kapat
05.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 MODA
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Ortaçağ'la 21. yüzyıl iç içe

Coşkun Aral, tam 34 gün süren Afganistan serüveninde savaşların televizyonlara ve gazetelere pek yansımayan yönünü anlattı

Elektriksiz köylerde ellerindeki uydu telefonuyla haber geçmek için koşuşturan gazeteciler 21.yüzyılda Ortaçağ'ı yaşıyor...

CoŞkun Aral'ın, Afgan topraklarında 34 gün süren "habersiz" yolculuğu nihayet bitti!... "Habersiz" diyorum çünkü, bizim "Haberci"den kaç zamandır haber almak mümkün olmuyordu.. Doğrusu epeyi de meraklanmıştık...

Fakat "Yol hikayesi"ni dinleyince işinin ne kadar zor olduğunu bir kez daha anladım... Ve bir şeyi daha anladım bu sayede; ekran ve gazete haberlerinin, savaş istatistiklerinden, ayrıntılara ama çok ilginç insani ayrıntılara yer veremediğini de... (Bu yazı, biraz da Afganistan'a yolundaki özel birliğimizi nasıl bir coğrafya ve kimlik beklediğine dair bir küçük not olarak da düşünülebilir! Bir de "Afgan yollarına çıkacak bir gazeteci'ye rehber!)

Ömrünün yarısı savaş bölgelerinde geçti Coşkun'un.

COŞKUN'UN YOL HİKAYESİ
Ezildi, ölümden döndü, uçaktan düştü, ateş toplarıyla yarıştı, binlerce fotoğraf çekti, çekemedi, fotoğrafları dünyanın en çok satan dergilerine kapak oldu, ödüller aldı, alamadı, mutlu da oldu, gönlü de kırıldı ve geçen bunca zaman, onu bir "yeryüzü ustası" haline getirdi... Getirdi ama "Pençir Vadisi"nde, yani Afganistan'da geçirdiği şu son 34 gün, mesleğinde ve hayata bakışında yepyeni bir pencere açmasına vesile oldu. "Olumlu" anlamda söylemiyorum tabii ki... Aslında cümleyi şöyle değiştirmek gerekiyor; Pençir, insanlığın nereye vardığı konusunda son noktaydı, ilkelliğin, duyarsızlığın dibiydi!

Coşkun Aral'ı ve "silah arkadaşı" Fatih Kandır'ı, bu kadar ümitsiz ve öfkeli kılan olaylar zinciri, daha Tacikistan'da, yani Afgan topraklarına geçmek için seçilen "köprü"de başlamıştı. Ve Kabil sınırına yakın Pençir'e varıncaya, hatta yeniden Düşenbe'ye dönünceye kadar da sürüp gitmişti. İşte, sözkonusu bu zinciri, Coşkun anlattı, ben notlara geçirdim! Bir nevi yol hikayesi oldu.. Paylaşmak adına!..

Dünyanın dört bir yanından binlerce gazetecinin ilk durak seçtiği Düşenbe'de, (Bizim Enver Paşa'ya yetmiş yıl mezar mekanı olan Düşenbe) Afganistan'a geçmek için en az dört gün bekleniyor. Doğal olarak tüm gazeteciler burada kalmak zorunda.. Ancak ilk kez "turist" akınına uğrayan Düşenbe otelleri fahiş fiyatla oda satıyor. 50 dolarlık otel odaları bir anda 250 dolara fırlayabiliyor.. Başka çare yok, kalacak yer de yok!

YOĞUN VİZE BÜROKRASİSİ
Tüm meşakkatli aşamaları geçip Afganistan topraklarına kabul edilenler (!) 200 dolar ödeyerek "Kuzey İttifakı" yetkililerinden vize alıyor. Kalan kalıyor, giden sağlar sınıra varıyor!..

Bu arada tüm bu "vizeler" eli silahlı Kuzey İttifakı'na bağlı askerlerin gözetiminde ve onayında yapılıyor! Peki, köylerde ne yeniyor, ne içiliyor?

Bir şey içilemiyor tabii, sıvı kabilinden. Ama isteyene bol bol haşhaş ve türevi mevcut. Odaya(!) servis bir yana, "uluslararası ticaret" dahi devam ediyor tüm bu şamata ve mitralyöz sesleri arasında!. Bu "ticaret"in kurmayları, Kuzey bölgesine, yani "İttifak"a da kurmaylık yapıyor aynı anda!.. Hatta hiç çekinmeden; korkuta korkuta, göstere göstere! Hemen hemen her evde paketlenmiş gönderilmeye hazır "beyaz"lar görebiliyorsunuz. Yani, uyuşturucuya yüzyıllardır sevkiyat merkezliği yapan Afgan topraklarında değişen bir şey yok!.. Neyse "yol"un neresinde kalmıştık? Evet, şükür ki köylerde yatacak sorunu yok. Ahırlarda kalınıyor (Beyaz Atlar Ülkesi ya!) her türden, her fiyattan.. (Bir gece karşılığı 100 dolar) sabah kalktığınızda soyulmuş bulabilirsiniz kendinizi tabii.

SAVAŞ BORSASI KURULMUŞ
Ve beşinci gecenin sabahı. Elektriğin dahi bulunmadığı "Dünyanın en büyük 'Basınkent'i, Pençir Vadisi'ndeki Cebelisaraç'a varılıyor şimdi de... Kabil, bir adım ötede. Bomba ve silah sesleri hiç durmuyor. Yüzlerce gazeteci bir elinde kamera, mikrofon ya da kalem, bir elinde uydu telefonu haber geçmeye çalışıyor. Ortaçağ'la 21.nci yüzyıl iç içe. (Bu ifade Coşkun'a ait.) Dolarlar su gibi akıyor, uydu telefon tamircileri cirit atıyor ancak kentte uygarlığa dair başka da bir iz yok!.. Karşı tepeyi ya da tuvalet yerini tarif etmenin dahi bir fiyatı var!.. "Savaş hali"nin borsası çoktan kurulmuş... Savaşın sesi kimsenin umurunda değil, 70 centin sesi bir melodi gibi! Taş devri'nde "yeşil"in inanılmaz ağırlığı kısacası..

Ancak bu hikaye burada bitmez!

YOL BOYUNCA HER KÖYDE AYRI AYRI HARAÇ ÖDENİYOR
DüŞenbe'de, tomarla dolar ödeyerek bir külüstüre atlıyor ve Afganistan sınırına geliyorsunuz. Sınırda 50 dolar daha ödemek zorundasınız. Böylece, Tacikistan'da 200 dolar karşılığında aldığınız "vize"nin bir anlam taşımadığını anlıyorsunuz. Ayrıca şanslısınız da, buna rağmen giremeyebilirsiniz çünkü!... Neyse "Afgan toprakları"na girdiniz. Yine (!) binlerce dolar ödeyerek, bin yıllık araçlarla uçsuz bucaksız, keçi yollarına vuruyorsunuz şimdi de. Aracın Pençir'e (300 kilometre öteye) varma garantisi yok. Her yanı fazlasıyla dökülüyor. Ama olsun varsın. Yine başka çarenin olmadığını anlıyor ve "Ya sabır" deyip, düşe kalka ite çıka, köyleri aşıyorsunuz. Tam beş gece sürecek bir yol var önünüzde..

Fakat köyleri aşmak o kadar da kolay olmuyor, zaten zorlukla geçilen yollarda sık sık duruluyor. Her köye girişte, "vize belgesi niyetine "haraç karnesi"(harç değil yanlış anlaşılmasın!) almak durumundasınız!

Yani 50-100 dolar arası bir bedeli "köy bastı" için ödüyorsunuz...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
SABAH'ın Demokrasi Kürsüsü'nde sizde sesinizi duyurun

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır