Bir siyasal bilimci, fakültede ders verirken şöyle diyormuş:
- Neleri hiç merak etmemiş olduğumuzun, farkına bile varmadan ölürüz.
Öğrencilerden biri:
- Lütfen somut bir örnek verir misiniz Hocam, demiş.
Siyasal bilimci:
- Örneğin, demiş, siyasal tarihimizde piyano, yahut keman çalmasını bilen kaç bakan bulunduğunu hiç merak eden oldu mu?
Öğrenci:
- Herhalde olmamıştır, demiş. Çok mu önemli bu yani?
Hoca:
- Çok önemli, demiş. İnsanlar, kendilerini yönetenler arasında kimin ne çalıp, ne çalmadığını merak etmiş olsalardı; siyasal düzeyimiz çok daha yüksek olurdu.
Konuyu ilginç bulan Mehmet Ali Birand da, ilk rastladığı siyasal liderlerden birine sormuş:
- Bir şey çalıyor musunuz?
Siyasal lider, önce morarmış, sonra sararmış, sonra kızarmış, sonra kararmış ve gıcırtılı bir sesle:
- Ne demek istiyorsunuz, demiş...
- Yani piyano, yahut keman, yahut akordeon falan demek istemiştim; müzikle bir ilginiz var mı, anlamına...
Ve sonunda anlaşılmış ki, Türkiye'de hangi siyasetçiye "ne çalıyorsunuz" diye sorulsa; aklına asla bir müzik aleti gelmiyor...
Şimdi siyasal bilimciler kendi kendilerine sorup duruyorlarmış:
- Neden acaba?
Nihayet 20.000.000'luk banknotlar da çıktı piyasaya...
Bazı uzmanlar:
- Dünya'da 7 sıfırlı banknot yok, diyorlar. Bizim de artık sıfırları atmamız gerek...
Biz ise tam tersi düşüncedeyiz. Türk parasının gerçek değerini göstermesi açısından; baştaki 2'yi atıp, sadece sıfırları bırakmak daha dürüstçe olmaz mı?
Pakistan'ın, ABD'deki Büyükelçisi; Washington'da bir amerikan-bar'a gidip bir viski söylemiş.
Barmen koymuş önüne viskiyi.
Bir anda salonun bir ucundan küçücük bir maymun fırlayıp gelmiş ve Büyükelçi'nin viskisine hayalarını sokup, geldiği hızla kaybolup gitmiş.
Büyükelçi:
- Bu ne biçim kepazelik yahu, demiş; al bu viskiyi, başka bir viski ver bana..
Barmen, Büyükelçi'nin önüne ikinci viskiyi de koyar koymaz; küçük maymun, yine yıldırım gibi koşup gelmiş ve Büyükelçi'nin viskisine hayalarını soktuktan sonra, aynı hızla kaçıp kaybolmuş.
Büyükelçi, bağırmaya başlamış:
- Nedir bu rezalet, diye...
Ve barmene:
- Sen, demiş, tanıyor musun bu maymunu?
Barmen:
- Yooo, hayır demiş. Belki müzisyenlerden birinin maymunudur. Gidip, bir de piyaniste sorun isterseniz...
Büyükelçi, piyanistin yanına doğru yürümüş:
- Şey bak dostum, demiş. Hızla gelip benim viskime hayalarını sokan maymunu biliyor musun?
Piyanist:
- Biliyorum, biliyorum, demiş.
Ve hemen çalmaya başlamış Amerikan Milli Marşı'nı...
Beylik bir söz vardır:
- Görünüşe aldanma, der...
Ancak şöyle bir soru geliyor insanın aklına:
- Madem vatandaşız, öyleyse neye göre aldanacağız?
Bazı yabancı gazeteler:
- Türkler olmadık rüyalar görüyor, diye yazıyorlarmış.
Ankara'nın bundan alınmaması gerek..
Malum ya; "rüya"yı, hiçbir şey düşünmemenin şiirsel biçimi, diye tanımlarlar. Ve insanlar uyurken, canları sıkılmasın diye icat edildiğine inanırlar "rüya"nın...
Onun için de, "rüya görmek", çok doğaldır bizim için...
Kazara rüya da görmesek, ne görecektik yani? 20.000.000'luk yeni banknotların sadece sıfırlarını mı?