İlk dikkatimi çektiği halini hatırlıyorum.
Üzerinde ekose eteği, (galiba Anna Sui tasarımıydı) Kızılderili desenli yeleğiyle öylece duruyordu bir derginin sayfalarında...
Yapmacıksızdı! İri memeler, gösterişli kalçalar, fettan haller yoktu.
Sıskaydı, çelimsizliği neredeyse müstehcendi!
İnsanın yanaklarına ateş bastıracak kadar "gerçekçi" bir bakışı vardı.
Moda dünyası denen fazla ışıltılı ve "günahkâr" sahneye biraz "arkadan itilmiş" gibiydi hali tavrı...
Sanki uzun bir terapiden çıkıp gelmiş yaralı bir "kızkardeş"ti!
Onu, yani Kate Moss'u hep uzaktan uzağa sevdim...
90'ların başlarında uluslararası çapta bir model olarak yavaş yavaş ünlenmeye başlamıştı. Bizde de popüler medyada moda öne çıkıyordu. Moda üzerine bol bol yazılıp çiziliyordu ve ben de onlar arasındaydım...
Herkes Kate Moss'un başını çektiği "waif kızlar", yani soluk benizli, tutkusuz bakışlı, ayakları postallı "kayıp kızlar" ordusuna veryansın ediyordu: Nerden çıktı bu moda?.. Nereye gitti o enerjik ve erotik kadınlar?
Ama Kate Moss farklıydı! Yarattığı derinlik duygusu olağanüstüydü.
Yüzü yüzlerce öykü taşıyordu...
Bütün modalar geçer, Moss kalırdı.
Nitekim öyle de oldu!
Şimdi Beymen reklamlarında yılların içinden "büyüyerek" geçip gelmiş Moss'u her görüşümde o günler aklıma geliyor. Sözgelimi 1994'te Bazaar dergisinde "Kate Moss'un yaşı ilerleyince kayıp ve salaş kızlar modasını sürdürmek de güçleşecek""diye yazmıştım ve şunu da eklemiştim: "Modanın o kadar şaka kaldıracak yanı var mı?"
Zaman aktı gitti. Moda şakayı bıraktı, ama Kate Moss da moda dünyasında derin bir iz bıraktı!