  
Yanılıyorsun Zülfü, çok yanılıyorsun!..
"Şubat ayından beri yazdığım gibi, bu geçici bir kriz değil, kalıcı durum" diyor Zülfü Livaneli ve de fena halde yanılıyor..
Bu kriz, asla kalıcı olmaz ya, kalıcı izlenimi verecek kadar uzarsa, bunun sorumlusu, işte böyle felaket tellallığı yapan köşe yazılarıdır, sakın darılma sevgili dostum..
Sen bu ülkeyi iyi tarttın da, öyle mi söylüyorsun, krizin kalıcı olduğunu..
Bu ülkenin tüm sanayi tesisleri yerinde durmuyor mu?.. Hem de otomobil, hatta uçak gibi ağır sanayiden aklına gelen herşeye.. Bugün gittiğin her ülkede rastladığın Türk malı giyim eşyalarını yapan fabrikalar da yerli yerinde değil mi hala?..
Peki ya tarım.. Evvelden bir Çukurova, hem bu ülkeyi, hem Avrupa'yı beslerdi.. Şimdi koskoca GAP var.. Hiç Antalya'ya gittin mi?.. Kente, tatil köylerine değil.. Ötesine.. Oradaki uçsuz bucaksız seralarda, aklına hayaline gelmeyen sebzelerin, meyvelerin yetiştirildiğini, bunların çoğunun başta İtalya Avrupa'ya ihraç edildiğini gördün mü?..
Ya turizm.. Yatak, hem de ne yatak sayısı bakımından, nerelere geldiğimizin farkında mısın?.
Peki ya işgücü.. Bu ülkedeki iş gücünden eksilme mi var?..
İşte bir ülkenin gücünü doğrudan gösteren envanter.. Bir de yan güçler var.. Sanat ve spor..
Küçültmeye savaştığın, futbol, basketbol başta spor başarılarının, "Avrupa, Avrupa duy sesimizi" çığlıklarının nasıl bir moral gücü yarattığını sana benim mi anlatmam gerek?.. "Sporda yaparsam, başka şeyde niye yapmayayım" diye düşünmez mi insanlar sanırsın?..
Sanat?..
Fazıl Say'ın Nazım gecesinde var mıydın?.. Sultanların Dansı'nı seyrettin mi?.. Tarkan'ı dinledin mi?.. Zülfü Livaneli diye biri var, yazdığı kitaplar, kırk Avrupa ülkesinde "best seller" oluyor, duydun mu?..
Neyimiz, neyimiz eksik de, bu kadar umutsuz oluyor, bu kadar karamsar yazıyor, "Bu kalıcı durum" diye insanı kahreden bir damga vuruyorsun?.
Doğrudur, iyi yönetildiğimiz söylenemez.. Ama bugünün suçu, sadece bu yönetimde mi?..
Doğudaki Düşük Yoğunluklu Savaş olmasaydı mesela.. Bu savaşa harcanan dolarların, bugün Türkiye'yi kurtaracağı söylenen 10-15 milyar doların en az on kat üstünde olduğunu bilmiyor musun?.. Bu masrafı, Fransa, İngiltere, hatta Almanya bütçelerine koy bakalım ne oluyor?.
Deprem.. Kaç milyar dolar yükledi bu ülkeye.. Deprem de mi, hükumetin suçu?..
Tam işler düzelmeye başlamışken 11 eylülü bunlar mı yaptılar?..
Bugünkü hükumet kendi elinde olmayan yüz milyarlarca dolarlık boşa harcamanın mirasçısı değil mi?.
O kadar insafsız olma Zülfü.. Ama gerçekçi ol..
Bugünkü hükumetin arasına balta ile dalarak ülkeyi kurtardıklarını sanan megalomanlara uyma..
Bu hükumetin bugün alternatifi var mı?..
Muhalefet CHP, parlamentoda yok.. Parlamento dışında da, varlığı belli değil.. Ülke Cumhuriyet'i kuran partiyi unutmak üzere..
Muhalefet DYP.. DYP başından Tansu Çiller utancını silkeleyebilse, bugün arkasına alacağı kamuoyu baskısı ile azınlık hükumetini takır takır kurardı.. Ama Tansu diyince, bugünkü hükumet zemzemle yıkanmış gibi geliyor millete.. DYP de yok..
Refah kalıntıları mı?.. Daha Taliban konusunda anlaşamayanların bu ülkede iktidar olmasını düşünebiliyor musun?..
Erken seçim..
Besim Tibuk'la Doğu Perinçek mi gelir sanırsın?.. Yoksa CHP mi yırtacak?.. Güldürme beni.. Bugünü de ararız.. Bugün seçim uzak da olsa bir umut, seçimden sonra o umut da kalmazsa ya?.. Ya Nasrettin Hoca eşeğini o dağın arkasında da bulamazsa..
O zaman, bu hükumetle gitmek zorunda olduğumuzu herkes bilsin..
Bu ülkenin solu Erdal İnönü'ye, sağı, bugünlerin en büyük sorumlusu Süleyman Beye umut bağlamışsa eğer, ve bu ikisi bayağı bayağı heveslenip kurtarıcılığa soyunmaya başlamışlarsa eğer, kimse Bülent Bey'in yaşını da ağzına almasın sakın..
Güven bunalımını aşarsak, krizin yarı yolunun ötesine geçeriz..
Güven bunalımı da, "Korkmayın, paniklemeyin, normal yaşamınıza dönün" diyen resmi ve sivil toplum liderleri ile aşılır.. Felaket tellalları ile değil..
Milleti korkuttunuz mu, harcamalar duruyor.. Harcama durunca, stoklar yığılıyor, üretim duruyor. Üretim durunca önce işten çıkarmalar, sonra kapanmalar başlıyor.. Kriz daha derinleşiyor..
11 eylül Amerika'yı sarstı.. Ne yaptı adamlar?.. New York Belediye Başkanı niye kahraman oldu?.. Çünkü çağdaş liderdi.. Daha o gece her caddesini dolaştı New York'un, her restorana, her diskoya girdi.. "Sakın ha, kapanmak yok.. Aynen devam.. Hayatımızı değiştirirsek, yeniliriz, terör asıl o zaman kazanır" dedi.. New York'ta ne sinema kapandı, ne tiyatro, ne eğlence yeri.. Biz İzmit'te deprem olunca, Bodrum'u emirle susturan, turizmin de canına okuyup, depremi alakasının olmadığı yerlere ulaştıran liderleri alkışladık oysa.. Orada o müziği yapanları da açlığa mahkum ettiğimizi düşünmeden.. Turizm sektörünü 8.8 şiddetinde salladığımı aklımıza getirmeden..
Bu ülkede banka ve bürokrasi terörü yaratarak, insanları imza atmaktan korkutanları kahraman yaparak, krizi hızlandırdık.. Ufak bir yardım, ufak bir kredi ile işlerini devam ettirebilecek nice iş yeri, bu imzayı atacak yürek kimsede kalmadığı için kapandı gitti.
Harcamalar duruyor da, paralar ne oluyor?. Bankaya gidip, ekonomiye mi giriyor?.. Hayır.. Elbirliği ile yarattığımız güvensizlik ve panik havası içinde Türk parası hemen dolara yatıyor.. Bankadaki paralara, dövizlere devlet el koyar korkusu ile bu dolarlar da yastık altında saklanıyor.. Dolar bu yüzden 1.2- 1.3 milyon değerinde iken durduk yerde 1.7'lere dayanıyor..
Bu milleti kim dolar delisi yaptı Zülfü.. Öcal Uluç Gözlem'de dalga geçiyordu geçen gün.. "Yarın kıyamet kopacak, dünya yok olacak" deseler Türk'e ne yaparmış, biliyor musun?.. Derhal gider tüm parasını dolara yatırırmış.. Bu hastalığın sebebi kim?.
Bunun hepsinin bir numaralı sorumlusu, felaket tellalları Zülfü.. O yerden yere vurdukları Bülent Ecevit'ten daha kötüsünü onlar yapıyor, çünkü..
Bak kaçtır söylüyorum.. Bu ülkede 3 ay köşe yazısı yazılmasın, üç ay ekonomi sayfası yapılmasın, krizin sonu görünür, dolar 1 milyon civarına iner..
Panik havasına çanak tutan tüm köşe yazarları, aslında kendilerini yok ediyorlar.. Bu ülkede halkın tasarrufu, gazete, kitap dergi almayarak, kurum tasarrufu da reklamları durdurarak başlar.. Satış ve reklam geliri azalan gazeteler de, en önce köşe yazarlarından tasarruf etmeye başlarlar.. Gazete, muhabirsiz, yazı işleri ve mutfaksız, makinist ve baskıcısız çıkmaz, ama köşe yazarsız çıkar..
Galiba "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" diyen Adam Smith haklı.. Köşe yazarları, felaket tellallığı yapa yapa kendi köşelerini yok edecekler. O zaman da ülke kurtulacak..
***
Sevgili Zülfü,
"Yalan yazalım.. Halka gerçekleşmeyecek umutlar verelim" demiyorum.. Asıl felaket o olur.. Ama panik yaratacak, hemen doları yükseltip, borsayı düşürecek haberler, insanın ruhunu karartan çalışma azmini yok eden, umudunu kıran yazılar yerine, bu ülkede hemen her gün karşımıza çıkan iyi şeyleri yazmaya yeltensek..
Mesela birgün birinci sayfamız Afgan savaşı yerine "Kapalıçarşı'da müthiş defile" diye harika fotoğraflarla çıksa ve ötekilerden ayrılsa ne olurdu?.
Harcamaları arttırmak için vergiler insin önerisi Şükrü Kızılot'un nasıl ilgi topladı?..
Olmayacak duaya amin deyip, ortalığı zifiri karanlık yapan yazılar yerine, böylesine pratikte uygulanabilir öneriler getirsek, her gazete, her televizyon getirse neler olur, bir düşün?..
Ama "Batıyoruz" demek kadar kolay, herşeye tepeden baktığın izlenimi veren şey var mı?..
Yapma Zülfü.. Hiç değilse sen yapma!..
Bu ülke bugün, felaket tellallığı ile umut tacirliği arasında bir tercih yapma durumunda ise, ki değil, umut tacirliğini tercih etmek gerek..
Bu ülke insanının elinden herşeyini alın.. Umudunu yok etmeyin.. Başaramayacağı şey yok.. İşte Kurtuluş Savaşı.. İşte nerde kurulup, 78 yılda nereye gelen Cumhuriyet..
Ama herşeyi verin, umudu yok edin.. O zaman.. İşte bugünkü kriz!..
Bu ülkenin sivil toplum liderleri, kamuoyu oluşturucuları ağızlarından çıkan her lafın sonuçlarını iyi tartıp konuşmak zorundadırlar..
"Zor günler geçiriyoruz" deyin.. Ama umudu yok etmeyin..
Kan, demir, göz yaşı vaad edin. Alın teri vaad edin.. Ama sonunda zafer vaad edin..
Lütfen!..
Yemekli sinema..
Oldum olası Bulvar kafelerine bayılırım.. Paris'i, Viyana'yı çok sevmemin sebebi bu.. Bulvar kafesi cennetidirler orası.. Bir emre kaldırım olsun, yarım metresine masa ve sandalye atılır.. Kentin zenginliğidir, bu kafeler.. Bizde ise Belediyeler oldum olası, açık hava masalarından nefret ederler.. Kaldırımları park etmiş arabaların işgal etmesinden rahatsız olmazlar, birisi iki masa atsın, tepesinde biterler.. Bu yüzden o muhteşem, o benzersiz, o dünya güzeli Boğaz sahilleri bir kafeler cenneti olacakken, pislikten geçilmez..
Her fırsat buldukça Ortaköy'e gidişim, Ertekin'in kara gözlerinden değil.. Orası bulvar.. Gelenler, geçenler, selamlaşanlar, oturup iki laf edenler.. Bir gazeteci için o kadar önemli ki.. Senin gündem sandığın durmadan manşet atıp, yazı yazdığın şeyin kimsenin umurunda olmadığını görüyorsun mesela..
Kış gelince, Ertekin kapanır, bulvardan bir ölçüde kopar.. O zaman yerim Park Cafe olur.. Akmerkez'in üst katında Erol'un yeri.. Orası işlek bir kapalı çarşı ve Erol'un restoranın önünde de, bir kapalı bulvar kafesi var..
Sezona girerken Erol menüyü değiştirmiş. Yemek seçeceksiniz erken gidin. Çünkü menü diye bir kitap konuyor önünüze.. Yemeklerin özel ve güzel oluşuna oldum olası kefilimdir, Erol'un yerinde bilirsiniz..
Park Cafe sinemalarla içiçe.. Sinemaya gelenlerin çoğu uğruyor. Bunu dikkate almış Erol ve bir program yapmış.. Sinemaya girecekler için bir hızlı menü var.. Başlangıç, ara yemek, ana yemek.. Seçiyorsunuz.. Seçiyorsunuz çünkü size sunulan değişik teklifler var.. Seçerken Akmerkez'in dört sinemasından hangisine gitmek istediğinizi de servis yapan garsona söylüyorsunuz.. Yemeğinizle biletiniz birlikte masaya geliyor.. Hepsi 14 milyon 750 bin lira..
Fotomaç'ta Yırtık Krampon!..
Fotomaç, bugün bu ülkenin ilk ve tek spor mizahı dergisi Yırtık Krampon ile birlikte piyasaya çıkıyor..
Süleyman Yıldız ve arkadaşları, Oğuz Aral'ın danışmanlığı ile harika bir dergi çıkarmaya başlamışlardı. Ama hepsi amatör çizerlerdi. Dağıtımda büyük sorunlar yaşadılar. O harika dergiyi sizlere ulaştıramaz oldular ve kapanma aşamasına geldiler..
Altan Tanrıkulu, başına geçtiği Fotomaç'ta sessiz sedasız bir devrim yarattı.. Zamanla tam bir maganda gazetesine dönen Fotomaç'ta adımın geçmesini yasaklamış, Yasemin'e de "Bu gazeteyi masama koyma" demiştim..
Şimdi bu Fotomaç, Altan'ın elinde zevkle okuduğum, gururla katkıda bulunduğum bir "Spor" gazetesi haline geldi.. Fotomaç'ı artık gerçek spor meraklısı AB gurubu insanlar da alıyor ve okuyorlar.. Bu değişikliği, bizim gurubun reklamcıları farketti ve müşterilerine de anlatmaya başladılar mı bilmem.. Bu ülkenin en zinde insanlarına ulaşmaya başlayan gazetenin reklam gelirleri katlanmalı artık.
Geçenlerde başarılarını alkışladığım iki arkadaşım Altan ile Süleyman'ı bir araya getirdim..
Sonuç Fotomaç/Yırtık Krampon işbirliği oldu. Dergiyi gene Süleyman ve arkadaşları, kendi yerlerinde ve kendi özgürlükleri ile hazırlayacaklar, Altan'a getirecekler.. Altan da onları Fotomaç okurlarına ulaştıracak..
Harika bir işbirliği..
Ne kadar harika.. Bugün, Yırtık Krampon'lu bir Fotomaç alırsanız, görürsünüz..
BİZİM DUVAR
Taliban 2 milyon şehit vermeye hazır olduğunu açıklamış. Hepsinin adı da Niyazi olsa gerek...
Hakan&Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır.
Konfüçyüs
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Coğrafya dersinde öğretmen Enlem, Boylam ve dakikaları anlattıktan sonra konuyu pekiştirmek içinde sormuş. "Örneğin size öğle yemeğinde 23 derece 4 dakika kuzey, 45 derece 15 dakika güneyde buluşalım desem.. "
Bir müddet sessizlikten sonra arka sıralardan bir ses "Muhtemelen yalnız yerdiniz..!"
|