Düşünen bir insanın, doğduğu ülkedeki koşullanmaların ve propaganda ögelerinin ötesine geçip, aykırı olanı keşfetmesi çok güzel. Çünkü insanların çoğu, kendi kafasıyla düşünmek yerine sürüye katılıyor ve rastlantıyla doğmuş olduğu dini ve ülkeyi övme işlevini üstleniyor. İyi ki herkes böyle değil.
İyi ki aralarında Carly Fiorina'nın da bulunduğu parlak insanlar, aynanın arkasını görebilme yeteneğine sahip.
Carly Fiorina, dünyanın en büyük şirketlerinden Hewlett Packard'ın Yönetim Kurulu Başkanı.
Amerika'da yaşayan bir tanıdığım, onun geçenlerde liderlik üstüne yaptığı konuşmanın bir bölümünü yollamış.
Bakın ne ilginç şeyler söylüyor Fiorina:
"Bir zamanlar, dünyanın en büyük uygarlığıydı: Bir okyanustan diğer okyanusa, kuzey ikliminden, tropikal bölgelere ve çöllere kadar uzanan kıtasal bir süper devlet oluşturmuştu.
Değişik etnik kökenlere sahip yüz milyonlarca kişi, bu devletin egemenliği altında yaşıyordu.
Kullandıkları dillerden biri, dünyanın birçok ülkesi için evrensel dil haline gelmişti. Orduları pek çok ulusun aserlerinden oluşuyordu ve askeri himayeleri, daha önce hiç rastlanmadık biçimde barışı ve refahı teminat altına alıyordu.
Ticari güçleri, Latin Amerika'dan Çin'e kadar bütün bölgeleri kapsıyordu.Bu uygarlık, herşeyden önce icatlarla gelişmişti.
Mimarları yerçekimini mağlup eden binalar yaptılar.
Matematikçileri, bilgisayar yapımını ve encyription tasarımını mümkün kılan cebir ve logaritmayı yarattılar.
Doktorları insan bedenini inceledi ve hastalıklara yeni tedavi olanakları geliştirdiler.
Astronomları gökyüzünü inceledi, yıldızlara isim koydu; uzay yolculuğuna ve keşiflere uzanan yolu açtı.
Yazarları binlerce hikâye anlattılar: Cesaretin, aşkın ve sihrin hikâyelerini.
Şairleri, daha öncekilerin düşünmekten bile korktuğu aşk şiirlerini yazdılar.
Diğer uluslar fikirden korkarken, bu medeniyet bunları korudu ve yaşamalarını sağladı.
Sansür zihniyeti, geçmiş uygarlıkların bilgi birikimini silip atmakla tehdit ederken, bu medeniyet onları yaşattı ve iletti.
Modern Batı uygarlığı bu tehditlerden çoğunu hâlâ yaşarken, sözünü ettiğim medeniyet, Osmanlı İmparatorluğu'nu, Bağdat, Şam ve Kahire saraylarını da içeren ve Muhteşem Süleyman gibi hükümdarların aydınlattığı; 800 ile 1600 yılları arasındaki İslam medeniyetidir.
Bizler, öteki uygarlıklara neleri borçlu olduğumuzun farkına varmasak bile, onların katkıları devraldığımız mirasın bir bölümünü oluşturuyor.
Arap matematikçileri olmadan teknolojik endüstri yaratılamazdı.
Sufi şair ve filozof Mevlana, benlik ve gerçek hakkındaki algılarımızı zorladı.
Muhteşem Süleyman gibi liderler, sivil liderlik ve tolerans eğilimlerinin gelişmesine katkıda bulundu."