'Yeni Çağ İnanışları' ve yalnızlığımız!
Gün geçmiyor ki, hem kapısını hem de aklını çalmış "yeni din"lerden söz eden okur mektupları gelmesin!
Toplumsal-siyasal alanda "Radikal İslam"la zihinler meşgulken...
Geniş kalabalıklar atadan kalma duaları, uğurları, küçük batıl inanışları ve kaderci yaklaşımlarıyla yaşayıp giderken...
Büyük şehirlerimizin kuytularında; kimi okumuş yazmışlarımızın beyinlerinde yeni inanç arayışları filizleniyor.
Bu insanlar geleneksel inançlara belli bir mesafeden bakacak kadar kültürlüler... Ancak besbelli ki modern hayattan yorulmuşlar!
İşte güçte itilip kakılmanın acılarını dindirmek için... Sevdiklerinin sıkıntılarını hafifletebilmek için birileriyle dayanışmaları gerekiyor.
İçleri öylesine üşüyor ki, ısıtabilmek için bir topluluğun battaniyesinin altına girmeleri gerektiğine inanıyorlar.
O zaman haydi bakalım! Gelsin "uyduruk din"ler; gelsin modern çağ mesihçilikleri; gelsin uzaylılar, "Yüce İdareci Plan"lar filan...
***
Bu konularda ilerde uzun uzun yazacağım.
Ama ilk ağızda şunu söylemeliyim:
İnsanlığın binlerce yıllık derin geleneklerine dikkat çektikleri için önem verdiğim bu tür yeni inanışların temel ve bence çok olumsuz bir özellikleri var: Evren ve insan tasarımlarında boşluğa hiç yer vermiyorlar...
Bu yüzden de çok totaliter bir zihin yapısını besliyorlar...
Koca koca adamların geliştirdikleri jargonların eğretiliği ve çocuksuluğu ise insanın içini bulandırıyor: Kaderler "yazılım", sevgiler "elektrik", düşünceler "frekans" olup çıkıyor bu inanışlarda
Seçkin ünlüler de kapış kapış gidiyor: Mevlana, Atatürk, hatta Kennedy, her örgütlenmenin gözdesi...
Ve büyük dinlerle yeni çağın "uyduruk din"leri arasındaki en büyük fark şu noktada ortaya çıkıyor: Kuşkunun payından; açıklanamaz olandan; yorum zenginliğinden; bilginin sürekli yenilenmesinden vazgeçiliyor.
Büyük dinleri asıl yapan şey duvardaki eksik tuğlalardır...
Oysa bunlar o duvarı boydan boya gri bir sıvayla kaplıyor...
İşte bu olmaz!
***
Yazık!
Daha doğru düzgün tanımını bile yapmamışken özgürlüğün...
Gecelerimiz henüz pişmanlık ve tutkuların azabından kurtulamamışken... Gündüzlerimiz hâlâ ihtiyaçlarımızın kalın zincirleriyle sarıp sarmalanmışken...
Ne oluyor bize?
Hangi "kimsesizlik"tir ki bu, bizi böylesi çocukluklara bağlanmaya itiyor ?
Nasıl bir yalnızlık korkusudur ki bu, ilaç prospektüslerinden, alet kullanma kılavuzlarından apartma sözcüklerle büyüleniyoruz?
Tanrım, ne kadar yalnızız!..
ATV habercilerine bravo
ANAR'ın son anketinde anahaber bültenleri arasında en çok beğenilen haber bülteni ATV'ninki çıktı. Katılanların yüzde 17.6'sı ATV demiş, ikinci sıradaki bültenin oranı yüzde 12.9...
"Beğenme" kategorisi ilginçtir. İzlenme oranına filan benzemez.
Beğenen izleyici ile beğenilen bülten arasındaki ilişki biraz insan ilişkilerine benzer...
Temel unsurları güvenilirlik duygusu yaratmak, dengelilik ve içten duyarlılıktır. Hem haberi yaratan dünyanın hem de ATV'nin içinde bulunduğu yayın grubunun çok zor bir döneminde görevi üstlenen sevgili Mehmet Tezkan ve arkadaşlarını, izin verirseniz şu köşeden de kutlamak istiyorum. Tebrikler ATV habercileri, kolay gelsin!
|