kapat
05.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 MODA
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
İlle de içine etmek!

Bazen düşünüyorum da, galiba hak ettiğimizden fazlasını istiyoruz hayattan, ekonomiden, siyasetten...

Dünyadan, doğal çevreden talep ettiklerimizi gerçekten hak ediyor muyuz, bazen fena halde kuşkuya kapılıyorum...

"Çağdaş uygarlık düzeyinin nimetlerinden" yararlanmak konusundaki arzularımıza uygun davranıyor muyuz, bundan basbayağı kuşkuluyum...

Pikniğe gidince bütün çöpleri oracığa boca eden; akşam olunca boş naylon torbaları ormanın derinliklerine doğru esen rüzgâra emanet edip evin yolunu tutan kalabalıklar biz değil miyiz?

Dünyanın en güzel sahillerini, Marmara Denizi'ni "Moskof" mu gelip bataklığa çevirdi?

Devletin en tepesinde "frizbi" savaşı yapıp derin bir ekonomik krizi tetikleyen başkaları mıydı?

Sevgili Bekir Coşkun ne anlamlı ve hüzünlü bir dalgacılıkla anlattı dün Tuz Gölü'nün öyküsünü.

"Göl yanlarında değil, uzakta.

Uzakta olduğu için içine edemiyorlar.

Ne yaptılar?..

185 kilometrelik bir kanal açıp, Konya'nın kanalizasyonunu göle ulaştırdılar.

Kanalı açan DSİ."

Bekir Coşkun asıl ince (ama sosyal hayatımıza bakarsanız kereste kalınlığındaki) noktayı şöyle vurguluyordu:

"Çevresi sığ ve bataklık olduğu için, demek ki kıyısına villalar-lokantalar-mahalleler kurup, kanalizasyonlarını göle akıtmaları ya da içine girip işemeleri olanaksızdı.

Onlar da 185 kilometre kanal açtılar.

Çişlerini göle ulaştırdılar."

***
Bir akım var, diyor ki: Biz adam olmayız!

Bir başka akım da, diyor ki: Hayır, kompleksli olmayalım. Biz adamız!

Ben ve benim gibiler de, sanırım bu iki akım arasında cereyana kapılıp hasta oluyoruz...

Çünkü elimizde hem güzellikler, iyilikler, çalışıp çabalamalar var; hem de "ille de pisleyeceğim" inatları, vurdumduymazlıklar; kapıp da kaçmalar, antisosyal saygısızlıklar var. Hepsi bir arada!

Eh, böyle de olmuyor tabii!

Bekir Coşkun "Bu ilkellik değilse nedir?" diye soruyordu yazısının sonunda.

Hani "ilkel toplumların ilkel üyeleri" anlamındaysa, hayır!

Bu ilkellik değil!

Çünkü hiçbir ilkel toplumda içilen suya, yenilen yemeğe pislenmez...

Ancak ne yediğini ne içtiğini bilmeyen sözde modernlere has bir özelliktir bu!..

Sorunumuz da burada yatıyor: İlkel kalsaydık iyiydi, modern olsaydık da öyle!..

Ama iki arada bir derede, olmuyor işte!

DİNLERKEN

Perdeler açık olsun
"Dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan/Her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler."

Kaç gündür gazeteye gelince Şebnem'in (Ferah) son albümünü diskçalarıma koyup dinlemeye geçiyorum!..

Nişantaşı'na has pus ve is çekip gidiyor penceremden; Şebnem'in saçları kadar dalgalı, uzun ve aydınlık bir güneş giriyor odama, masamın üstüne düşüyor...

(Bir yandan da aklıma 90'ların ilk yarısı geliyor: Ortaköy'deki Sis Bar geceleri...

Şebnem Ferah Volvox adlı grubun gitaristi, vokalisti, lideri... Nasıl kırılgan gözler ve aynı zamanda nasıl otoriter bir hal ve tavır!)

Doğru; "yeni" şeyler yok bu albümde; "Vay canına!" dedirten bir parça da yok! Ama su gibi akıp gidiyor... (Laf aramızda "Perdeler" adlı parçada Apocalyptica'nın olmasıyla olmaması da pek farketmemiş galiba!)

Bir de "Korkarak yaşıyorsan" adlı şarkı var ki... "Sonra dedim ki, söz ver kendine/Denizleri seviyorsan/Dalgaları da seveceksin/Uçmayı seviyorsan/Düşmeyi de bileceksin"

Teşekkürler Şebnem!



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
SABAH'ın Demokrasi Kürsüsü'nde sizde sesinizi duyurun

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır