem.
Prof. Dr. Uğur Alacakaptan, Doç. Dr. Fatih Mahmutoğlu ile Doç. Dr. Adem Sözüer, DGM'lerin "usul, işleyiş ve yargılama"larını, "hukuka aykırılıkları" gerekçesiyle yerden yere vurdular.
Hele emekli DGM savcısı Güner Yiğitbaşı'nın tespitlerini dinlediğimde, ülkemin gerçek hukukçuları ile nasıl gurur duydum anlatamam.
O kadar ki, basındaki üç beş kerkenezin yarattığı umutsuzluk dağıldı gitti.
***
DGM'ler de, özel mahkemer de olsalar, "hukuki zeminde ve hukuk kuralları içinde çalışmak" zorundaydı...
Hukuka aykırı biçimde değil!
Fakat mevcut DGM yasası ve uygulaması hukuka aykırıydı.
"Tabii hakim" esasına, "yargılama birliği" ilkesine aykırı çalıştığı için ve de "savunma hakları ihlal edildiği" için...
Tabii, benim konuya özel merakım, bildiğiniz gibi, makamlarını kullanarak ikbal peşinde koşan kifayetsiz muhterisler ile onların basındaki "kalleş" uzantılarının kamuoyunu bir dönem kandırmayı nasıl başardıklarını ortaya koyma ihtiyacından kaynaklanıyor.
Sanki DGM'ler "ilahi adaleti" temsil ediyordu!
Hayır! Hukukçulara göre "hukuksuzluğu temsil" ediyor!
***
Bakın, emekli DGM savcısı Güner Yiğitbaşı, DGM'leri nasıl suçluyor:
"Şimdi bakıyoruz ki DGM'ler, aylardır sürdürdükleri davaları, bu dava bizim görev alanımıza girmemektedir, diyerek adliye mahkemelerine gönderiyor. Yani 'özel mahkeme' olarak kurulmuş bir mahkeme, önüne gelen davayı inceledikten sonra, 'genel mahkemeye' gönderiyor.
Bu işleyiş terstir, hukuka aykırıdır.
Normal şartlarda, sözkonusu davaları genel adliye mahkemeleri incelemeye başlamalıydı. Eğer bu davalar arasında 'özel mahkemeyi' ilgilendirdiğine inandığı bir dava çıkarsa, görevsizlik kararı ile DGM'ye göndermeliydi.
Genel'den özele gitmesi gerekirken, burada özel'den genel'e gitmektedir."
DGM savcısı Yiğitbaşı, şu saptamayı da yaptı:
"Burada bir fonksiyon veya görev gaspından söz edilebilir. Adliye savcısının takip edeceği bir dava DGM savcısı tarafından takip ediliyorsa, sonra da adliye mahkemesine gönderiliyorsa, bu görev gaspı değilse nedir? Şimdi davaların adliye mahkemelerine gönderilmesi normal ise ki normaldir, bugüne kadar yapılan şey hukuka aykırı demektir. Kaldı ki, amir hükümler, bu hukuksuzluğu önleyecek durumdaydı."
Dikkat ediniz bunları bir DGM savcısı söylüyor.
***
Peki ama bir soru çıkmıyor mu ortaya:
Bu savcılar ilaçlı mıydı, uyuyorlar mıydı, kendi görev alanlarına girmeyen davaları alırken, sanıklara bilmem kaç yıl hapis cezası isterken, sonra da 1200 yıl istedikleri sanıkları tahliye ederken...
Hayır ne ilaçlıydılar ne de uyuyorlardı.
Birkaç siyaset cambazının yarattığı öyle korkunç bir atmosfer esiyordu ve öyle bir tezgahlar kumpası başlatılmıştı ki, zavallı savcılar, önlerine konulan dosyaların nedenine niçinine bakmadan, "biz da gümbürtüye gideriz" endişesiyle davaları arka arkaya açtılar.
Dünyada vergi toplamaktan, bir başka ifadeyle esnafın, vatandaşın ümüğünü sıkmaktan başka mahareti olmayan Zekeriya Temizel ise, BDDK başkanı sıfatıyla, hiç düşünmeden, büyük bir kin ve nefretle bu hukuka aykırı tahkikat ve yargılamaların yolunu açan kişi idi...
Kendini DGM savcılarının "görev dağıtıcısı" gibi görüyordu.
TCK 313'e göre "teşekkül var", al dosyaları aç davayı diyordu.
Düşünmüyordu ki, yönetim kurulu kararları ile çalıştıkları için bütün holdingler bu kafa ve zihniyetle "teşekkül"e girebilirdi.
Düşünmüyordu çünkü, gözü dönmüştü.
Linç fırsatı doğmuştu.
Bu linç ortamı, yerini siyasi fırsat ve ikballere bırakabilirdi.
O inançla ki hâlâ televizyonlara çıkıp, "Türkiye'nin bana ihtiyacı var" diyebiliyor.
Eğer sahiden varsa, bu memlekete yazıklar olsun!
|