|
|
 |
|
Afganistan'a asker gönderme kararı
Ankara'nın Afganistan'a asker gönderme kararı, bazı çevrelerce, "ABD'nin Türkiye'ye sağlayacağı ek ekonomik desteğin ve millete rağmen iktidarda kalmanın faturası" olarak değerlendirildi. Esasında, iflas bayrağını çeken Türk ekonomisinin sorunlarına çözüm bulmakta acze düşen hükümetin aldığı bu kararın nedenleri arasında ABD'den mali destek sağlama ve iktidarda kalma hesabının ağırlıklı bir yer tuttuğu muhakkak...
Ancak, konu iç siyasetten soyutlanarak objektif kıstaslarla değerlendirilirse, asker gönderme kararının isabetli ve Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla ahenkli olduğu anlaşılır. Nitekim, kararın, hukuk-ahlak, güvenlik, siyaset ve jeopolitik açılarından irdelenmesi, bu görüşü açık ve seçik ortaya koyuyor. Şöyle ki:
Çıkarlarımıza uygun
Son 15 yılını kendisine bir topyekün savaş kadar fazla zarar veren terörle savaş ortamında geçirmiş olan Türkiye, bu dönemde dünyaya yaptığı çağrılarla, terörün tüm insanlığı tehdit eden bir felaket olduğunu belirterek terörle mücadelede başarının temel şartının uluslararası dayanışma ve işbirliği olduğun vurgulamış ve uluslararası toplumu terörle savaşta güçbirliğine davet etmiştir. Türkiye, ayrıca uluslararası terörün NATO'nun 5. maddesi kapsamına alınması için de girişimlerde bulunmuştur.
Bu nedenle, şimdi ABD tarafından, Türkiye'nin savunduğu görüşleri benimseyen ve teröre karşı savaşta uluslararası dayanışma ve işbirliğini ön plana çıkaran global ölçekte bir koalisyon kurulmasını hedefleyen bir kampanya başlatılması, Türkiye'nin çıkarlarıyla tam anlamıyla örtüşüyor.
Bu durumda, Türkiye'nin esasen son 50 yıldır dış güvenliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynamış olan NATO bağlamındaki yükümlülüğünü yerine getirmesinin hukuki ve ahlaki bir vecibe olduğu anlaşılır.
Ayrıca, Türkiye'nin halihazır ulusal tehdit değerlendirilmesinde, terör iç ve dış güvenlik açısından birinci önceliği taşımaktadır. Bunun nedeni, sınırdaş olduğumuz ve terörü siyasi amaçlarla kullanmaları nedeniyle "haydut devletler" diye anılan Suriye, İran ve Irak'ın Türkiye'yi etnik ve dinsel bazda bölmek ve çökertmek için terörden yararlanmalarından ileri geliyor.
Örneğin İran, Türkiye'deki laik ve demokratik cumhuriyet rejimini yıkarak yerine Afganistan'daki Taliban rejimine benzer bir düzen kurma hayaliyle ülkemizde kaos ve güvensizlik ortamı yaratmak için yıkıcı faaliyetler yürütüyor. İran gizli servislerinin, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı gibi ülkemizin değerli evlatlarını katlettirmiş olması bu amaca yöneliktir.
Bu bağlamda, Türkiye'nin "Sürekli Özgürlük Harekatı"na katılarak uluslararası terörle mücadeleye verdiği önemi göstermesinin, Ankara'nın, AB'den kendisi için de aynı şekilde hareket edilmesi yolundaki girişimlerine güç ve etkinlik kazandıracağının altı çizilmelidir. Amerika'nın da AB üzerinde Türkiye lehine baskı kurması sonucunda Avrupalılar'ın ülkemize yönelik terör eylemlerine hoşgörüyle bakma politikalarında değişiklik sağlanabilir.
Türkiye'nin kararının siyasi etkisine ve anlamına gelince, bu, gerçekte askeri katkısıyla mukayese edilemeyecek büyüklükte bir değer taşıyor. Bilindiği üzere, Afganistan'da El Kaide örgütüne ve Taliban rejimine karşı yürütülen harekatın, İslam ülkeleri tarafından algılanma şekli, Hıristiyan Batı'nın İslam dinine karşı savaş açtığı merkezindedir. Müslüman nüfusa sahip Türkiye'nin fiilen askeri bir katkıyla Batı devletleri safında yer olması, harekatın İslam'a karşı değil teröre karşı olduğunun ortaya koyması bakımından anlamlıdır.
Yeni oluşumlar
Jeopolitik açıdan yapılacak bir değerlendirme de, kararın, Türkiye'nin Orta Doğu'ya ve Orta Asya'ya yönelik stratejik stratejik çıkarlarını destekleyici bir niteliğe sahip olduğunu ortaya koyuyor. Zira, ABD'nin maruz kaldığı 11 Eylül saldırısından sonra gelişen olaylar bu bölgeler jeopolitiğinde taşların y erinden oynayacağına ve stratejik dengelerde değişiklik olacağına işaret ediyor.
Bu ortamda, Türkiye'nin, stratejik bir öngörüyle ABD'nin başını çektiği askeri koalisyonda birinci halka devletler arasında yer alması, güvenliğini ve dünyadaki konumunu etkileyebilecek yeni oluşumlarda yaşamsal çıkarları gündeme geldiğinde söz sahibi olmasına imkân verecektir.
İslami değerlerle demokratik değerleri bağdaştıran laik-demokratik-cumhuriyet modelinin dünyadaki yegane uygulayıcısı konumunda olan Türkiye'nin, Afganistan'a asker gönderme kararının en etkileyici yönü, kuşkusuz, çağ dışı ve köktendinci zihniyetin tutsağı olan Müslüman ülkelerle farkını çarpıcı biçimde ortaya koymasıdır.
Böylece, Türkiye'nin İslam dünyası için oluşturduğu modelin Batı ve insanlık için yararı netlik kazandı. Çünkü bu model, Huntington'un kanlı senaryolarının insanlığın kaderi olmadığını ortaya koyuyor. AB'nin de bu gerçekleri idrak ederek Türkiye'yi boy hedefi yapan talihsiz politikasından vazgeçip desteklemesinin zamanı gelmedi mi?
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SABAH'ın Demokrasi Kürsüsü'nde sizde sesinizi duyurun
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|