kapat
05.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 MODA
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Mıymıntılık

Mıymıntılık kötü bir şeydir. Bu bir değer yargısı. Böyle bir yargıya varınca öğüt vermek kolaylaşır:

- Mıymıntılık etme, denir.

Peki ama mıymıntılık nedir? Mıymıntılık başkalarının kendi çıkarlarımıza ya zararı dokunacak, ya yararı dokunmayacak pasif davranışları, yahut uyuşuk duruşlarıdır.

- Canım mıymıntılık etme de, et şu telefonu o genel müdüre...

O genel müdürde bir işimiz vardır. Bir yakın arkadaşımız o işin çözümlenmesi için aracılık edecektir. Ve arkadaşımız ağırdan almakta, bizim ricamızı kaytarır görünmektedir.

İnsanlar, mıymıntılığa genellikle kendi çıkarlarıyla ilgili olan konularda kızarlar. Yalana da bu nedenle kızarlar. Sözünü tutmamaya da...

Bir de mıymıntılığın, soyut olarak özüne kızanlar vardır. Örneğin ağzında şekeri kırarak değil de, eriterek yiyene kızarım ben. Geviş getirir gibi bir türlü bitmez adamın ağzındaki şeker. Önce bir avurdunu şişirir, sonra öteki avurdunu. Başka şeyler konuşurken gözün, boyuna adamın arada sırada oradan oraya şişen avurtlarına kayar. Derken dilinin altına girer şeker adamın. Dili peltekleşir:

- Bizim en büyük kabahatimiz, der adam, peltek peltek... En büyük kabahatimiz...

Ve şeker tekrar dilinin altından avurduna geçer.

İçinden:

- Ulan dersin, yut şunu, yut...

Ve şeker azardan azardan eriyerek devam eder adamın ağzı içinde dolaşmaya.

Yahut radyonun ibresi, istasyonunun tam üstünde değildir. Ajans haberleri parazitli çıkıyordur. Adam oturduğu yerden kalkıp radyoyu ayar etmeye üşeniyordur.

Ve yine içinden:

- Ulan, dersin amma mıymıntı herif. Kalkıp düzeltsene şunu...

* * *
Özellikle kadınlar deli olurlar mıymıntı erkeklere. O nedenle de klasik zamparalar, özellikle tanışma başlangıçlarında çakı gibi, ateş gibi, şimşek gibidirler. Ama bir süre sonra foyaları çıkar onların da meydana. Suratlarına konan sineği dahi kovamayacak bir gevşeklikte, bir et yığını haline gelirler kadınların karşısında...

Goncerov'un Oblomov'u böyle bir mıymıntılık romanıdır. Mıymıntılıkla kadercilik ve boşvericilik arasında sünepeleşmiş olan Oblomov'u anlatır.

Ve Lenin, bir konuşmasında:

- Biz Oblomov'luğu kaldırmak istiyoruz, demiştir.

Mıymıntılık kendimize musallat olduğu zaman ise... Sabah uyanmışındır. Yatak sıcaktır. Yorganın altında, ayaklarının ayaklarına değişindeki; kendi vücudunda imbikleşmiş, yaşamdan gelen lezzeti duyuyorsundur. Telefon çalar... Kalkıp, alelacele terlikleri giyerek, önü açık pijamalarla, sırtında tatsız bir ürperme; koşmak telefona...

- Patlayıncaya kadar çalsın cenabet, dersin.

Böylesine bir karşı koymanın, kendi vücuduna gösterdiğin saygılı önemi, tatlı bir ılıklıkla keyiflendirir ayaklarının başparmaklarını. İkisi de kıpırdayarak mutlu mutlu gerinir gibi olurlar...

Sonra kapı çalar.

- Çalsın istediği kadar, dersin.

Yatak sıcaktır. Damarlarında tazelenmiş bir delikanlılık arzusu, ufaktan ufaktan parıldıyor gibidir. Kaba, katı saldırgan bir arzu değildir bu. Çok daha süzülmüş, incelmiş, utançsız, ilginç; gıdıklayıcı oynaşma hayallerine dönüşen bir arzudur.

Kapı çalar, telefon çalar... Sen mıymıntılığının eşi yaratılmamış gizli koltuğuna gömülürsün.

Alabildiğine geniş, renkli bir iç dünyası ister, mıymıntılığın süzülüp arıtılması.

Makine masada durur. Kağıtlar makinenin önünde durur. Sen mahmur bir dalgada balıklara bakarsın:

- Şöyle bir kadeh atıvereyim de, ondan sonra çalışırım, dersin.

Yeni izci olmuş ortaokul öğrencisi gibi, batıcı bir gayretkeşlik disiplini çirkin görünür gözüne. Pencereye yaklaşırsın. Bulutlara doğru kayar uzayan bakışların.

Ve vicdan azabı gibi durur makineyle kağıtlar masanın üstünde...

Derken bir kitap alırsın raftan... İçin için; bir dost gelse de, bir özür bulsam, dersin, kendime çalışmamak için...

Bu da bir başka türlü şiirleşen bir mıymıntılıktır.

Mıymıntılık kötüdür. Kimbilir belki de iyidir. Mıymıntı mıymıntı şekeri ağzında döne dolaştıra eritmeye kalkanlara kızarım. Gözleri ateş gibi, her işe hazır, şimşek parçası olma aktörlüğünün gerginliğinde duran zekâ ve zevk felcine uğramış emirber bozuntularına da kızarım.

Peki neye kızmam? Ne demek neye kızmam? Önemli olan, bir şeye kızmak değildir ki... Önemli olan kızgınlığın tadı içinde olmaktır. Onun için, kızacak hiçbir neden yoksa ortalıkta; kendi kendime kızarım. Ve en garibi, mıymıntılık ettiğim için kızarım. Sonra da mıymıntılık edemediğim için kızarım.

Ve balıklar bilirler bunu... Ne birincisine ses çıkarırlar, ne ikincisine...

Not: 30 yıl önce yazılmış bir yazı... "Akşam"dan...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
SABAH'ın Demokrasi Kürsüsü'nde sizde sesinizi duyurun

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır